Tarihe zarar verenler

30 Mayıs 2019

Eski İzmir sokaklarında zaman zaman karşıma çıkan sağa sola atılmış eski eser kalıntılarını görünce ilgililere haber veriyorum. Daha geçenlerde Namazgah Hamamı yakınında gördüğüm arkeolojik parçalar uyarım sonrasında müze deposuna kaldırıldı. İçlerinde küçük bir çocuğa ait mezar taşı da vardı. Buluntuların kaçak define kazılarında ortaya çıkarılıp, işlerine yaramadığı için atılmış olabileceğini düşünüyorum.

Tarihi değerlerimiz hayali define senaryolarından büyük zarar görüyor. Konuyla ilgili bir yazımda, “Defineciler eskiden ilkel metotlarla, çatallı dal, horoz kanadı, nefesi derin hocalarla çalışırlardı, şimdi meskûn yerlerde modern dedektörler, patlayıcılar ve iş makineleri kullanıyorlar, ellerindeki uydurma haritalara bakarak asırlık ağaçları, koca değirmen taşlarını, köprü ayaklarını, heykelleri, lahitleri kırmaktan çekinmezler” diye yazmıştım.

Emirsultan Haziresi, Yıldırım Kemal Bey İlkokulu, İplikçi İsmail Dede ve Tayyar Tuzcu Hazretleri türbeleri, Anafartalar Caddesi’nde harabe bir sinagog define kazılarından zarar gördü.

Özellikle mezar ve türbelere yapılan saldırıları anlamakta zorlanıyorum. Definecilerin çevreye ve kültür varlıklarına verdiği zararlar, bütün hızıyla yurdumuzun her yerinde devam ediyor.

Define kazıları dışında toprak üstünde bulunan kültür varlıklarımız da acımasızca yağmalanıyor. Geçenlerde bir arkadaşım Kokluca Mezarlığı’nda bulunan aile mezarlarının demir korkuluklarının çalındığını söyledi. Özellikle eski İzmir evlerinde gördüğüm objelerin bir süre sonra yerlerinde olmadığını görüyorum, kapı ve pencereleri, madeni aksesuarları çalınıp satılıyor.

Osmanzade veya Kapanizade adıyla bilinen ahşap panjurlu, vitraylı, tavanlarında özgün kalem işleri ve cihannüması olan konağın önce şömineleri çalındı arkasından definecilerin talanına uğradı. Mermer zeminde bulunan motifler define işareti sayılıp metrelerce kazıldı, ikinci bir örneği olmayan tarihi Konak defineci kazılarından yeterince zarar gördü şimdi enkaz halinde koruma bekliyor.

Hırsızlar Sakarya Mahallesi’nde Halk Eğitim merkezi olarak kullanılan eski Rum Okulu’na dadandılar. Son gördüğümde kapı ve pencereleri çalınan okul içerisinde sevimli keçiler geziniyordu. Güvenlik önlemleri bir yere kadar insanlar eğitilmediği sürece tarihi eserler zarar görmeye devam edecek.

Demek istediğim İzmir tarihini koruma projeleri bir an önce hayata geçirilsin, kültür varlıklarımız acilen koruma altına alınsın.

Yazının devamı...

İzmir’in rengi?

