Toplum sağlığı ve denetimsiz yapılar

14 Kasım 2019

İzmir Büyükşehir Belediyesi bünyesinde yeni kurulan Toplum Sağlığı Müdürlüğü çalışanlarıyla birlikte Basmane sokaklarını dolaştık. Kortijo mantığıyla hizmet veren avlulu avlusuz tek odalarda aynı tuvaleti ve mutfağı paylaşan göç yoluna çıkmış mülteci veya sığınmacı ailelerin yoksul yaşamlarını yakından gözlemledik. Bu insanların izbe mekânlarda kaçak otel ve pansiyonlarda sağlık sorunları yaşadıklarını özellikle cilt hastalıklarıyla karşı karşıya olduklarını gördük. Bölgedeki sağlık kuruluşlarından, muhtarlardan, otel ve pansiyon işletme-cilerinden ve kendilerinden bilgiler aldık.

Gördüğüm manzara bana birkaç yıl önce İsmet İnönü Kültür Merkezi’nde Aksel Bonfil’in senaryosunu yazıp sahneye uyarladığı “Avluya Düşen Yıldız” adlı kortijo kültürünü konu alan oyunu anımsattı. Oyunun konusu şöyleydi; Öğretmeni Lusi adlı öğrenciye “kortijo” yaşamını araştırma görevi verir. O da eskiden yoksul Yahudilerin yaşadığı avluda araştırma yapar. Avlunun yeni kiracıları buradaki geçmiş yaşamdan haberdar değildir. Tesadüfen kortijonun duvarında açılan bir oyuktan eline bir günlük geçer. Oyuncular, bu günlükten yola çıkarak kortijoda yaşananları canlandırmışlardı.

Kortijoların restore edilip kent kültürüne kazandırılması girişimleri içerisinde olmuş bir kentli olarak oyunun etkisi altında kalmıştım.

Günümüzde ayakta kalmayı başarmış kortijoların belgeselleri çekildi, üniversite öğrencilerine tez oldu hatta bazı öğrenciler projeleriyle ödüller kazandılar, usta fotoğrafçılar fotoğraflarını buralarda sergilediler. İzmir’in sosyal ve kültürel yaşamını renklendiren toplu yaşam alanları olan kortijolar zamanla yıkılıp iş yerine dönüştürülse de bu kez çok odalı eski İzmir evleri kortijo mantığıyla hizmet vermeye başladı.

Bir yazımda, “Kentler, insanlara güven ve moral vermeli” diye yazmış, Etiler Mahallesi’nde çok insanın yaşadığı eski İzmir evinden çıkan yangında hayatını kaybeden 20 yaşındaki Suriyeli genç kızı örnek göstermiştim. Gelir düzeyi düşük çaresiz insanlar nedense çöküntü alanı ilan edilen semtlerde barınıyorlar. Şimdiye kadar ortak hareket etme becerisi göstermeyen kurumlar dilerim çöküntü alanlarının iyileştirilmesi konusunda sorumluluklarını birbirlerinin üzerine atmadan yerine getirirler.

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin toplum sağlığıyla ilgili çalışanları, denetimsiz yapılarda yaşayan insanları yakından gördüler, doğrusu bu ilgiden umutlandım. Bundan sonra nasıl bir yol izlenecek, göreceğiz…

Yazının devamı...

