Avrupa’da yeni gerçeklerle yüzleşme zamanı

Almanya Başbakanı Angela Merkel dün yaptığı açıklamada Avrupa’nın kendisi için yeni hedefler belirlemesi gerektiğini söylemiş ve yalnızca ekonomik büyümeyi hedeflemenin yeterli olmadığını, kalıcı bir refah düzeyini güvence altına almanın daha önemli olduğunu vurgulamış.
Açıklamanın bütününü görmediğim için Merkel’in amacı konusunda kesin bir hükme varmam doğru olmaz ama Almanya Başbakanı’nın, günümüzün yeni gerçekleriyle yüzleşmeyi göze alan, önemli bir saptama yapmış olduğunu düşünüyorum.

AB için gerçekçi hedef
Avrupa ülkelerinin her biri için ayrı değerlendirme yapmak gerekir aslında ama Avrupa’yı bir bütün olarak düşündüğümüzde, Avrupa’nın bundan sonraki hedefinin “Erişmiş olduğu refah düzeyini korumak” biçiminde belirlenmesi gerçekçi görünüyor. “Dünyanın en dinamik ve rekabetçi ekonomisine sahip olmak” gibi hayali hedefler peşinde koşmanın Avrupa’ya
düş kırıklığından başka bir şey
getirmediği ortada.
Avrupa’nın sorunu bu yeni gerçeklerle yüzleşmeye hazır olmaması. Son 200 yılda refah düzenini önemli ölçüde artırmış, ekonomiden siyasete, teknolojiden kültüre hemen her alanda dünyaya hükmetme ve yön verme ayrıcalığını, Atlantik Okyanusu’nun iki yakasında yaşamış olan Avrupalıların bugün bu ayrıcalığı kaybetme noktasına gelmiş olmaları kolay hazmedecekleri bir şey değil.

AB’nin çıkmazları
Avrupa’nın korkunç savaşlara sahne olduktan sonra gerçekleştirdiği Avrupa Birliği (AB) projesinin büyük bir başarı olduğunu kabul etmemiz gerekiyor. Ancak bugün gelinen noktada, küresel ekonominin güç merkezi Batı’dan Doğu’ya doğru kayarken ve küresel güç dengeleri değişirken AB’nin önemli bir oyuncu olarak bu oyunda yer alması zor görünüyor çünkü:
- AB hatırı sayılır bir kurumsal varlığa sahip olmakla birlikte Avrupa halklarının kendilerini özdeşleştirdikleri bir kimliğe sahip değil. Bir AB ülkesinde ciddi bir sorun çıkınca çözüm öncelikle ulusal hükümetlerden bekleniyor.
- Bu nedenle AB’nin küresel düzende ağırlığını hissettirecek bir ortak dış politika belirlemesi ve uygulaması mümkün olamıyor.
- Dünya ortalamasının çok üstünde bir refah düzeyine ve hayat standardına erişmiş olan Avrupalıyı daha çok ve özverili çalışmaya motive etmek çok zor.
- Nüfusu hızla yaşlanmakta olan
Avrupa genç ve dinamik göçmenleri bünyesine kabul etme konusunda gerekli esnekliği gösteremiyor.
- Eski alışkanlıklarını korumaya
çalıştıkları için küresel rekabette yaya kalmaya başlayan Avrupa ülkeleri sonunda kendilerini krizin içinde buluyor.
- Krize giren üye ülkelerin AB tarafından nasıl kurtarılacağı belirlenmiş değil.
Sonuç: Bugünkü refah düzeyini korumak Avrupa için gerçekçi ama erişilmesi çok da kolay olmayan bir hedef olarak görünüyor.