23 Mayıs 2019

Araştırmacı yazar sahaf İlhan Pınar’la sıklıkla buluşup İzmir üzerine sohbet yaparız. “Yaşadıkları şehrin tarihini bilmeyenler o şehri sadece tüketeceklerdir” diyen İlhan Pınar’a “İzmir’in tarihi ne kadar yazılmıştır?” diye sordum.
“İzmir’in çok dillendirildiği ve övgüyle söz edildiği zengin tarihinin henüz yazılmadığını söyleyebilirim. Biz henüz bütüncül bir İzmir tarihini sağlıklı olarak yazamamışken, lokal ve mahalle tarihlerini yazmaya başlayan kentlerin çok arkasından gitmekte olmamız üzücü ve yaralayıcıdır. Örneğin; tünellerle gündeme gelen ve kentin önemli lokasyonlarından olan Damlacık ve Değirmentepe üzerine yazılmış bir cümle dahi bulamazsınız.
Ne yazılı olarak ne de araştırma anlamında 19. yüzyılda yapılan çalışmaların çok gerisindeyiz. Yani demek istediğim 19. yüzyılda bize kentle ilgili aktarılanların dahi arkasından yetişemiyoruz. Bu kentin tarihi için Avusturyalı Baron Anton Prokesch Von Osten’in, Georg Weber’in, Aristoteles Frontier’in ve diğerlerinin yaptıklarını ve bu kentin belleğine katkılarını algılamadan, ortaya koymadan ve hakkını teslim etmeden pek mesafe alabileceğimiz zannetmiyorum.
İzmir’i keşfetmeden Akdeniz’e açılamaz dediğinizi anımsıyorum, İzmir yazılan ve okunan bir kent değil mi?
“İzmir’i keşfetmeden Akdeniz’e açılırsanız, yüzemezsiniz! Tarih bilinçtir; kent aidiyettir. 20. yüzyılda kentteki en büyük keşfimiz Agora’dır! O da biliyorsun bir sel felaketi sonrası kendiliğinden olmuştur. 18 ve 19. yüzyıllarda Stephan Schulz ve Georg Weber’in bize aktardığı Sütveren Meryem/Panaghia Galatoussa’yı biz daha geçtiğimiz yıllarda ortaya çıkarabildik.
Elbette yazılan ve okunan bir kent olmadığı çok açıktır. Kentte doğru dürüst bir yayınevinin olmadığı, hasbel kader kentle ilgili basılan bin kitabın tüketilemediği bir kentin yazılıp okunduğundan söz edebilir miyiz? Kentle ilgili bir bilgi üzerinden tartışma yaparak doğruya erişebileceğiniz bir platform bile yoktur. Kaldı ki, kentin ne doğru dürüst bir envanteri ne de bir arşivi söz konusudur... Eğer İsviçre’de bir yazar, ‘İzmir neden edebi kent olamadı?’ üzerine kafa yoruyorsa, Kanada’da bir akademisyen, Fazıl Ahmet Paşa Vakfiyesi üzerinden kenti okumaya çalışıyorsa İzmirlilerin bunların üzerine düşünmesi gerekir. Bilgi turiste pazarlanacak meta olmaktan öte kendimizin ihtiyacı olduğu anlaşıldığı sürece değerlidir. Yaşadıkları şehrin tarihini bilmeyenler o şehri sadece tüketeceklerdir.
Sadece yazarak ve okuyarak bir İzmirlilik kimliği oluşturamayacağımız açıktır. Bu etkinliğin kentin günlük yaşamında da uygulamaları olan etkinliklerle desteklenmesi gerekmektedir. Kenti kentte yaşayanlara dokunulabilir, hissedilebilir kılmak gerekir.

Yazının devamı...

İzmir’in işgali

16 Mayıs 2019

İzmir’in işgalinin üzerinden 100 yıl geçti. Hatırlayalım... Emperyalist güçler, savaştan yeni çıkmış ülkemizi savunmasız bir anında topları tüfekleri, uçakları, savaş gemileriyle gelip işgal etti. Konak’ta, Basmane’de, Hatuniye, Namazgâh ve Kemeraltı Çarşısı’nda hemen her yerde işgal askerleri dolaşıyordu. İşgalin ilk günlerinde ön saflarda karşı koyanlar, direnenler püskürtüldü, ölümler oldu. Sabah işine gidip akşam evlerine dönemeyenler olurken, ay yıldızlı bayrakların asıldığı evlerin üzerine karanlıklar çöktü. Masum insanların cesetleri, cenaze törenleri yapılamadan mezarlıklara taşındı, mezar taşlarına adları dahi yazılamadı. Sokaklarda yabancı askerlerin dolaşması İzmirlileri tedirgin etti, silah ve top seslerinin ardından dükkânlar yağmalandı. Yağmaya yerli işbirlikçiler de katıldı, okullar ateşe verildi...

