ABDden Türkiyeye milliyetçilik tuzağı

Yükselen milliyetçi dalgadan güç alan bu saldırgan politikayı eleştirenler ise derhal "vatan haini" damgasını yiyordu. Düşün ve edebiyat dünyasında parlak bir iz bırakarak geçen hafta aramızdan ayrılan Susan Sontag da bu "hain"lerden biriydi. ABDde 11 Eylül saldırısı sonrasında kabaran milliyetçilik dalgası intikam duygularını besledi. Başkan Bushun çevresini kuşatan ve kısaca "Neo - Con"lar diye anılan "Yeni Muhafazakar" kadronun uzun süredir beklediği fırsat doğmuştu. ABD, küresel düzenin tek hakimi olduğunu dünyaya kanıtlamak için saldırıya geçme planını uygulayabilirdi artık. Çerez olarak Afganistan, ilk ana yemek olarak Irak seçilmişti. Plana göre bu yemekler kolayca yenecek ve sıra diğerlerine gelecekti. Rakipsiz süpergüç Amerika, Ortadoğuyu dikensiz bir "demokrasi cenneti" haline getirecekti. Maceraperest "Neo - Con"ların ABDnin "sert gücü"nü kullanarak küresel hakimiyetini kanıtlama planı daha ilk ana yemekte, amiyane deyimle "çuvalladı", Irak lokması ABDnin midesine oturdu. Ortaya çıkan fatura ise ağırdı. Nasıl sonuçlanacağı henüz bilinmeyen bu macera yüzünden: Yalnızca Irakta 200 milyar dolara yakın harcama yapmak zorunda kalan ABDnin askeri ve mali gücünün sınırları açığa çıktı.ABD büyük bütçe açıkları ve sürdürülemez dış açıklar verirken düşüşe geçen ABD dolarının kaderi Asya merkez bankalarının insafına kaldı.ABD yalnızca İslam dünyasında değil bütün dünyada en sevilmeyen ülke haline geldi.Dünyanın en parlak beyinlerini kendine çekerek onlardan yararlanan ABDye gelen öğrencilerin sayısında ilk kez düşüşler yaşandı.ABDnin tek başına dünyaya hükmetme hevesi büyük bir darbe yedi. Milliyetçi dalgadan güç alarak uygulanan saldırgan politikanın ABDye maliyetinin çok büyük olacağı anlaşılıyor. ABD örneği, dünyanın en güçlü ülkesinin bile salt zor kullanma yeteneğine yani "sert gücü"ne dayanarak hedeflerine varamayacağını gösteriyor. ABDye çıkan fatura ABD "sert gücü"nü kullanarak küresel düzenin tek hakimi haline gelme girişimi çıkmaza girmiş görünürken Avrupa Birliğinin (AB) "yumuşak gücü"nü kullanarak etki alanını genişletme yolunda ilerlediği görülüyor. ABnin, barış ortamında ve demokrasi içinde gelişme ve uygarca yaşama standardı bir çekim alanı yaratabiliyor. Bu standardı yakalamak isteyen AB dışındaki Avrupa ülkeleri, egemenlik haklarının bir kısmından vazgeçmeyi ve zahmetli bir uyum sürecini yaşamayı göze alarak AB ile bütünleşmeyi tercih ediyorlar.Avrupanın içinde yer almak için kırk yıldır çaba harcayan Türkiye şu anda bu hedefe hayli yaklaşmış durumda. Stratejik düşünebilen Avrupalı siyasetçi , ABnin etki alanını daha da genişletmek için Türkiyeyi mutlaka ABye almak istiyor ama birçok Avrupalı için kabul edilmesi zor bir ülke Türkiye. Bu nedenle de diğer adaylardan daha yüksek engeller aşması isteniyor Türkiyeden.Türkiyenin AB standartlarını yakalamak için atması gereken adımlar ve yaşamak zorunda olduğu dönüşüm zaten zorluklarla doluyken ABnin bir de ek taleplerde bulunması, AB ile bütünleşmeye karşı çıkanların ekmeğine yağ sürüyor. Milliyetçi refleksleri sömürerek popüler olmak ya da politika yapmak için çok elverişli bir ortam yaratılmış oluyor. ABye karşı dalga Sağdan ve soldan farklı gruplardan destek alan bu milliyetçi dalga AB sürecinde yaşanacak zorlukların da katkısıyla giderek daha etkili olmaya başlarsa Türkiye bundan zarar görebilir. ABDye özenerek "sert gücü"nü öne çıkarma hevesine kapılan, ABye uyum sürecini aksatan, iç barışı sarsılan bir Türkiye, bölgede ve dünyada itibar kaybedeceği gibi ekonomik durumu da sarsılır. "Vatanı, milleti,devleti koruma" sloganıyla yola çıkanların Türkiyeye faturası çok ağır olabilir. oulagay@milliyet.com.tr Maliyeti ağır olur