İrade gerekir

27 Mart 2013

Milli Takımımız grup eleme maçlarına kötü bir başlangıç yaptı. Oynadığı ilk 4 maçta sadece 3 puan toplayarak tüm kredisini kullanmış oldu. 2014 Dünya Kupası’na katılmak için hiçbir şekilde puan kaybetmeden kalan maçları bitirme zorunluluğu içinde kaldı. Yani her karşılaşmayı final maçı havasında oynayıp kazanmalıydı. Bu psikoloji ile maçlara çıkmak kolay değil. Bu süreçte ortaya konan futboldan çok sonuç önemlidir. Bu mecburiyetler karşısında kazanma adına bilinçli, dengeli oyunun dışına fazla çıkmadan oynamak güçlü bir irade gerektirir.
Milliler oyuna yüksek tempoda, rakibe her alanda baskı yaparak başladı. Çok iyi pas yaparak top hakimiyetini elinde tutan millilerimiz ilk dakikadan itibaren pozisyon yakalamak istediler. Rakibe kendi yarı sahasında Burak, Umut, Arda ve Alper destekli ciddi baskı yaparken, Selçuk, Nuri, Arda ve Alper’le pas oyununu çok iyi uyguladılar. Alper koşu kalitesi ile hücuma destek verirken, gelecekte bu takımın önemli parçası olacağını gösterdi. İlk yarıda rakip çok önemli pozisyon yakalamış olsa da millilerimizin kazanma azmi dışında Macaristan sürekli savunma yapmak zorunda kaldılar. İlk yarının son on dakikasında millilerin girdikleri pozisyonlar sonunda golün gelmemesi büyük şanssızlıktı.
Bu karşılaşmayı kazanma zorunluluğu içindeki millilerimiz ikinci devreye de yüksek tempoda başladı. Rakip kalede her an gol bulacakmışcasına ataklar geliştirdi. Rakip ise boş alanlar bularak kalemizde görüldü. Böylesine büyük inanç ve kazanma azmi dışında Macarlar 62 dakika dayandı. Tüm karşılaşma boyunca büyük sorumluluk üstlenen Arda, yaptığı asistle Burak’ın gol atmasını sağladı. Bu tür üst düzey karşılaşmalarda yapılan en ufak hata anında rakip tarafından değerlendirilir. Bir gol bulabilmek için çok büyük efor sarfedilirken, Semih’in hatasıyla rakibin gol bulması millilerimizin oyununun karşılığı değildi. Durumun 1-1’e gelmesi millileri olumsuz etkiledi. İkinci gol için pozisyon yakalasak da, rakip, boş alanları daha fazla kullandı. Bu süreçte yine sahnede Arda vardı. Tüm özelliklerini sahaya yansıtan ve beraberliği hazmetmeyen lider oyuncumuzdu.
Bu sonuçla birlikte 2014 Dünya Kupası’na gitme umutlarımız azalsa da millilerimizin bu karşılaşmada ortaya koydukları oyun ve mücadelelerinden dolayı tebrik ederim.

Yazının devamı...

Büyük başarı

15 Mart 2013

Zorlu şartlar altında Viktoria Plzen’i de eleyerek Avrupa Ligi’nde son sekiz takım arasına girmek çok büyük başarıdır

Fenerbahçe Avrupa Ligi’nde çok başarılı maçlar oynayarak ilk 16 takım arasındaki yerine aldı. Çeyrek finale kalma yolunda rakibi Viktoria Plzen’e karşı ilk maçta mükemmel bir oyun anlayışı içinde 1-0’lık galibiyet alarak ikinci maç için önemli bir avantaj elde etmişti. Ancak böylesine kritik maça taraftarının desteğinden yoksun çıkması ise bir o kadar da dezavantaj oldu.
Önemli bir konuda eksik oyuncular...
Fenerbahçe ideal kadrosunda sürekli yer alan Emre, Meireles ve Webo’nun olmaması takımın daha hareketli ve dinamik oyununu olumsuz etkileyen faktör olarak öne çıktı.
Her iki takım da ilk karşılaşmada olduğu gibi oyuna dengeli ve kontrollü başladı. Öncelikli amaçları gol yemeden bir gol bulmak üzerine kuruluydu.
Fenerbahçe savunmada açık vermeden Cristian’ın dinamizmi ile topu ileriye taşıyarak Sow, Kuyt ve Caner’le rakip kalede etkili olmaya çalıştı. Bu süreçte “hangi takım gole daha yakın” diye düşündüğümde, Victoria Plzen’in geliştirdiği hücumlarda rakip kalede çoğalması özellikle de kazandıkları duran toplarla Fenerbahçe kalesini tehdit etmeleri, savunmanın yapacağı en ufak bir hatada gol bulabileceklerini hissettirdi.
Maçın 25. dakikasına kadar olan süreçte rakip Fenerbahçe kalesinde fazlaca etkili ataklar geliştirirken daha sonraki süreçte topa daha fazla sahip olan Fenerbahçe oyuna hakim olmaya başladı. Buna rağmen rakip Reznik ve Rajtoral’la sağ kanattan zaman zaman etkili ataklarını sürdürdü.