İzmir Turizm ve Folklor Derneği

7 Kasım 2019

Halk danslarına gönül vermiş kızlı erkekli İzmirli gençler bir araya gelip 1969 yılında İzmir’in bilinen en eski derneği olan İzmir Turizm ve Folklor Derneği’ni (İTFD) kurar. Genç folklorcuların oynadığı oyunları beğenen bir Fransız, gençlere dönemin en popüler ödülü olan ‘Dijon Uluslararası Halk Dansları Festivali’ne katılmalarını önerir. Gençler zengin kostüm ve aksesuarıyla birlikte ön elemelere katılmak üzere trenle, kendi imkânlarıyla Fransa’ya hareket eder. Zeybek, Kafkas, Gaziantep ve Silifke oyunlarıyla göz doldurup 1972’de 27. Dijon Uluslararası Halk Dansları Festivali’ne katılma şansını elde eder.
52 devletin katıldığı festivalde, bir hafta boyunca döktükleri ter ve disiplinli çalışmalarının karşılığında her dalda birinciliği kazanıp İzmir’e ‘Altın Kolye’yle dönerler. Arkasından 1973 yılında Fransa’nın çağrısı üzerine, Dijon’da şeref konuğu olan genç folklorcular, 1979 Polonya Katowice Festivali ‘Kostüm ve Otantiklik’ ödülünü, 1979 İtalya Apripento Festivali’nde de ‘Özgün Ekip’ ödülünü kazanır. Sayısız yurt içi gösterileri dışında, Almanya, Fransa, İtalya Sicilya, Hong Kong, Ürdün, Katar, İsrail, İspanya ve Polonya’da yapılan festivallere katılıp ülkelerini başarıyla temsil eder. Çeşitli organizasyonlarla ülkemizin kültürünü, geleneğini, göreneğini, oyununu, müziğini, edebiyatını, yemeğini, inançlarını, âdetlerini, el sanatlarını ve giyim kuşamını araştırıp gelecek kuşaklara aktarmaya devam eden İzmir Turizm ve Folklor Derneği’nin bu yıl beğeni kazanan 50. yıl sergisini Havagazı Fabrikası’nda görme şansım oldu.
Eski ve yeni üyelerin kucaklaştığı, birbirlerine deneyimlerini aktardığı derneğin, 50 yıl boyunca Anadolu folkloruyla ilgili topladıkları müzelik giysi, belge, obje ve altın kolyelerini sergilemek için sabit ve güvenlikli mekâna ihtiyaçları olduğunu öğrendim. Basmane’de kamuya ait boş olan, örneğin Oteller Sokağı’nda bulunan bazı yapılar, sosyal projeleriyle kendilerini kanıtlamış derneklerin kullanımına verilebilir.
Agora kazı alanı sınırında, Eşrefpaşa Caddesi üzerinde bulunan, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nce onarılan tarihi binanın, İzmir Turizm ve Folklor Derneği’ne ve İzmir Turist Rehberleri Odası’nın (İZRO) ortak kullanımına tahsis edilmesi, İzmir’in kültürel zenginliğine canlılık katar. Dijon başarısını omuzlamış, deneyimli ustalarının gözetiminde, rengârenk kıyafetleriyle halk dansları yapan gençler ve folklorik görseller, tarihi bölgeyi daha da zenginleştirir. İzmir Turist Rehberleri Odası, konferans ve eğitim seminerlerini bu binada düzenleyebilir... İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Tunç Soyer ve çalışma arkadaşlarının önerime sıcak bakacaklarını umuyorum.

Yazının devamı...

Başkan Tunç Soyer’le eski İzmir sokakları

31 Ekim 2019

Geçen hafta sonu Eşref Paşa Caddesi’nde İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Tunç Soyer’le buluşup mini bir gezi yaptık. Geziye, Başkan Danışmanı Ahmet Altan, Koordinatörler Oktay Bilgin ve Onur Yıldırım, Protokol Müdürü Aslı Çam Kılık, fotoğraf sanatçısı Atilla Özdemir, profesyonel turist rehberi Pınar Kızıl ve ben katıldım. Sakarya Mahallesi’nden başladık, nedeni Başkan’a çok kültürlü mahalleden günümüze kalanları göstermekti.
Taşıyıcı duvarları ve tevasının dört sütunu halen ayakta olan Sonsino Sinagogu, ilk ziyaret ettiğimiz yer oldu. Çöplük olan tarihi mekânı başkana nasıl gezdireceğimi düşünürken, kendisi benden önce davranıp tonozlu sinagogu incelemeye başladı. Başkan’ın enerjisinden aldığım cesaretle, onu henüz tanımlanması yapılmamış başka bir tonozlu yapıya davet ettim. Mülkiyeti özel şahıslara ait olan yapıya girmek cesaret gerektiriyordu. Kentin merkezinde İzmir tarihine, turizmine katkı sağlayacak gizemli mimariyi cep telefonu ışığında görebildik.
Başkan’a sayısı rakamlarla belirlenen tescilli yapı sayısına itibar etmemesini, henüz tescillenmemiş, taşınmaz kültür varlıkları olduğunu örnekler vererek anlattım. Arkasından kapısı penceresi çalınıp yağmalanan Rum okulunu, Küçük Aya Yani Kilisesi’nin kuzey kapısını gösterdim. Başkan, mahalledeki binaların, Davut yıldızı ve haç motifi işlenmiş mavi kapının tek tek fotoğraflarını çekti. Restorasyonu yeni yapılan Namazgâh Hamamı’na, oradan Kurşunlu Camii’ne uğrayıp, avlusunda bulunan sadaka taşını gördük. Antik dönemden hatıra kalan, 943 Sokak üzerinde sıralanmış, cumbalı İzmir evlerine ilgi gösterdi.

