1997'nin falı özelleştirmeye bağlı

1997'nin falı özelleştirmeye bağlı

Osman Ulugay

Bu yazının başlığı yedi ay önce, 8 aralık 1996 tarihinde gene bu köşede yer alan yazının başlığıyla aynı. Aynı, çünkü o yazıda da belirtildiği gibi, 1997 yılında Türkiye ekonomisinin kaderini değiştirebilecek değişken özelleştirme. 1996 sonunda Refah - Yol hükümetinin abartılı rakamlarını gözardı edip gerçek tabloya bakıldığında da bu sonuç çıkıyordu; dün ekonomiyle ilgili iki bakanımızın yaptığı açıklamalardan da bence bu sonuç çıktı.
Devlet Bakanı Sayın Güneş Taner ile Maliye Bakanı Sayın Zekeriya Temizel'in dün yaptığı açıklamalar, yılın ilk yarısındaki gerçekleşmelerin, kendi politik tercihleriyle ekonomik tahminleri birbirine karıştırmayan, aklı başında kimselerin 1996 sonundaki beklentileriyle hayli uyumlu olduğunu gösteriyor. 1997 sonu için yüzde 5'in üzerinde bir büyüme hızı, yüzde 80'lerde bir yılsonu enflasyonu, en az 2.5 katrilyon TL. düzeyinde bir bütçe açığı hiç de şaşırtıcı tahminler değil.
8 aralık tarihli yazımızda, Merkez Bankası Başkanı Gazi Erçel'in, 1997 yılını etkileyecek en önemli beş etkeni sıralarken ilki iki sırayı "IMF ile ilişkilerin seyri" ve "özelleştirilmenin gerçekleştirilmesindeki hız"a verdiğini aktarmıştım.
Bu sıralama bugün de geçerli. Türkiye bu yıl ancak dış kaynak temininde bir atılım yapabilirse mali sorunlarını çok daha kolay aşabilir, hükümet kendine bir manevra alanı yaratabilir. IMF ile ilişkilerin bu açıdan taşıdığı önem ortada. Sayın Taner, IMF ile bir stand - by anlaşmasına ihtiyacımız olmadığını dün kesin bir ifadeyle tekrarladı, ancak IMF ile iyi ilişkilerin önemini de belirtti. Hükümet uygulayamayacağı bir stand - by anlaşmasına girmek yerine yapacağı uygulamalarla IMF'den olumlu puan almaya çalışması olumlu bir yaklaşım. IMF'den olumlu puan almak ve "bu hükümet farklı" dedirtmek için en somut adım ise özelleştirmedeki başarı olacaktır. Bu yıl içinde Sayın Taner'in iddia ettiği gibi 4 milyar dolar mertebesinde bir özelleştirme yapılabilirse bu olgu Türkiye'nin ve Yılmaz hükümetinin içte ve özemlikle dıştaki, uluslararası piyasalardaki imajını çok olumlu etkileyecek, Türkiye 1997'nin ilk yarısında 400 milyar dolarlık bir hacme erişen uluslarasası tahvil piyasasından ve diğer dış kaynaklardan daha fazla yararlanma olanağına kavuşacaktır.