Yazının devamı...

Büyük bir zafer

13 Mart 2013

İlk maçta alınan 1-1’lik skorun ardından Galatasaray bu karşılaşmada gol bulmak zorunda olduğunun bilinci ile oyuna başladı. Savunmada riske girmeden yüksek konsantrasyon ile oynarken, her çıkışta Burak ve Drogba’ya Hamit, Selçuk ve Sneijder ile ciddi destek vererek rakip kalede etkili olmaya çalıştı.
Bu tür üst düzey karşılaşmalarda oyunun her anında yüksek konsantrasyon ile oynamak gerekir. Özellikle de duran toplarda. Oyun karşılıklı ataklarla devam ederken, rakibin kornerden golü bulması, Galatasaray’ın gol atma adına daha fazla risk almasına neden oldu.
Galatasaray çok oyuncu ile etkili ataklar geliştirirken, rakibi özellikle kanatlardan Bastos ve Farfan ile sarı-kırmızılı savunmayı zorladı. Galatasaray, maçın ilerleyen dakikalarında 2. golü yemeden skoru eşitleme adına çok büyük bir mücadele ortaya koydu ve rakip kalede arka arkaya fırsatlar yakalarken, Hamit’in müthiş şutu ile skoru eşitledi.
Bu turu geçme adına oyuncuların kazanma azmi Burak’ın golü ile meyvesini verdi ve Galatasaray skoru 2-1’e taşıdı. İlk yarı itibariyle her bir oyuncu çok iyi oynarken, Hamit, Melo ve Selçuk orta sahayı ayakta tutan ve Galatasaray ataklarını rakip kaleye taşıyan isimler olarak öne çıktılar.
Schalke ise 1-1’e gelen süre içinde hızlı hücumlar geliştirerek her an gol bulabilecek bir oyun sergiledi. Ancak Galatasaray’ın yüksek temposu karşısında oyunun kontrolünü elinde tutamadı. Skorun ilk yarı sonunda 2-1’e gelmesi ile birlikte Galatasaray açısından oyunun stratejisi değişti. Bu anlayış içinde kendi yarı sahasında takım savunması yaparak rakibe fazla alan bırakmamak, kazanılan toplarla da hızlı hücuma çıkıp gol bulmaktı. Galatasaray bunu iyi uygulasa da ilk yarının aksine Schalke, çok oyuncu ile Galatasaray’ın üstüne gelip rakibi üzerinde ciddi baskı oluşturdu. Bu dakikalarda topa hakim olup pas yapamamamız baskıyı artırdı. Özellikle Burak ve Drogba’nın ileride top tutamaması Galatasaray’ın en büyük eksiği iken, baskı sonucu rakip 2. golü buldu. Schalke’nin kalemizde en etkili oyuncuları, Farfan, Bastos, Draxler ve Pukki’ydi. Özellikle Draxler hızlı koşularıyla savunmayı iyice yıprattı.
Şampiyonlar Ligi’ne yakışır şekilde çok yüksek tempoda oynanan karşılaşmanın özellikle ikinci yarısı rakibin baskısı altında geçmiş olsa da çok iyi mücadele eden Galatasaray son dakikada 3. golü Umut’la bularak turu geçip büyük bir zafere daha imza atmış oldu.

Yazının devamı...