El yapımı bayrak

Anafartalar Caddesi’ne cephesi olan, içinde sinagog bulunan Taş Kortijo’nun ana giriş kapısı kapalı olduğu için, içeriye bitişik kapıdan girmeyi başardık. Başkan; burada da ihmali, yıkımı ve define çukurlarını gördü. Zamana meydan okuyan, İzmir Müftüsü Rahmettullah Efendi’nin evine uğradık. Büyükşehir Belediyesi Koordinatörü Sayın Hasan Tahsin Kocabaş’ın yakından takip ettiği, üçgen alınlıklı yapının kurtarılması umudumuz yeniden filizlendi. Hatuniye Camii ve parkının fiziki görüntüsüne, Dönertaş Sebili çevresindeki karışıklığa çözüm aradık. Osmanzade Yokuşu çıkmaz sokağında, etrafı demir perdeyle çevrili enkaz sökücülerinin dadandığı, belediyenin mülkü olan yapıların ve yetiştirme yurduna hibe edilen Osman Paşa Konağı’nın içler acısı durumundan etkilendik. Konakta dikilen, sahiplerince Apikam’a bağışlanan, el yapımı 9 Eylül bayrağının öyküsüyle duygulandık...

Gördüklerinden etkilendi

Başkan’ın diğer randevularına yetişmesi için geziyi saatinde bitirmemiz gerekiyordu, zaman kısıtlıydı. Kıllıoğlu İbrahim Efendi Hamamı’ndan sonra Altınpark’a geçtik; arkeopark yapılmayı bekleyen arkeolojik alan son ziyaret yer oldu. Yavru çınarın gölgesinde soluklandık, tarihi Muzafferiyeti Milliye Fırını’ndan ikram edilen çörekleri tattık. Gezi boyunca Başkan’a Halkapınar’da yapılmak istenen çok katlı hizmet binası hakkında sorular sordum. Söz konusu yapının temellerinin atılmış olduğunu, jeolojik araştırmalardan çıkan sonuçlara göre inşa edilecek hizmet binasının su havzasına zarar vermeyeceğini, tarihi yapılar dışında sonradan yapılan ek binaların tamamının yıkılacağını, gölün geri kazandırılacağını söyledi. Kısa süren çay içimi sohbette, Başkan’ın gezinin verimli geçtiğini, gördükleri karşısında etkilendiğini söylemesi tesellimiz oldu.

Bisikletiyle uzaklaştı

Yazının devamı...

Parohetler tamir ediliyor

17 Ekim 2019

İzmirli Musevi yurttaşlarımız kültürel miraslarına sahip çıkıyor. Güzelyurt Mahallesi’nde bulunan Etz Hayim Sinagogu restore ediliyor. 920 Sokak’ta yıkıntı halinde olan Bet Hillel Sinagogu onarıldı, müze olarak hizmet veriyor. Bölgede, Yahudi kültürüyle yakın ilişkisi olan, restore edilmeyi bekleyen başka yapılar da var. Hurşidiye Mahallesi Muhtarı Enis İpek, mahallesindeki iki eski binayı, koruma kurullarından izin alarak proje kapsamında kendi imkânlarıyla restore etti. Bunlardan biri, Anafartalar Caddesi’ne cephesi olan, bir dönem boyoz pişirilen, eski Lale Fırını’ydı. Yıkılmak üzere olan tarihi fırının üst katlarının Yahudihane olarak kullanıldığını 1931 yılına ait tapu kayıtlarından öğreniyoruz. Sahibi Yako Usta’nın Amerika’ya göç etmesi nedeniyle satılan fırın, uzun yıllar aynı işkolunda hizmet verdi. Hurşidiye Mahallesi Muhtarı Enis İpek ve kardeşlerini, her iki tarihi yapıyı kendi bütçeleriyle restore ettirdikleri için kutluyorum.
Konak Belediyesi; 2000’li yılların başında tarihi sinagogların bulunduğu sokaklarda iyileştirme çalışmaları yapmış, kapalı olan 926 ile 920 sokakları birbirine bağlamıştı. Bu faaliyetler sırasında 920 Sokak girişinde, bahçe içinde harap halde olan hahamhanenin restorasyon projesi hazırlanırken, Konak Belediyesi mimarı Mihriban Yanık tarafından bodrum katında sandıklar içinde rutubetten zarar görmüş tekstil ürünleri bulunmuş ve bunlar korunması için Yahudi Cemaati’ne teslim edilmişti.