“Yunan askerleri çevreye dağıldılar. Bir kol Kemeraltı Caddesi’ne dağılarak, olay yerinden 400 metre ilerideki Başdurak Camisi’ne kadar ilerledi. Bir kol da Tramvay Caddesi’nde ilerledi. Evzonlar, rastladıkları tüm Türkleri kurşunladılar, süngülediler. Makineli tüfek de kullandılar. Kadınlar ve çocuklar bile Öç Tanrısı’na kurban edildi, her taraf cesetlerle doldu. İzmir Merkez Komutanlığı’ndan, İstanbul Jandarma Genel Komutanlığı’na gönderilen ve işgal günlerinin facialarını anlatan raporda, Tramvay Caddesi üzerinde olay yerinden 200 metre kadar uzakta bulunan, bugün Tapu Müdürlüğü binasının olduğu yerdeki Ziraat Bankası binasının giriş merdivenlerine sığınmış kadınların ve çocukların acımasızca öldürüldükleri ve banka merdivenlerinden sel gibi kan aktığı belirtilmiştir. İzmir ve yakınlarında o gün tenha yerlerde polisler ve jandarmalar öldürülmüştür. Olaydan 15 gün sonraya kadar denizden birçok ceset çıkarılmıştır. Bunlar arasında boğazlarından birbirine zincirle bağlı üç polis cesedinin Hükümet Konağı önündeki sahil kısmında görülmesi, dikkat çekmeye ve önem vermeye değer bulunmuştur.” (1)

İLK KURŞUN

Alınan karar gereği, insanların toparlanıp bir araya gelmeleri yasaklandı, şehre giriş ve çıkış kontrole tabiydi. Yakın ilçe ve köylere gitmek için bile izin almak gerekiyordu, kentin her yerinden kurtuluş duaları yükseldi. İşgali kabullenmeyip Yunan kuvvetlerine ilk kurşunu atan, kutsal isyanı ve Kuvayı Milliye ruhunun Anadolu’da yayılmasına önder olan gazeteci Hasan Tahsin, tarih sahnesinde görevini canı pahasına yapmış, cesaret abidesi bir isim olarak hafızamıza kazındı. Vatanseverliğin sembolü, vücudu süngülerle delik deşik edilmiş Şehit Albay Süleyman Fethi Bey ve daha nice kahramanlar bizim için efsane oldular. Adları birçok şehrin sokak ve caddeleri ile okullara verildi. Fransa, İngiltere ve ABD gibi emperyalist devletlerin yardımıyla gerçekleştirilen işgale karşı çıkan, başta Gazi Mustafa Kemal ve silah arkadaşlarını, şehit ve gazilerimizi vatan topraklarının özgürlüğü için kendilerini feda edenleri minnet ve saygıyla anıyorum.

(1) İzmir’de Yunanlıların Son Günleri, Bilge Umar, İzmir Büyükşehir Belediyesi Kent Kitaplığı

Yazının devamı...

Basmane doğumlu ressam Ayetullah Sumer

9 Mayıs 2019

Ressam Ayetullah Sumer, Basmane’de doğdu. Türk resminin büyük ustası Prof. Nüzhet Ayetullah Sumer’in çocukluk ve gençlik yıllarını, sanat yaşamını torunu Sayın Hasan Aslan Akpınar’la konuştum...

Türk resim sanatının ustalarından rahmetli dedem Prof. Nüzhet Ayetullah Sumer (Sümer değil, Sumer), 16 Nisan 1905’te bir pazar günü, İzmir’in Konak İlçesi Fettah Mahallesi (yeni ismi Akıncı Mahallesi) Dibek Sokak, No.58 adresindeki, iki katlı tipik bir Türk konağında doğmuş. Dedemin babası İzmirli Allamezade Ailesi mensubu, Mustafa Hamdi Bey ve Vahide Hanım’dan olma, Duyunu Umumiye Aşar Müdürü Mehmet Esat Bey, annesi ise İzmirli Şerif Bey ve Hatice Hanım’dan olma Saniye Hanım’dır.