Herkese tebrikler

11 Mart 2013

Oyunu bozmaya, çirkinleştirmeye değil sadece maçı kazanmaya yönelik mücadele eden büyük oyuncuları ve teknik adamları kutlarım.

Oyun stilleri birbirlerine çok yakın olan iki takım da maça çok hızlı başladı. Ligde zirve mücadelesi veren Fenerbahçe, Galatasaray’ın puan kaybettiği bir haftada, bu maçı kazanarak liderliğe yaklaşmak isterken, puan farkını kapatma amacında olan Bursaspor da bu mücadeleye üç puan parolası ile geldiğini gösteren bir oyun anlayışı içindeydi.
Bursaspor daha maçın 2. dakikasında Sestak ile gol bulmasına rağmen katı savunma yapmayı düşünmeden geniş alanlarda oynayarak ikinci golü hedefledi. Fenerbahçe ise maçın başında geriye düşmesine rağmen oyun disiplininden uzaklaşmadan, ayağa bolca pas yaparak gol bölgelerine girdi.
Emre 23. dakikada sakatlanarak oyundan çıkmak zorunda kaldı. Ancak bu dakikaya kadar olan süreçte çok etkili bir oyun ortaya koyarak 12. dakikada bireysel yetenekleri ile mükemmel bir gol atarken, Fenerbahçe’nin yakaladığı gol pozisyonlarının da mimarıydı.
Bursaspor bu maçı rakibi oynatmamak için değil, tamamen kendi oyunlarını oynamak, yenilgi endişesi taşımadan üç puan kazanmak için sahaya çıkmış bir takım görüntüsü verdi. Sestak, Batalla, Belluschi ve Tuncay ile gol ararken, Edu ve Musa hücuma ciddi destek sağladılar.
Fenerbahçe açısından bu anlayış içindeki bir rakibe karşı oynamak, büyük riskler taşısa da Bursaspor’un sahasında boş alanlar bulmak ve fazlaca gol pozisyonu yakalamak mümkün oldu. İlk yarı itibariyle Emre’nin sakatlanması, Gökhan ve Webo’nun olmayışı Fenerbahçe’nin rakip kale önünde daha hareketli ve dinamik oyununu etkileyen unsurdu. Yine de Sow, Cristian ve Kuyt pozisyonlara giren ancak değerlendiremeyen isimlerdi.
Fenerbahçe ikinci yarıya daha istekli başladı. Savunmada Mehmet Topuz ve Hasan Ali’nin, ancak özellikle Mehmet Topal ve Meireles’in hücuma destek vermeleri ile Bursaspor baskı altında kaldı. Bu baskı 50. dakikada çok tartışılacak bir golü de beraberinde getirdi. Yenik duruma düşen Bursaspor daha fazla risk alırken, Aykut Hoca önemli bir hamle yaptı. Semih’in yerine Caner’i oyuna soktu ve orta saha derincini artırdı. Bitmeyen enerjisi ile takımına büyük katkı sağlayan Kuyt, Fenerbahçe’nin üçüncü golüne imza atarak galibiyeti perçinleyen isim oldu.

Yazının devamı...

Soğukkanlı futbol

8 Mart 2013

Başta Aykut Hoca olmak üzere, oyuncuları akılcı ve bir o kadar da etkili oyunlarından dolayı kutlamak gerekir.