İzmir’in zenginliği

Değişik renklerde kırmızı, mor ve eflatun ağırlıklı; kadife, atlas ve ipek üzerine bakır, gümüş ve çinko alaşımlı ipliklerden bindallı benzeri gelinlik, elbise ve örtüler sahipleri tarafından sinagoglara bağışlanır, Parohet denilen işlenmiş kumaşlar perde olarak kutsal kitap Tora’nın saklandığı ‘Ehal’ adı verilen dolapların dışına ve içine asılırdı.
İzmirlilerin yakından tanıdığı profesyonel turist rehberi ve Yahudi tarihçisi Sara Pardo’nun kurtardığı, yaklaşık 200 yıl önce elle işlenmiş 325 adet Parohet, Finlandiyalı tekstil uzmanları tarafından onarılıyor. Parohetlerin üzerinde tarih, kapı, kandil el, hayat ağacı, menora, Davut yıldızı vs. motifleri görmek mümkün. Parohetlerin günümüze gelmesinin nedenlerinden biri de, ipliklerinin metal alaşımından yapılmış olmasaydı. Zaman, Parohetlerin renginde kısmen bozulmalara neden olsa da, el emeği nakışlarda ustalık hemen fark ediliyor.
İzmir Musevi Cemaati Yahudi kültür mirasının yaşatılması için açacağı Sefarad Müzesi’nde sergileyeceği Parohetler üzerine yazı yazıp bilgilendiren arkadaşlarımız Saadet Erciyas ile Raşel Rakella Asal’ı selamlıyorum. Kurtarılmaları için emek veren, Cemaat Başkanı Sami Azar’a, Sara Pardo, Nesim Bencoya, Finlandiyalı restoratörlere, Mimar Mihriban Yanık’a, Ekonomi Üniversitesi Tekstil ve Moda Bölümü’ne, emeği geçenlere teşekkür ederim. Parohetler, İzmir’in zenginliğidir.

Yazının devamı...

Ömür gelip geçiyor

10 Ekim 2019

Taşlama sanatının günümüzdeki temsilcisi, şair-yazar Mukadder Özakman’ı kaybettik. Cami avlusundan son yolculuğuna uğurlarken, Pardon, Akbaba, Ustura, Varlık Dergisi, Gırgır ve Çivi’de yazdığı yazıları, şiirleri ile 1966 yılında Genç Ozanlar Yarışması’nda birincilik ödülü kazanan ‘Aşk Senfonisi’, ‘Bürokrasi-Bürokrasi’ kitapları geldi aklıma.
Adından dolayı ben de diğer okuyucuları gibi kendisini kadın sanıyordum. Yıllar sonra bir sergide karşılaşınca hayretimi gözlerimden okuyup, “Evet, adımdan dolayı çoğu insan beni bayan sandı” demişti. ‘Basmane Tarih, Sanat, Kültür ve Arkeoloji Günleri’ kapsamında yapılan söyleşilere konuk olur, dinleyicilere yaşadığı ve gözlemlediği İzmir’i, Eşrefpaşa’yı, Değirmen Dağı’nı, Kemeraltı Çarşısı’nı ve Basmane’yi anlatırdı. Tesadüfi karşılaşmalarımızda ayaküstü, daha çok kentin sıkıntılarını, hayata geçirmek istediği İzmir projelerini konuşurduk. Özellikle eski İzmir sinemaları üzerine kitap olacak çalışmalarından bahsederdi...
Elhamra Sineması’nda oynatılan sessiz filmleri, Karataşlı bir Musevi delikanlısının piyanoyla hareketli sahnelerde hızlı, aşk sahnelerinde yavaş, kavgalı sahnelerde karışık, komedilerde neşeli melodiler çaldığını, İzmir’in bütün eski ve yeni sinemalarını bildiğini, Elhamra Sineması gibi rahat koltuklu, perde görüşü harika, yüksek tavanlı ve akustiği mükemmel bir sinema görmediğini söylerdi.
Kentine duyarlıydı
Arkadaşlarına Karagöz ve kendi imalatı olan sinema makinesiyle film oynattığını anlatırken heyecanlanıp çocukluk yıllarına dönerdi. Evinin bir köşesinde büyük bir perde ve bir sinema makinesi hazır vaziyette dururdu.
Mühendislik eğitiminin verdiği titizlikle kentte yapılan inşaat imalatlarını yakından takip eder, eksik ve noksan gördüklerini ilgili kurumlara dilekçeler yazarak bildirirdi. Bir gün kendisini erken saatlerde Konak altgeçidini elinde metreyle ölçerken görmüştüm. Geçit yüksekliğinin şartnamelere uygun yapılıp yapılmadığını kontrol edecek kadar kentine duyarlıydı. Arkasında bıraktığı arşivine sahip çıkılıp bir kültür merkezinde, sokak veya parkta adının yaşatılması girişimleri dilerim gerçekleştirilir. Şair Mukadder Özakman, sağlığında mezar taşına bakın ne yazdırmış:
Ömür gelip geçiyor öğrenmekle bilmekle / Ya bir güzel sevmekle, ya ağlamak gülmekle / Ardımdan denilmesin “hiç yapıt bırakmadı!” / Mizahımı yaptım ben bu dünyaya gelmekle /

Yazının devamı...