Yılmaz hükümetinin 69 sayfalık programı bugün TBMM'de tartışılacak, cumartesi günü de güvenoyuna sunulacak. Şu andaki beklentiler Yılmaz hükümetinin güvenoyu alacağı yönünde. Ondan sonra bu kapsamlı programın uygulamasına geçilecek.
Ekonomi basınımızın yeni gazetesi Liberal Bakış'ta köşe yazıları yazan, ANAP milletvekili Rüşdü Saracoğlu'nun hükümet programı hakkında düşündükleri, benim düşündüklerime çok benzediği için dünkü yazısından alıntılar yapacağım. Bu kez Yılmaz kabinesinde ler almayan Saracoğlu'nun hükümet programıyla ilgili değerlendirmesi şöyle başlıyor:
"Sayın Mesut Yılmaz tarafından okunan hükümet programının en büyük özelliği herhangi bir özelliğinin olmamasıdır. Bu program da, bundan önceki pek çokları gibi, somut hedefleri içermeyen bir temenniler manzumesi olarak hazırlanmış..Dile getirilen görüşler, aklı selim sahibi herkesin söyleyeceği veya kolay kolay karşı çıkamayacağı türden.."
Bu görüşlere katılmamak olanaksız. Sanke önünde beş yılı bulunan, yeni seçilmiş bir hükümetin, adet yerini bulsun ve hiç bir şey unutulmasın diye hazırladığı bir program var karşımızda. Keşke 69 sayfalık böyle bir program yerine, bir olağanüstü dönem hükümeti olduğunun bilincindeki bir hükümetin önceliklerini net biçimde sıralayan ve bu öncelikli sorunların nasıl çözümleneceğini açıklayan 20 sayfalık bir programla çıksaydı karşımıza Yılmaz hükümeti ve biz bugün bu öncelikleri tartışıyor olsaydık.
Hükümet programının "bir siyasi dokümandan çok bir bürokratik dokümanı andırdığını" kaydeden Saracoğlu programın ekonomiyle ilgili bölümünü de yetersiz bulduğunu belirterek şöyle diyor:
"Her ne kadar enflasyonla mücadelenin öncelikle ele alınacağı söyleniyorsa da bu mücadelenin nası yapılacağına ilişkin fazla bir şey söylenmemiş. Enflasyonla mücadele için kamu açıklarının kalıcı bir biçimde düşürüleceği değil, düşürülmeye çalışılacağı söyleniyor. Aynı bağlamda enflasyon bekleyişlerinin kırılması için çaba gösterileceği ifade ediliyor. Bütün bunlar, ne yazık ki esasında enflasyonla mücadele edilmeyeceği izlenimini veriyor."
Merkez Bankası eski başkanı Saracoğlu'nun bu izlenimini de ne yazık ki paylaşmak zorundayız. Türkiye'de fena halde kurumsallaşmış olan enflasyonla mücadelenin çok kararlı bir çaba ve bütünsel bir programla gerçekleşebileceği ve bazı maliyetleri göze almayı gerektireceği ortada. Yılmaz hükümetinin programı ve şu ana kadar verdiği izlenim böyle bir niyetin pek olmadığını düşündürüyor.
Anlaşılan bir kez daha hükümetin programını unutup icraatına bakacağız.

Medya trilyonerleri: İngiliz resmi televizyon kuruluşu BBC, Genel Müdür John Birt'ün ücretinin geçen yıl %20 artırıldığının ortaya çıkmasıyla karıştı. BBC ise geçen yıl 354.000 sterlin(89 milyar TL) kazanan Birt'ün gelirinin, diğer üst düzey medya yöneticilerine kıyasla "mütevazı" olduğunu savundu. Gazeteci sendikaları ve aynı yıl ortalama %3.5 ücret artışı alan BBC çalışanları, üst düzey yöneticilerinin ücret artışına tepki göstererek BBC'nin yaklaşımını kınadı. İngiliz medyasında bazı yöneticilerin 1996 yılında aldıkları toplam ücretler ise gerçekten de BBC müdürünün ücretini gölgeleyecek düzeyde. Prim v.b gibi yan ödemelerle birlikte özel TV kanalı BSkyB'nin Genel Müdürü Sam Chisholm (yaklaşık) 1 trilyon TL; BSkyB Genel Müdür Yardımcısı David Chance 650 milyar TL; Carlton Communications Başkanı Michael Green 182 milyar TL. gelir elde etmiş geçen yıl.
AB enflasyonu %1.5: Avrupa Birliği'nde yıllık enflasyon oranı, %1.5'te kaldı. Nisan ve mayıs aylarında aynı kalan enflasyon oranı geçen yılın aynı aylarında %2.6 olarak gerçekleşmişti. En düşük enflasyon oranına sahip AB ülkeleri %0.9 ile Fransa ve Finlandiya ve %1.1 ile Lüksemburg. Bu arada en yüksek enflasyon sahip olan Yunanistan'da bile yıllık oran % 5.3 oldu.
Lazer, sanayii fethetti: Yaklaşık 25 yıl önce kullanımına başlanan lazer ışınlarının piyasası, 1990'dan bu yana yılda ortalama %15 oranında büyüyor. Şu anda en çok elektrik - elektronik, metal eşya ve otomotiv sanayiinde kullanılan lazer, 3 milyar markın üzerinde bir dünya pazarına sahip. Lazer ışınlarının giderek yaygınlaşmasındaki etkenler kesme, işaretleme ve kaynaklama için kolayca kontrol edilebilmesi, uzun mesafe taşınabilmesi ve hızlı olması. Lazer ışınları metal, lastik, çelik ve aluminyumu kesebiliyor.


Yazara EmailO.Ulagay@milliyet.com.tr