Avrupa kupalarında birçok takımı eleyip özellikle de kendi sahasında aldığı başarılı sonuçlarla öne çıkarak Fenerbahçe’nin rakibi olan Plzen tam bir sistem takımı.
Top rakipteyken, kendi yarı sahasında savunma yapan Plzen, hiç telaş yapmadan topu kapıp çok sayıda oyuncu ile atağa kalkan bir takım olarak gözüktü. Bu tür eleme maçlarında öncelikle gol yememek sonrasında da gol bulmak çok önemli. Her iki ekip maça bu bilinçle riske girmeden, dengeli ve kontrollü oynayarak başladılar.
Fenerbahçe özellikle Emre ve Meireles’in yokluğunda orta sahayı Selçuk ve Mehmet Topal ile tuttu. Bu ikili Yobo-Bekir ikilisi önündeki alanı çok doğru kapatırken, hücumlarda daha çok oyuna girip Cristian’a destek veren Topal’dı. Fenerbahçe defans dörtlüsü birbirine yakın oynarak rakibe fazla alan bırakmazken, Gökhan Gönül takımını rakip sahaya taşıyan isimdi.
Plzen geliştirdiği hücumlarda etkili ortalar yaptığında Yobo, Bekir, Selçuk çok başarılı şekilde rakiplerini tuttular. Her iki takım da çok kontrollü oynamaya özen göstererek oyunu sürdürdüler. Aslında maç iki tarafın da psikolojik bir savaş verdiğinin göstergesiydi. Fenerbahçe oyunun savunma yönünde Volkan’ın 37. dakikada yaptığı hata dışında mücadeleyi hatasız sürdürürken, rakibin kendi ceza alanı üstünü çok iyi kapatmasından dolayı Cristian ve Mehmet Topal’la şutlar atarak gole yaklaştı.
Maçın geneline bakıldığında sahada Fenerbahçe’den çekinen rakibi kendi yarı sahasında karşılayan, hata yapmadan oynamaya çalışan, kazandıkları toplarla da özellikle kanatlardan geliştirdikleri ataklarla çalışan bir takım görüntüsündeydi.
Fenerbahçe ise çok sakin, kontrollü oynayarak özellikle Gökhan Gönül ve Cristian’ın Kuyt-Sow-Webo üçlüsüne verdikleri destekle önemli pozisyonlar yarattılar. Cristian ve Mehmet Topal şutlarla gol ararken, Gökhan Gönül ve Sow’un kanatlardan getirdiği toplar çok etkili oldu.

Yazının devamı...

Müthiş tempo

26 Şubat 2013

Galatasaray 2-0 yenik duruma düşmesine rağmen ortaya koyduğu muhteşem mücadele ve attığı dört gole maçı çevirmesini bildi

Galatasaray, Orduspor karşılaşması futbol sahalarında ender görülebilecek bir golle başladı. 15. dakikada Muslera, futbol hayatı boyunca bir daha yapmayacağı tarzda bir hata ile Orduspor’u öne geçirdi. Aslında Galatasaray maça çok iyi başladı. Tüm hatları ile rakip sahaya yerleşip, Orduspor’a baskı yaptı. Top rakipteyken kanatları Burak ve Amrabat ile tutarken Galatasaray topu kazandığında bu ikili sürekli Drogba’nın yanına girerek Eboue ve Hakan’a alan açtılar. Orta sahada ise Selçuk merkezde oynarken, onun önünde Hamit-Sneijder ikilisi yer aldılar.
Galatasaray her hücumda çokça oyuncuyla rakip kalede görünürken Orduspor oyunun başından itibaren 11 oyuncuyla takım savunması yapıp sonrasında hızlı hücumları geliştirmeye çalıştı, bunda da zaman zaman başarılı oldu. İleri uçta oynayan Drogba-Burak ve Amrabat’a hücumda destek veren Sneijder ve Hamit ile birlikte Orduspor’a büyük baskı yaptılar. Merkezden yaptıkları ataklarla etkili olamazken kenardan geliştirdikleri her hücumda gol pozisyonuna girdiler.
Futbol çok ilginç bir oyun... İlk yarı itibariyle gol bulma umuduyla büyük baskı yapan, topu ayağında tutan, gol pozisyonlarına giren Galatasaray iken, 45. dakikada bu sefer Hakan’ın bireysel hatasından penaltı kazanan Orduspor ilk yarı sonunda skoru 2-0 yaptı.
İlk yarı itibariyle ilk 11’de yer alan oyuncularından dolayı hücumda çoğalan, pozisyona giren ancak savunma direnci düşük ve zaafları fazlaca olan bir Galatasaray gördük. Orduspor ise kendi ceza alanı üstüne kadar gerileyerek rakibini karşıladı. Oluşturduğu bu dar alanlarda çok iyi savunma yaparak başarılı oldular. Ancak bu başarının altında zeminin bu kadar ağır olması da önemli etkendi.
Galatasaray ikinci yarı daha da riskli oynayıp rakibine iyice baskı yapmaya başladı. Merkezi çok iyi kapatan Orduspor’a karşı sol kanattan Amrabat-Sneijder ile, sağ kanattan ise Hamit-Eboue ikilisiyle çok iyi ataklar geliştirdiler ve 55. dakikada Sneijder kendine has gollerinden birini Orduspor ağlarına gönderdi.
Fatih hocanın Umut ve Sabri’yi ele almasıyla tempoyu iyice yükselten Galatasaray üç dakika içinde Burak ile iki gol bularak öne geçti. Galatasaray’da her bir oyununcunun maçı lehlerine çevirmek adına müthiş bir reaksiyon göstermeleri ortaya koydukları kazanma azminden ve inançlarından etkilenmemek mümkün değildi. Bu baskı devam ederken her zamanki gibi sahanın yıldızı olan Selçuk 4. gole imza attı.

