Bir 10 yılı daha kaybettik

Batı 2000’li yıllara büyük umutlarla girdi. Kendi ekonomik ve siyasal modelini dünyaya kabul ettirmiş olmanın rahatlığı içinde geleceğe güvenle bakıyordu. Batı’nın denetleyeceği “yeni dünya düzeni”nde, küreselleşme sürecine uyum sağlayan bütün ülkelerin refahı artacak, dünyada barış ve demokrasi dönemi yaşanacaktı.
Şimdi 10 yıl sonra hayli farklı bir tabloyla karşı karşıyayız. Başta Çin olmak üzere Batı’nın ekonomik modelini kendilerine göre adapta ederek uygulayan ülkeler bu 10 yılda büyük bir ekonomik atılım gerçekleştirdi ve dünya ekonomisindeki paylarını artırdı. Başta ABD olmak üzere Batı ülkeleri ise barış rüyasını yıkan 11 Eylül şokuyla ve istikrarlı zenginleşme rüyasını kâbusa çeviren küresel krizle sarsılmış durumda.

10 yılın bilançosu
Bu 10 yılda ABD ekonomisi toplam olarak % 52 büyürken Çin ekonomisi % 339 büyüdü. Avrupa’nın ve Japonya’nın ekonomik büyüme performansının da parlak olmadığı bu 10 yıl, ‘Yükselen Pazar’ (YP) diye nitelenen ülkelerin birçoğunda ekonomik atılım dönemi oldu.
Borsa endekslerinin 2000’lerin ilk 10 yılındaki gelişimi de bu gerçeği çarpıcı biçimde ortaya koyuyor. F. Times gazetesinin derlediği verilere göre bu 10 yılda ABD’de Dow Jones endeksi % 9, S&P 500 endeksi % 24, İngiltere’de FTSE 100 endeksi % 22, Japonya’da Nikkei endeksi % 44 dolayında değer kaybederken Çin’de Şanghay endeksi % 140, Hindistan’da Sensex endeksi % 249, Brezilya’da Bovespa endeksi % 301, Rusya’da Micex endeksi % 802 değer kazanmış.
Hangi veriye bakarsak bakalım 2000’li yılların Türkiye gibi ülkeler için büyük bir ekonomik atılım fırsatı yaratmış olduğunu görüyoruz.

Türkiye fırsatı kaçırdı
Türkiye 2001 krizi sonrasında uygulamaya konan ekonomiyi güçlendirme programının 2002’de iktidarı devralan Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) hükümeti tarafından da benimsenmesi ve uygulanması sayesinde, YP ülkeleri için doğmuş olan fırsattan yararlanma şansını yakalamış görünüyordu. Siyasi ve ekonomik istikrarın yakalanmış görünmesi hem Türkiye’de özel sektörü motive etti, hem de yabancı yatırım sermayesinin Türkiye’ye ilgisi arttı, 2003 - 2006 döneminde tatminkâr büyüme rakamları gerçekleşti.
Ancak 2006 yılının ortalarında, bu sürecin tıkanma belirtileri gösterdiği noktada, AKP’nin sağlıklı büyümeyi sürdürecek bir ekonomik vizyona sahip olmadığı anlaşıldı. Türkiye ekonomisi yönsüzlük içinde bocalarken küresel krize yakalandı ve 2000’lerin ilk 10 yılını başarıyla kapatma fırsatını kaçırdı. AKP hükümeti gerçekle yüzleşmeyi reddettiği sürece ekonomide kalıcı bir başarının yaşanması da olanaksız görünüyor.