Hanut ile öpüyoruz

Dünyanın en berbat turizm gelirinden pay kapma sistemi. Yasak olmasına rağmen, alenen ve tüm iğrençliği ile tam gaz uygulamada. Cezası var. Şahıslara 70 ila 170 lira. İş yerine 3 ila 10 gün kapatma. Yargı, valilikler, kaymakamlıklar, emniyet, jandarma, belediyeler, sivil toplum örgütleri adeta “salgın hastalık” alarmında. Mücadele komisyonları, timleri kuruluyor. Uygulamalarda yetki sınırı kargaşası var. Türk turizminin en büyük kamburu haline geldi hanutculuk.
Modern literatürdeki karşılığı nedir bilemiyoruz. Ama herkes turistik beldelerde; saçları jölenin ağırlığından ezilen ve güneş gözlükleri altından turistleri kesen “o gençlere” aşina. Onlar çarşıların, eğlence merkezlerinin, şehirlerarası otobüs terminallerinin, motel-pansiyon sokaklarının demirbaşlarıdır. Gözlerine kestirdikleri bir turistin yanına yaklaşır, gülümser ve ‘hello my friend’ derler, arkası gelir. Bu “turist radarlarının” sadece İngilizce değil, İtalyanca, İspanyolca, Almanca, Japonca da konuştuklarını görürsünüz. Sakın ola bu arkadaşların turizm gönüllüleri olduklarını sanmayın. Tarihi turistik mekanların bu sadık müdavimlerine, piyasa tabiri ile ‘hanutçu’ deniyor. Amaçları kazanmak. Ama bu kazanımın konusu turizm bilinci filan da değil. Turisti çekiştirirken kol kıranı, daveti kabul etmeyene tekme atanı, 2’li, 3’lü barajları aşmayı başaranları sözlü ve fiili tacizle ödüllendirenleri bile var.
Geçim derdinin dayanılmaz hafifliği yaratmış bu sistemi. Serbest rekabet harikası. Peki; bu suçu kimler işliyor. Alarm halindeki kuruluşlara göre o saçı jöleli arkadaşlar. Ama derine indiğinizde; hemen hemen bütün turizm esnafı. Çünkü hanut artık sektörde bir sistem haline gelmiş. Öyle ki; bazı esnaf kendisine getirilen müşterilere aynı zamanda halı, kuyum alıp almak istemediklerini soruyor. Olumlu cevap halinde bu turistleri bu kez hanutçu sıfatıyla o malların satıldığı dükkanlara götürüp hanutluyorlar.
Esnafa göre; Seyahat acentelerinin doyumsuz tutumları ve alışveriş merkezlerinin bitmek bilmeyen ihtirasları bu döngüyü yaratıyor. Sezonluk anlaşmalarla hanutun büyüğünü onlar cebe indiriyor. Turistin tatili boyunca içtiğinden yediğine, götürüldüğü yerden kiraladığı arabaya, aldığı deriden taktığı kuyuma kadar her şeyin komisyonunu acenta alıyor. Muhasebeleştirme kalemleri de “kelle başı ayak bastı”, alışveriş üzerinden de yüzde 5 ila yüzde 25 arasında değişen komisyondan oluşuyor.
Tur acenteleri dışında kalanlar; küçükbaş. Oteldeki animatör, resepsiyonist, bavul taşıyıcısı, garson, araç kiralayan, taksici, rehber, şoför, restorancı, hamamcıya kadar hemen herkes işin içinde. Bu bir çark. Küçük balığın yutulmamak için büyük balığa karşı geliştirdiği savunma sistemi. Asgari ücretin biraz üstüne çalışan dünden razı. Küçükbaşlar komisyon verecek ki müşteri kendisine getirilsin. Yoksa aç kalacaklar.
Yapısal bir sorun bu. 70 bin yatağa sahip beldede 400 bin esnaf bulunmasının sonucu. Her şey dahil sistemden dolayı zaten “kalitesiz turist” dediğimiz parasız turist geliyor. Para harcamaya niyetli olanı da organize işlerle biz öpüyoruz. Hem de el birliği ile.