Birinci Dünya Savaşı yıllarını Buca’da geçiren dedem ve ailesi, Mondros Mütarekesi’nin ardından, 15 Mayıs 1919’da başlayan Yunan işgali ile artan baskılar neticesinde Türk ailelerinin çoğunlukta olduğu Karşıyaka’ya taşınırlar. Dedem, bu süreçte işgalin ardından Türk okullarının kapatılması nedeniyle altı sene okuduğu İzmir Birinci Sultani Mektebi’ndeki eğitimini de yarım bırakmak zorunda kalır.

Dedem Nüzhet Ayetullah, 10 Eylül 1922’de büyük kurtarıcı Gazi Mustafa Kemal’i Karşıyaka’ya geldiğinde görmüş ve çok etkilenmiş. İlk kez gördüğü ve hafızasına kaydettiği kalpaklı Mustafa Kemal portresini aynı günün gecesinde 30 cmx40 cm boyutundaki tuvale aktarıp, arkasından İzmir yangınını ve Türk süvarilerinin İzmir’e girişini de resmetmiş. Dedem, Gazi’yi ilk görüşünü şu sözleriyle betimlemiş.

120’nin üzerinde Atatürk portresi yaptı

“Gazi Paşa’nın bende bıraktığı ve unutulması mümkün olmayan bu ilk intiba ile işgal günlerinde başlamış olduğum portresini bitirdim. Bu portreyi Büyük Paşa’ya takdim etmek istiyordum. Gazi’nin maiyetindeki Süvari subaylarından Hadi Bey’e verdim. Sonraki yıllarda, dedem Nüzhet Ayetullah Sumer, kendi ifadesine göre hayatı boyunca 120 adedin üzerinde Atatürk portresi yapmıştır.

İzmir’in kurtuluşunun ardından okula geri dönen dedem, ortaöğrenimini İzmir Birinci Sultani Mektebi’nde tamamladıktan sonra, 25 Ağustos 1924’te Avusturya ve Fransız sermayeli Selanik Bankası’nın İzmir şubesinde işe girer ve burada 14 Mayıs 1925’ye kadar çalışır. 23 Ocak 1928’de Osmanlı Bankası’nın İzmir Şubesi’nde çalışmaya başlar. Askerlikten terhisinin ardından tekrar Osmanlı Bankası’ndaki işine dönen dedem, bir yandan çalışırken, bir yandan resim çalışmalarını sürdürür. 1928 yılında, henüz 23 yaşında, İzmir Türk Ocağı’nda etüt ve tablolarından oluşan ilk kişisel resim sergisini açar. Serginin açılışı, İzmir Valisi Kazım Dirik tarafından yapılır. İzmir Türk Ocağı binasında açılan sergide başında kalpağı ile İzmir’e girişi betimlenen Mustafa Kemal’in portresinin yanı sıra ‘Büyük İzmir Yangını’ ve ‘Türk Süvarilerinin İzmir’e Girişi’ resimleri de büyük beğeni toplar. 1932 yılında Paris Milli Güzel Sanatlar Yüksek Okulu’ndan ‘uzman’ diploması alarak mezun olan dedem Nüzhet Ayetullah, 5 Aralık 1932’de Paris’ten ayrılmasını ve yurda dönüşünü takiben, İzmir’e veda ederek, 31 Ocak 1933’te İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nde 7183 sicil numarası ile, aylık 25 lira maaşla ‘fresk muallimi’ olarak göreve başlar. Bir ay sonra 1 Mart 1933’te 38 yıl süresince başında kalacağı, Güzel Sanatlar Akademisi’nin Fresk Atölyesi’ni kurmakla görevlendirilir.

Sayın Hasan Aslan Akpınar; dedeniz Ayetullah Sumer gibi Sümerbank’ın kurucu Genel Müdürü, milletvekilliği ve bakanlık yapmış büyük amcanız rahmetli Nurallah Esat Sumer’in de çok ilginç bir yaşam öyküsü var. Konusunda uzman, sanat alanında ve ülkemizin iktisadi kalkınmasında büyük hizmetlerde bulunmuş, soyadlarını Mustafa Kemal Atatürk’ün verdiği, İzmir Basmane doğumlu dedelerinizin adını kent belleğinde sonsuza dek yaşatmak için, doğdukları sokağa adlarının verilmesi konusunda İzmirlilerin hassas davranacağına inanıyorum. Verdiğiniz bilgiler için teşekkür ederim.