Fevzipaşa Bulvarı’nda abbara

26 Eylül 2019

Mimar Kemalettin Çarşısı’nda 1. Ulusal Mimarlık Dönemi’nde inşa edilen yapıları, usta bir ressamın fırçasından çıkmış bir sanat eseri gibi seyrederim. Bu bölgede 1922 yangınından zarar görmüş veya tarihten silinmiş hanlar, hamamlar hatta kiliselerin olduğu biliniyor. 1922 yangınından etkilense de ayakta kalmayı başarmış, yıllardır kapalı olan Çukur Han’ı görmek için Kadıoğlu Han’ın abbarasından geçip Mimar Kemalettin Caddesi’nden kuzey kapısına doğru yürüdüm. Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi’nde adı geçen, 17. yüzyıla tarihlenen Çukur Han’ın raspalanmış duvar ve nişlerini, volta döşemelerini, tonozlarını, kapı ve pencere sövelerini, hayvanların su içtiği yalağı ve birçok detayı gördüm. Özellikle yaptığı işe güvenen restoratörlerin konuya merak duyan İzmirlilere ara sıra şantiyelerini açmaları sevindirici bir olay. Zeminde avluya bakan ve üst katlarda bulunan han odalarına nasıl fonksiyon verilecek, göreceğiz. İçinde sanat galerilerinin olduğu, Ege mutfağının sergilendiği yeme içme mekânlarına dönüşmesi, sanırım arastaya daha çok hareket getirir.

Kente kazandırılmalı

Dönüşte, tekrar Fevzi Paşa Bulvarı’na geçiş veren, yaklaşık 3 metre genişliğinde, 7 metre uzunluğunda olan yüksek tonozlu, girişte üst katlara açılan kapısı olan abbarayı kullandım. Önceki yıllarda bu sayfalarda kamusal ve özel kullanımın bir arada görüldüğü insanları, yağmurdan ve güneşten koruyan ve diğer yollara geçit veren, daha çok Güneydoğu Anadolu şehirlerimizde görülen geçitlere abbara denildiğini yazmış, İzmir’de Asansör civarında olan abbara, diğer adıyla ‘kabaltı’ örneğine dikkatleri çekmiştim. Bu kez, eski adıyla Peştemalcılar’da Kadıoğlu Han’ın altında bulunan, üst katı atölye olan, İzmirliler tarafından halen kullanılan abbaranın nadirliliğini ve mimari biçimini örnek gösteriyorum. Döneminin özelliklerini taşıyan, yuvarlak kemerli abbaranın önüne farklı bir malzemeyle beton kiriş yapılması çok hoş olmamış.

Abbaranın sağ tarafında karşılıklı dükkânların bulunduğu, çıkmazı olmayan sokağa (914) neden ‘Şeytan Çıkmazı’ adı verildiğini merak edip mahalli adlandırma için eski sokak adlarını inceledim, ancak böyle bir sokak adına rastlamadım.

Haritalarda adı ‘Abriye En Bois’ olarak geçen, ihtimal bir dönem üstü kapalı ve korunaklı olan sokağın o yıllarda çıkmazı var mıydı? Profesyonel turist rehberi dostlarımız, İzmir turlarında Kadıoğlu Han’ın abbarasından geçirdikleri gezginlere Mimar Kemalettin Çarşısı’nda 1. Ulusal Mimarlık Dönemi eserlerini gösterip, restore edilmiş Çukur Han avlusunda Ege lezzetlerini tattırabilir. Fevzipaşa Bulvarı’nda dizili olan, restore edilmeyi bekleyen Büyük Karaosmanoğlu, Mirkelam, Servili ve diğer hanların turizme katkısı göz ardı edilmemeli. Tarihi eserleri onarıp kent kültürüne kazandırmak hepimizin görevi olmalı. İzmir’in zenginliği anlatmakla bitmez.

Yazının devamı...