Nuray Mert

Nuray Mert

nuray.mert@milliyet.com.tr

Tüm Yazıları
Haberin Devamı

Libya’nın yarı devrik lideri Kaddafi’nin, bir zamanlar, ülkemizde hayranı çoktu. Sosyalizm’den bahsettiği için solcular arasında, İslam’dan bahsettiği için İslamcı ve muhafazakârlar arasında, ‘Esir Türkler’ meselesine duyarlığı ve Kıbrıs harekâtına verdiği destek yüzünden milliyetçiler arasında sempati toplamıştı.
Kaddafi darbesini, büyük bir umut ışığı olarak görenler arasında, ‘üstat’ Necip Fazıl da vardı. Üstat, öncelikle, Kaddafi’nin isminin yanlış telaffuz edilmesine isyan etmişti. Kaddafi, Arapça alfabede ‘zel’ harfi ile yazılıyordu ve ‘z’ sesiyle okunuyordu. Arapçada birden fazla ‘z’ sesi olduğu ve bunlardan biri (zad) çoğunlukla ‘d’ye yakın okunduğu için, bizde, Eski Türkçe döneminden beri, ‘z’ ve ‘d’ sesleri birbirine karıştırılarak okunur. ‘Zad’ ile yazılan ‘Ramadan’ bizde ‘Ramazan’ okunur, bunun gibi birçok kelime vardır. Ama, sonuçta, doğrusu ne olursa olsun, ‘Kaddafi’ telaffuzu yerleşti kaldı. Kaddafi’nin konuşmalarından seçki olarak yayımladığı kitap başlığında, Necip Fazıl’ın itirazına uygun davranarak, Kazzafi’yi kullanan Nihad Yazar’ın kitabı bildiğim kadarıyla ‘doğru’ telaffuzda ısrarın nadir ürünlerinden biridir. (Biz Neredeyiz? Konuşan: Muammer El Kazzafi, Adak Yayınları, 1976)

‘Umudu temsil’
‘Üstat’, ismi konusunda bu kadar titizlendiği genç liderin, ‘hayranlık verici tonu’ ötesinde, büyük bir umudu temsil ettiğini düşünüyordu. Ona göre, Kaddafi, “İslam’ın Osmanlı İmparatorluğu’yla beraber topyekün temsil kadrosunda zaafa uğratıldığı... Türkiye’de Tanzimat devresinden sonra tam bir buçuk asırlık sahte geliş devresi içinde her gün bir beteri, beterin beteri türerken minicik bir devlet maketinden gelse de halis, bilgiç ve şahsiyet dolu, zıt dünyalar arası muhasebe ve murakebe sahibi ilk resmi lider sesi...” idi (Milli Gazete, 7 Mayıs 1973).

‘Hak korusun’
“Duamız odur ki, Yahudiliği, komünizması, emperyalizması, büyük Batı sermayesi tröstçülüğü ve kendilerini Araptan sayan sapıklarıyla iç ve dış bütün dünyaya karşı ‘İslam, yalnız İslam!’ diye şahlanan ve hiç şüphesiz bu düşman kutuplardan her an başına bir şey gelmesi muhtemel olan bu genç lideri Hak korusun ve onun küçük maket halinde de olsa Libya’da kuracağı örnek topyekün İslam âlemine misal teşkil etsin...” diyordu (Milli Gazete, 8 Mayıs 1973).

Duası tuttu
Üstadın nefesi güçlü olsa gerek, duası tuttu, ‘Kazzafi’, kırk yılı aşkın zaman içinde bir sürü badireyi atlattı. Ancak, sonuçta, üstadın umduğu gibi bu ‘maket ülke’ değil, ‘beter durumda’ tasvir ettiği Türkiye ‘model’ haline geldi! Kaderin cilvesine bakın ki, bu dönem içinde her şey çok değişti, muhafazakârlar, Necip Fazıl’ın ‘halkı avlama’ olarak gördüğü ‘demokratik siyaset’in en önde gelen temsilcileri olmaya soyundular. İyi ki de öyle olmuş, ‘üstat’ın izinde gitseler, baş darbeci olacaklarmış. Çünkü Necip Fazıl’ın Kaddafi’ye ilişkin umutlarının bir kaynağı da ‘darbe’ ile iktidara gelmiş ve ‘dikta değneğini ele almış’ olmasıydı.

‘Halkı avlamak’
“Kazzafi, (...) yüce dini bütün asliyet ve saffetiyle benimseyici ve bağrına basıcı ilk devlet sesidir. Ve darbeyle başa geçmiş de (dikta) değneğini ele almış bir fert olarak onun, çıkardığı bu seste samimi olmamasına ve halkı avlama gibi bir yol tutmuş olmasına imkân mevcut değildir” (Milli Gazete, 8 Mayıs 1973) diyordu.

Muhafazakâr övgü
Milliyetçi-muhafazakâr yazar Osman Yüksel Serdengeçti ise, Kaddafi’yi, Mısır ziyaretinde kadınlar konusunda söyledikleri için övüyor; “İçinde kadınların da bulunduğu bir toplantıda kadın haklarına da temas eden bu genç ve dinamik lider bu hususta, ‘kadınla erkek müsavi değildir, kadının asıl yeri evidir ve vazifesi ana olmaktır’ deyince orada bulunan sosyete kadınları kendisini protesto etmişlerdir... Psikoloji tecrübeleri de göstermiştir ki, kadınların ruhi davranışları erkeklerinkinden çok aşağıda, çocuklarınkine çok yakındır... Zannedersem Libya’nın genç devlet reisi de bunu demek istemiştir” diyordu (Milli Gazete, Haziran 1973).
Benim akademik çalışma alanım daha çok İslamcılık ve sağ siyasetler odaklı olduğu için, geçmişe dönük not ve kaynaklarım hep bu çevreden oluyor. Eminim, sol siyaset söylemi içinde de, bugünden bakıldığında çok yadırgatıcı gelecek olan birçok örnek bulunabilir.

Geçmişe göz atmak
Bu tür konularda geçmişe göz atmak, aslında son derece önemlidir. Öncelikle, şimdi etrafımızda olan bitene anlayıp dinlemeden fazladan anlam yüklemenin gelecekte bizi ne duruma düşüreceği hakkında fikir verebilir. Diğer taraftan ve daha önemlisi, hangi siyasi gelenek olursa olsun, içinden geldiği zihin dünyasının şu veya bu ölçüde izlerini taşır, bu izlerle hesaplaşmakta fayda vardır. Nitekim, CHP ve Kemalist siyasal gelenek, son zamanlarda, haklı olarak bu açıdan çok sorgulanıyor. Demokratikleşme açısından bu türden geçmişle hesaplaşmalar kuşkusuz çok önemli. Ancak, tablonun sadece bir kısmına odaklanmak resmin tamamını görmemizi engeller. Bu açıdan, Kemalizm’e karşı muhalif siyasal geleneği de, ‘gömlek çıkarma’ ile geçiştirmek yerine, derinlemesine sorgulamaya başlamakta sonsuz fayda var.