Yazının devamı...

Sakarya Mahallesi’nde bir ev, bir kapı

2 Mayıs 2019

Sakarya Mahallesi’ne her gidişimde mahallenin simgesel yapılarının tahrip olduğunu görüyorum. Roma su kanalına ev sahipliği yapan sokakta bazı binalar yanıp yıkılmış. Önceki dönemlerde, üç kutsal dinin izleri olan mahalleye koruma gelsin diye, kanalı ve üzerinde bulunan binayı muhabir arkadaşlarımla birlikte haber yapıp önemini dönemin belediye başkanına anlatmıştık. Mahallede durum iyiye gideceğine hepten kötüye gitmiş. Konuştuğum insanlar, sokaklarının bakımsızlığından dert yandı. Mahallenin müdavimi, Roman Kültür ve Dayanışma Derneği Başkanı Yakup Çardak mahallesinden ayrılmış, ardından yıllarca oturduğu, papazın evi olduğu söylenen yapı yanıp yıkılmış. Küçük Aya Yani Kilisesi’nin batı bitişiğinde bulunan Sonsino Sinagogu, onca uyarıya rağmen çöplük olmaktan kurtarılamadı... Mahallede gizemini koruyan, tanımlanması yapılmamış başka yapılar da var. Bir dönem Halk Evi olarak kullanılan, eski Rum okulunun kapı ve pencerelerinin yağmalanmış olduğunu gördüm. Acilen önlem alınması gerekiyor...

Geçen hafta araştırmacı dostum, Dr. Osman Koçana-oğulları’yla birlikte, mahallede doğmuş İzmirli Evangelos Drako-poulos’un evini aradık. İzmir’den mübadele yıllarında ayrılan Drako-poulos’un doğduğu evle ilgili bilgileri araştırmacı yazar Bay George Poulimenos, Dr. Osman Koçanaoğulları’na aktarmış. Evangelos Drakopoulos, anılarında belirgin olarak evlerinin kapısında Haç ve Davut yıldızı olduğundan bahsetmiş. Evi bulmak bizim için zor olmadı. Yıllardır ilgimi çeken bu çift kanatlı, eski İzmir evinin kapısında gördüğüm ‘Haç ve Davut yıldızını’ İzmirlilere gösterip gizemini çözmeye çalışıyordum. Kapısında dinsel motifler olan evin üst katı yıkılmış, girişte mermer basamağın biri yol kotunun altında kalmış. Evle ilgili detaylı bilgileri Dr. Koçanaoğulları bloğunda yayımladı, okumanızı öneririm.

Kimler gelip geçti...

Evangelos Drakopoulos’un ailesinde farklı dinlerden evlilik olmuş muydu; Drakopoulos ailesi, evin ilk sahipleri miydi? Bilgiler netlik kazanınca yazacağım. Çok yaygın olmasa bile İzmir’de farklı dinlere mensup insanlar arasında evliliklerin yaşandığını, özellikle bu mahallede Arap Hulusi ile Yahudi kızı Bohara’nın evliliğini yazmıştım. Önümüzdeki günlerde Faikpaşa Mahallesi’nde Müslüman bir aileye gelin gelen Rum kızı Maria’nın evlilik öyküsünü yazacağım.
Eski İzmir sokaklarından kimler gelip geçti... Sadece Evangelos Drakopoulos’un evi değil, bütün evler ve kapılar korunsun isterim. Turist rehberi dostlarımız, gezginlere bu evlerin öyküsünü anlatsınlar. İzmir’de ne çok insan öyküsü var...

Yazının devamı...

