Batı’da kriz Doğu’da umut

Batı’da kriz Doğu’da umut


Bu yıl Davos’a gelirken, her yıl Ocak ayının son haftasında burada gerçekleştirilen Dünya Ekonomik Forumu Yıllık Toplantısı’na ilk katıldığım günden bu yana geçen 14 yılda dünyanın ve Türkiye’nin ne kadar çok değiştiğini düşündüm. Baş döndürücü bir değişim yaşandı bu sürede ve bu değişim Davos’un havasını da değiştirdi. Daha önce sanatoryumlarıyla ünlü olan bu dağ kasabasının “ince hastalığa” iyi gelen havası ne kadar değişti, doğrusu bilmiyorum ama Davos’u küresel bir mekân haline getiren Dünya Ekonomik Forumu’nun havasının büyük ölçüde değiştiğini söyleyebilirim.
1990’lı yılların sonunda bir Türk gazetecisi olarak ilk kez Forum’a katıldığımda kendimi, dünyaya yön veren ve büyük bir özgüven içinde bizim gibi ülkelerden gelenlere akıl öğreten, nasihat veren, “doğru yolu” gösteren ve uyaran Batılıları dikkatle izlemeye çalışan bir öğrenci gibi hissetmiştim kendimi. O dönemde Çinliler henüz pek ortada yoktu ama Brezilya’dan, Arjantin’den, Meksika’dan, Rusya’dan ve diğer “gelişmekte olan” ülkelerden gelen meslektaşlarım da sanırım benzer bir ruh hali içindeydi. Her yıl bu ülkelerden biri ya da birkaç tanesi yaşadığı kriz nedeniyle Forum’un gündemine oturur, “kriz” denince akla bunlardan biri gelirdi. Batı’nın, özellikle de Avrupa’nın damgasını taşıyan Dünya Ekonomik Forumu’nun kurucusu Klaus Schwab da Batı’nın ve Avrupa’nın özgüvenini yansıtan bir simge olarak Davos’a damgasını vururdu.

Gelecek bıçak sırtında
Klaus Schwab’ın bu yılki toplantıyı tanıtmak için geçen hafta düzenlediği basın toplantısında ortaya koyduğu tablo, nereden nereye gelindiğini çarpıcı biçimde ortaya koydu. “Küresel bir çıkmazın içindeyiz, bıçak sırtında risklerle karşı karşıyayız, geçmişin günahlarının yükü şimdi karşımıza çıkıyor, birçok ülkede siyasi liderlere güven kalmadı ve onlar da insanlara sadece meşakkat vaat edebiliyor” diyen Dr. Schwab, bu durumu “Ütopya”nın karşıtı olan “Distopya” sözcüğü ile tanımladı. Schwab, “Kapitalizm bugünkü haliyle, değişen dünyaya uymuyor ve bu nedenle küresel bir sorumluluk anlayışıyla yeniden tasarlanması gerekiyor”, diyordu.
The Economist, Financial Times ve Newsweek gibi Batı’nın önde gelen dergilerinin son haftalarda mercek altına aldığı “kapitalizmin geleceği” konusu Dünya Ekonomik Forumu’nun bu sabahki açılış oturumlarından birinde de ele alınacak. Ayrıca bu konuya ayrılmış başka oturumlar da var.
Burada ilginç olan, şimdi gelinen noktada küresel kapitalizmin işleyiş biçimini sorgulama talebinin Batılılardan gelmesi. Küreselleşmeyi başından beri “emperyalist Batı’nın yeni oyunu” olarak görenlerin bu duruma nasıl tepki vereceğini doğrusu merak ediyorum, zira Batı’nın kendi oyunuyla tuşa gelmek üzere olduğu ortada.

Umudun yeni coğrafyası
Kapitalizmin ilk kez gerçekten küresel bir sistem haline gelmesi tabii ki Batı’nın küresel şirketlerinin marifetiyle mümkün oldu ve başta Çin olmak üzere şimdi ‘Yükselen Pazarlar’ diye tanımlanan ülkeler de bu sayede kapitalizmi benimseyip büyük bir ekonomik atılımı gerçekleştirdi ama sonunda boynuz kulağı geçti ve Tarzan zor durumda kaldı. Şimdi “umut” denince ‘Yükselen Pazar’ ülkeleri geliyor akla, “korku” ve “kriz” denince Batı ülkeleri.
Bu nedenle Davos’un bu yılki baş gündem maddesi çıkmazdaki Batı’nın geleceği olacak. Çin’den, Hindistan’dan, Brezilya’dan, Türkiye’den ve diğer ‘Yükselen Pazar’ ülkelerinden Davos’a gelen delegeler ve gazeteciler ise Batı’nın çıkmazını aşmasına yardımcı olmaya çalışacaklar.