AB için 'X planı' var mı?

Nobel Edebiyat Ödülü'nü bugün alacak olan romancımız Orhan Pamuk da Stockholm'deki basın toplantısında, Türkiye - AB ilişkisinin geleceği konusunda kötümser olduğunu söylemiş, "Her iki tarafta da şevk ve heyecan kalmadı" demiş. Orhan Pamuk, arka planında Türkiye - Avrupa ilişkilerinin kırk küsur yıllık serüveninin yer aldığı bir roman yazsa sonunu nasıl getirirdi acaba? Türkiye - Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin çıkmaza girmesi halinde ne yapacağımızı merak edenler artık hiç kaygı duymasınlar, Sayın Başbakan hükümetin AB için B ve C planlarının da bulunduğunu açıkladı. Umarız bir de 'X planı' vardır hükümetin, yani Türkiye ile AB arasındaki hastalıklı ilişkinin, doktorların kullandığı sevimsiz deyimle 'X olması' halinde neler yapılacağı da planlanmıştır. Evet, bu serüvenin nasıl devam edeceğini hepimiz merak ediyoruz. AB yetkililerinin, romancılara esin kaynağı olabilecek benzetmelerle süslü senaryolarından hangisi gerçekleşecek günün sonunda? Türkiye - AB ilişkilerinde bir "tren kazası" yaşanacak ve ortada bir "enkaz" mı kalacak? Yoksa Türkiye - AB treni ağır aksak da olsa yoluna devam mı edecek? Etse de bu tren nereye gidecek? "Hiçbir yere giden tren" mi olacak?AB yetkilileri, bu "tren" muhabbetine ek olarak bir de "altın gol" muhabbeti başlattı son dönemde. "Türkiye son dakikada bir 'altın gol' atıp AB ile müzakerelerin önünü tıkayan Kıbrıs engelini aşabilir" dendi. Altın golün kimin kalesine gireceği pek açık değil ama bu fikir futbol deneyimi olan bizim Başbakana da cazip geldi galiba, gol şansını denemek istedi.Doğrusunu isterseniz, Türkiye ile Avrupa'nın kırk yıllık serüvenini izlemiş biri olarak bana, bütün bunlar bir oyun gibi gelmeye başladı. İngiltere ve İspanya dahil pek çok ülkenin AB'ye giriş sürecinde çeşitli güçlüklerin, iniş çıkışların yaşandığını biliyoruz. Ancak Türkiye'ye karşı farklı bir yaklaşım var AB'de. Temelinde iyi niyetten yoksun bir yaklaşım. İyi niyetle Türkiye'nin AB içinde yer almasını isteyen ülkeler ve Avrupalı siyasetçiler de var kuşkusuz ama onların çabası, Avrupa'nın ve AB'nin genel eğilimini aşmaya yetmeyecek sanki. Olaya böyle bakınca bugünkü güncel tartışma konuları hep birer ayrıntı gibi görünüyor. Altın golle Kıbrıs engeli aşılacak diye umutlanmanın da, piyasaları gıdıklamanın ötesinde, pek bir anlamı yok. Trenin kaderi Aslında geçen yıl AB Anayasası'nın Fransa ve Hollanda'da yapılan referandumlarda reddedilmesinden sonra Avrupa'da ortaya çıkan havayı doğru değerlendirip ne yapması gerektiğini yeniden düşünmesi şarttı Türkiye'nin. Avrupa'daki, özellikle de Fransa ve Almanya gibi AB'nin anahtarını elinde tutan ülkelerdeki genel havayı değiştirmeden AB treninin bir yere varacağını ummak doğru değildi. Oysa biz işin bu yönüne hiç eğilmedik, Avrupa kamuoyunu olumlu yönde etkileyecek hiçbir şey yapmadık. Üstelik sonunda Nobel'i alan yazarımızı vatan haini ilan edip hapse tıkmaya kalkıştık.Sonuç ortada. Gelinen noktada iyimser olmak pek mümkün değil. oulagay@milliyet.com.tr Türkiye ne yaptı?