Başkan Aziz Kocaoğlu

25 Nisan 2019

15 Ekim 2005 Cumartesi günü, dönemin İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’nu kent gözlemcisi arkadaşlarımla birlikte kültür varlıkları hakkında bilgilendirmek için Basmane’ye davet etmiştik. Yaklaşık dört saat süren gezi programının buluşma noktası, Altınpark’ta ulu çınar ağacının altı oldu. Geziye, Başkan Aziz Kocaoğlu dışında, eski Konak Belediyesi Başkanı Muzaffer Tunçağ ve belediye bürokratları da katıldı. İlk olarak şimdi Radyo ve Demokrasi Müzesi olan sarmaşıklı İzmir evini ziyaret ettik. İkinci durağımız, Emniyet Oteli oldu. Yıllarca kapalı olan otelin kapıları, o gün Başkan’ın görmesi için açıldı. Sonraki yıllarda restorasyonları yapılan Kadın Müzesi ve Nebahat Tabak Evi’nin önünden geçerek odun deposu olarak kullanılan tarihi Kıllıoğlu İbrahim Efendi Hamamı’na uğradık. Başkanları Basmane’de görenlerin oluşturduğu kalabalık yüzünden, ara ara programda kesintiler olsa da geziye devam ettik.

Osmanzade Yokuşu, Altınordu Spor Kulübü binası, Kapanizade Konağı, Emir Sultan Dergâhı, Taslı Çeşme Sokağı, Faik Paşa ve Hatuniye camileri, Aya Vukla Kilisesi, Kumrulu Mescit, Uşakizade Evi, Dönertaş Sebili, Tevfik Paşa Oteli, İzmir Müftüsü Rahmetullah Efendi Evi ve diğerleri, Başkan’ın ilgisini çeken yapılar oldu. Onun talimatıyla Aya Vukla Kilisesi, Anafartalar Caddesi düzenlemesi, Dönertaş Sebili ve Emirsultan Dergâhı restore edildi. İlerleyen yıllarda ikinci gezi önerisi bu kez Başkan’dan geldi. Kalabalık bir grupla değil, sakin ortamda yeni bir gezi için randevulaştık. Başkan’ın Basmane’ye gelmesi, kültür varlıklarının korunması için önemli bir fırsattı.

Desteğini unutamayız

Mezarlıkbaşı’nda katlı otoparkın önünde buluşup, Arkeolog Doç. Dr. Akın Ersoy ve ekibinin ortaya çıkardığı, Roma hamamının önündeki duvarlarda gördüğümüz V harfli taşlarının öyküsünü anlatarak geziye başladık.

Başkan’a, Osmanzade Yokuşu çıkmazında bulunan sokakta, otel olarak kullanılan, yangın geçiren binayı ve diğer ahşap payandalı İzmir evlerini gösterdik. Kendisi, kısa bir süre sonra bu binaları onarılmak üzere kamulaştırdı. Yaklaşık üç saat süren gezide kortijoları, İzmir hamamlarını, cumbalı İzmir evlerini görüp bina sahipleriyle konuştu. Başkan Kocaoğlu, gelmiş geçmiş belediye başkanları içinde tarihsel çevreye en fazla bütçe ayıran belediye başkanı oldu. Antik Tiyatro, Agora, Yeşilova Höyüğü, Foça kazıları, Kadifekale Projesi, Namazgâh ve Pınarbaşı Hamamı, Bet Hillel Sinagogu, onun döneminde onarıldı.

Aziz Kocaoğlu, özellikle arkeologların gönlünde taht kurmuş bir başkandır. Basmane Tarih, Sanat, Kültür ve Arkeoloji Günleri’ne verdiği desteği unutamam. Hatta bir etkinlikte, sergi açılışlarında kendisini hayli yormuştuk. Basmane’de başlayan 9 Eylül yürüyüşleri de yurttaş projesi olarak onun döneminde başlatıldı. Aziz Kocaoğlu’na yeni yaşamında sağlıklar, mutluluklar diliyorum.

Not: Geçen hafta, ‘Başkan Abdül Batur’a başarılar dilerim’ başlıklı yazım, elde olmayan nedenlerle ‘Abdül Batur’a başarılar...’ olarak çıktı, özür dilerim.