Yazının devamı...

Kolay değil

22 Şubat 2013

Fenerbahçe ilk karşılaşmada daha maçın başında Meireles’in kırmızı kart görmesiyle 10 kişi kalmasına rağmen çok başarılı mücadele ve oyunla rakibi ile golsüz kalarak umutlarını İstanbul’a taşımıştı.
Fenerbahçe’nin en büyük handikabı cezası nedeniyle bu maçı taraftar desteğinden yoksun olarak oynamasıydı. Taraftarsız oynanan maçlarda oyuncuların yüksek konsantrasyon sağlaması kolay değil. Ayrıca tempolu, baskılı, ancak dengeli ve kontrollü oynamak zorundaysanız. Gol yemeden en az bir gol bulmak gerekir. Maçın 90 dakika değil 120 dakika olduğunu unutmadan.
Fenerbahçe, Meireles’in cezalı, Emre’nin ise kurallar gereği oynayamadığı maçta Salih’i ilk on birde maça başlattı. Daha maçın başında oyunu ele alıp sakin, güvenli paslarla rakibe baskı yaptığı anlarda rakip on kişi kaldı. Bu dakikadan itibaren Ziegler ve Gökhan kanatları çok iyi kullandı. Sow ve Webo çok hareketli oynayarak rakip savunmayı yıpratsalar da, orta sahadan yeterli desteği alamadılar. Fenerbahçe baskılı oynasa da, Sow’un sürekli forveti ikilemesi ile sol kanatta Ziegler çok yalnız kaldı. Tecrübeli oyuncu topla buluşsa da etkin bölgelere giremedi.
Rakip bütünlük içinde çok agresif savunma yaparken Fenerbahçe ilk yarı itibariyle, yüksek top hakimiyeti ile çok pas yaparak rakibini hataya zorladı ve 45. dakikada penaltı kazandı. On kişi ile oynayan rakibin gol bulma adına yapabilecekleri 2-3 oyuncu ile hızlı çıkmak ya da şut atmak olacaktır. Fenerbahçe oyunu riske sokmadan, savunma güvenliğini gözardı etmeden maçı sürdürdü. Ziegler ve Gökhan her hücumda ileri çıkarken, Egemen, Yobo ve Mehmet Topal bölgelerini çok iyi tuttular. Ancak ikinci yarının hemen başında rakibin tehlikeli hücumunda Volkan müthiş refleksle önemli pozisyonu önleyerek oyunun zora girmesini önledi.
Rakip bir gol bulup, tur şansını yakalamak için daha riskli oynayıp, Fenerbahçe kalesinde görülse de açık alanları iyi değerlendiren Fenerbahçe önemli pozisyonlar yarattı. Özellikle Kuyt’ın atakları Fenerbahçe’nin ikinci gole yaklaştığı anlardı. Ancak gelmedi. Aykut Hoca 62. dakikada oyundaki riski minimuma indirme adına Salih’in yerine Selçuk’u oyuna aldı. Hem savunma yönü daha güvenli olurken, hem de Cristian kendi pozisyonuna geldi.
Bu kadar fazla gol pozisyonuna girilmesine rağmen 2. golü bulamamak ve zaman zaman rakibin baskısını yemek Fenerbahçe’nin bu maçtaki tek ve en önemli eksiğiydi. Avrupa Ligi’nde 16 takım arasına girmeyi başaran Fenerbahçe’yi kutlarken, Plzen’in, Napoli’yi her iki karşılaşmada yenerek elemesi ilk 8 takım arasına girme yolunda sarı-lacivertlileri çok zorlu bir mücadelenin beklediğini de belirtmek gerekir.

Yazının devamı...