Nuray Mert

Nuray Mert

nuray.mert@milliyet.com.tr

Tüm Yazıları
Haberin Devamı

Bu ülkede, söz söylemenin, itiraz etmenin imkân ve sınırları hızla yok oluyor. Demokrasinin halihazırda var olan sınırları içinde, sözümüzü söylemekten imtina edersek, kısa sürede, söz söylenemez hale gelecek haberiniz olsun!
Başbakan’ın öfkesinden, iktidarın tahammülsüzlüğünden söz etmiyorum. Daha kötüsü, son derece otoriter bir ‘zihniyet dünyası’nın, iyiden iyiye ortalığı kaplamasından söz ediyorum. Gazete ve şahıs ismi vermeyeceğim, son iki hafta içinde, mevcut iktidarı destekleyen yayın organlarında yer alan bazı köşe yazılarında geçen bazı görüş ve kavramlara dikkatinizi çekmeye çalışacağım. Görün bakın durum ne kadar ciddi, ne kadar vahim!
‘Bir köşe’nin başlığı, ‘Tefrika’ düzeninden ‘tesanüt’ düzenine’. Eski dile aşina olmayan genç okurlar için hemen açıklayayım; ‘tefrika’ ‘farklılık’tan türeme bir kelime, bizde öteden beri ‘ayrışma’ anlamında ve ‘fitne ve fesat’ ile birlikte kullanılagelmiştir. ‘Tesanüt’ ise ‘dayanışma’ anlamında kullanılır. ‘Ne var bunda, ayrışma kötü, dayanışma iyi değil mi?’ diyenler çıkabilir. Öyle değil! Üstelik, bu başlık altında savunulan; ‘mefkure birliği’ (fikir, amaç birliği). Peki bu fena mı diyebilirsiniz. Evet, fena!
Acı gerçek şu ki, demokrasi dediğimiz şey zaten ‘tefrika’yı, savunmak demek. Farklılık ve farklı düşüncenin kötü değil, tam tersine daha iyi, daha özgürleştirici olduğu kanaati, insanlığın en önemli tarihsel kazanımlarından biri. Bu açıdan, sil baştan ‘mefkure birliği’ fikrine dönmek çok vahim bir gelişmenin habercisi.
Başka bir başlık, ‘Fesat ve vatana ihanet’! Bu başlık altında, ‘fesat ve ihanet’ olarak görülenin demokrasiye ihanet olduğu şeklinde epey laf döndürülmüş ama, siz siz olun nerede ve ne adına ‘fesat ve vatana ihanet’ laflarının hortladığını görürseniz endişelenmeye başlayın. Bu laflarla yola çıkan, canının istemediği şeyi söylediğinizde gırtlağınıza yapışacak demektir.
Kendine liberal diyen bazılarının ‘Büyük Türkiye’nin ‘düşmanları’ndan söz etmesi, CHP muhalefetine, ‘darbeyle yıkamadıkları hükümeti demokratik yoldan yıkmaya çalışıyorlar’ diye ‘itham’ etmesi, normal şartlarda anlaşılır şeyler değil. Ne zamandan beri, muhalefetin demokratik yollardan iktidarı yıkmaya çalışması, kabul edilemez görülüyor izah edilecek gibi değil.
Bir adım ötede, Başbakan’ın danışmanlarından birinin, kendisi ve partisi ile aynı düşüncede olmayanları ‘Doğru’yu bildiği halde yanlışı tercih eden insanlar’ olarak tanımlaması ne demektir? Kendi doğrusunun tek doğru olduğu, diğerlerinin yanlışta ısrar ettiğini ileri sürmek otoriter, hem de katı otoriter bir zihniyetin yansıması değilse nedir?
Nihayet, ‘tarihi özel alan olarak gören muhafazakârları anlamak’tan dem vurulmaya başlanan bir ülke nereye gidiyor olabilir? Nereye gittiğini; Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu, bir açılış töreninde yaptığı konuşmada gayet güzel özetlemiş; ‘Gençlerimizi Kızıl Elma ülküsü ile yetiştireceğimiz’ bir ülkeye!
‘İleri demokrasi’ diye diye gidilen yere bakar mısınız?
Not: Kızıl Elma demişken, okumadıysanız, Yıldırım Türker’in dünkü Radikal’de çıkan ‘Kızıl Elma ağız sulandırıyor’ başlıklı yazısına bakmanızı şiddetle tavsiye ederim.