Yazının devamı...

Abdül Batur’a başarılar...

18 Nisan 2019

Sayın Başkan, Neolitik dönemden günümüze medeniyetlerin iz bıraktığı Konak İlçesi’ne belediye başkanı oldunuz kutlarım. Kısa da olsa seçim çalışmalarınızda eski İzmir sokaklarında dolaştınız, yurttaşlarınızın yoğun ilgisine ve isteklerine tanık oldunuz. Aslında birikmiş sorunları olan bir ilçeye başkanlık yapacaksınız. Ön hazırlık, tanıma ve ekip kurma aşamasında zamana ihtiyacınız olduğunu biliyorum.
Bu aradan faydalanarak bazı hatırlatmalarda bulunmak istiyorum...
Basmane’de belediyeniz tarafından çevre düzenleme ve üst örtü projeleri hazırlanmış, kurul onayları alınmış olan Altınpark Arkeolojik Alanı ve çevresinin düzenlenmesi. Bakımsızlıktan yıkılmış ve harap hale gelen eşsiz yapılardan biri olan Kapanizade Konağı’nın kamulaştırılarak restore edilmesi.
Kemeraltı Çarşısı’nda harap olan onarılabilir hanların onarılması, projesi yapılmış, kurul onayları alınmış olan Servili Hanı, Mirkelamoğlu Hanı gibi tarihi hanların yapı sahipleri ile anlaşarak restore edilmesi. Vakıflar Bölge Müdürlüğü mülkiyetinde bulunan ve projesi belediyenizce hazırlanan Büyük Demir Hanı’nın iyileştirilmesi, avlusunda yapılan kazılarda ortaya çıkan çeşmelerin korunması, benzeri su yapılarının İZSU işbirliği ile etraflarının temizlenerek bakım ve onarımlarının yapılması, sürekli kontrollerinin sağlanması.
Tarihi yapılara denetimsiz ve izinsiz olarak yapılan ilavelerin projesine uygun olarak temizlenmesi. Belediyenize ödül kazandıran Abacıoğlu Hanı’nda belediye mülkiyetinde olan iş yerinin önüne sonradan ilave edilen modern tentenin kaldırılması. Vakıflar Bölge Müdürlüğü’nden restorasyon karşılığında süreli tahsisle alınan Kıllıoğlu Hamamı restorasyonunun uzman kişilerce yapılması.Çok sayıda Havranın bitişik ya da yan yana bulunduğu, İzmir Tarih projesi kapsamına alınan ve kültür hazinelerinden biri olan bu bölgenin, yurtdışı fonları da kullanılarak İspanya’daki Cordoba’da bulunan Juderia bölgesi gibi, kültürel ve turistik bir bölge haline getirilmesi. Ayrıca bu bölgenin yakınında enkaz halinde olan, Sonsino, Bakiş, Şonsol, Çavez, Hahamhane cami, mescit ve medrese ve kilise yapılarının onarılıp kent kültürüne ve turizme kazandırılması.
Konak Tüneli inşaatı nedeni ile boşaltılan, yok edilen harap haldeki tarihi Damlacık bölgesinin geleceği için plan ve projelerin yapılması, kamuoyu oluşturulması. Basmane’de işgal altındaki Tarihi Hatuniye Meydanı’nın yeniden düzenlenip tarihi dokuya uygun hale getirilmesi.
Anafartalar Caddesi üzerindeki yok olan Kortijo (Yahudihane) yapılarından bazılarının kamulaştırılıp, kamusal işlev verilmesi, tarihi sokak ve evlerin fiziksel iyileştirilmelerine öncülük ve teknik destek verilmesi. Emir Sultan Türbesi projesi bitişiğinde bulunan alanda planlanan park projesinin belediyeniz tarafından tarihi çevreye uyumlu şekilde düzenlenmesi vs... Sayın Başkan kolay gelsin, başarılar dilerim.

Yazının devamı...

Tarih zengini Konak için öneriler (1)

11 Nisan 2019

Konak ilçesi’nde (Kemeraltı Çarşısı ve çevresi Kadifekale, Antik Tiyatro, Agora, Stadyum, 1.2 ve 3. derece arkeolojik doğal ve kentsel sit alanlarını içeren) yaklaşık 210 hektarlık alan, 5366 sayılı kanun uyarınca, Bakanlar Kurulu’nun 01.10.2007 gün, 2007/12668 sayılı kararı ile “Yenileme Alanı” ilan edilmiştir. Bu alanın genel iyileştirilmesi ve kullanımı konusunda, zengin geçmişimize dayalı ve etkili senaryolar yazılması zorunludur. Bu konuda Konak Belediyesi, Büyükşehir Belediyesi Vakıflar Bölge Müdürlüğü ve İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü ve STK ile ortak çalışma yapılmalıdır. Birlikte çalışma yapılamayan yerlerde ise işin uzmanları ve bölge sakinleri birlikte iyileştirmelere ve üniversitelerle işbirliği yaparak restorasyon ilkelerine uygun, işlevsel düzenlemelere acilen başlanılmalıdır.

Konak’ta bulunan, tarihi hamamlar, hanlar, cami mescit, medrese, tekke sinagog, kilise, eski İzmir evleri, sokak dokuları, çeşme, sebil, sadaka taşları, binek taşları, duvar kalıntıları, havagazı direkleri, su dağıtım boru ve pompaları, kapı, pencere, çörten, rögar kapakları, eski sokak ve sigorta tabelaları, havuz, kuyu, ağaç benzeri objeler vs. tarihin yaşanmışlığı belgeleyen izleridir. Dikkatle incelenerek, kayıtları oluşturulmalı ve yok olmaları engellenmelidir. Günümüze kadar ulaşamamış ancak bilgi ve belgeleri bulunan tarihi değerlere ait dokümanlar arşivlenmeli, halka açılarak incelenebilir hale getirilmeli ve kent belleğinde yaşatılmaları sağlanmalıdır.

Tarihi mirasın belirlenmesi, İzmir Taşınmaz Kültür Envanteri’nin hazırlanması için ilgili kurumların yapılacak ortak çalışmalara destek vermesi gerekiyor. Konak’ın tanıtımı konusunda ortak çalışmalar yürütmek, bu doğrultuda merkezde ve ilçelerdeki okullarla anlaşarak öğrencilere kentin tarihi bölgelerinde karşılıklı olarak İzmir Turist Rehberleri Odası (İZRO) ile tanıtım gezileri düzenlemek, oyunlar, kent bilgisini ölçen bulmacalar, alanda arkeolojik eğitim çalışmaları vb. sosyal sorumluluk projeleri yürütülmesi yararlı olacaktır.

Tarihi bölgedeki değerlerimiz ve somut olmayan kültürel miras konularında mahalle sohbetleri, yaşayan tarih projesi ile İzmir’e dair anıları olan insanlarla kayıtlı görüşmelerin yapılması, bunların arşivlenip kullanıma açılması, akademik çevrelerle işbirliği ve uygulamaya dönük çalışmalar başlatılmalıdır. Tarihi bölgenin turizme yönelik tanıtımı ve farkındalık yaratmak amacı ile uluslararası bilimsel konferanslar düzenlenmeli, çarpıcı kısa reklam filmleri, el ilanları, broşürler, hediyelik eşya tasarımları, çeşitli afiş ve fotoğraf albümlerinin hazırlanması, tanıtım fuarlarına, kalabalıktan çok etkili görsel ve işitsel dokümanlarla katılıp, çalışmalara ağırlık verilmesi sağlanmalı.

Tarihi dokunun korunması ve geleceğe aktarılabilmesi amacı ile, halkın bilinçlenmesi, kentlilik bilincinin geliştirilmesi için gerekli çalışmaların, bilgilendirme ve gösterilerin düzenlenmesi, tarihi yapı ve eserlerin sahipleri ile görüşmeler yapılarak koruma ilkeleri ve fonlar hakkında bilgilendirme ve bilinçlendirme çalışmaları için ekipler oluşturulmalıdır.

Devam edecek...

Yazının devamı...