Çıkışsız gündeme kilitlendik

Çin atak yaparken Türkiye bocalıyor Bu yöntemle piyasa savaşçısı yetiştirmek, demokrasi kültürüne sahip ülkelerde tekrarlanabilecek bir uygulama değil herhalde ama Çinin ekonomide nasıl atılım yaptığını ve dünyayı tehdit eder bir konuma geldiğini merak edenlerin ilgisini çekebilecek bir ayrıntı. BBC Worldde izlediğim bir programda binlerce, belki de on binlerce Çinli gencin zorunlu olarak katıldığı, askeri disiplinle yönetilen bir kamptan izlenimler aktarılıyordu. Kampta, asgari ihtiyaçları karşılanarak yaşayan gençlere zor işler yaptırılıyor, böylelikle fiziki ve ruhi dirençleri sınanıyordu. Kampın amacını bir bayan yönetici şöyle açıklıyordu: "Piyasa ekonomisinde ayakta kalabilmek için her Çinli gencin her türlü zorluğu yenmeyi öğrenmesi lazım. Bu kamp onlara bunu öğretiyor." Öte yandan Çinin bilim ve teknolojide öne çıkmak için harcadığı çaba Amerikayı bile ürkütmeye başladı. Çinin her yıl mezun ettiği mühendis sayısı ABDdekinin dört katına yakın. Araştırma - Geliştirme harcamalarına dünyada en fazla kaynak ayıran üçüncü ülke konumuna gelen Çin, Dünya Ekonomik Forumunun Bilgi Teknolojisine Uyum endeksine göre yaptığı sıralamada da bir yılda 11 basamak atlayarak 41. sıraya yükseldi.Dünya Ekonomik Forumunun sıralamasında ancak 52. sıraya yükselebilen Türkiyede ise farklı bir ortam var. Geleneksel sektörlerde Çinin ürkütücü rekabetinin yıkıcı etkileri yaşanıyor. Özellikle ihracatta ve istihdamda önemli pay sahibi olan tekstil ve konfeksiyon gibi sektörlerde alarm zillerinin çaldığı, işyerlerinin kapandığı ve büyük istihdam kayıpları olacağı ileri sürülüyor. Öte yandan geleceği olan bilgi yoğun sektörlerde bir sıçramayı tetikleyecek ve büyük çapta istihdam yaratacak atılımlardan söz etmek olanaksız.Aslında Türkiyenin önünde büyük bir fırsat var. Çalışma çağındaki nüfusun toplamdaki payının bir süre daha artması söz konusu. Türkiye başka hiç bir Avrupa ülkesinin sahip olmadığı bu fırsatı iyi kullanabilir ve eğitimde yapacağı atılımla çalışma çağındaki nüfusa istihdam yaratabilirse % 7 dolayında büyüme hızlarını yakalayabilir ve Avrupa Birliği (AB) ile arasındaki gelir uçurumunu kapatabilir. Ancak bunu yapabilmek için Çinin yaptığı gibi öncelikler belirleyip eğitime ve bilimsel gelişmeye büyük çapta kaynak ayırmak zorunlu. Türkiyenin eğitimin yaygınlaşması ve çağdaşlaşmasıyla, bilgi teknolojisindeki atılımlarla ilgili bir söyleme ve gündeme kilitlenmesi gerekiyor.Geleneksel sektörlerdeki rekabet avantajını kaybetme tehdidiyle karşı karşıya bulunan ayrıca tarım kesimini modernize etmek zorunda olan Türkiyenin her şeyden önce bu sorunları tartışması, insan kaynağını nasıl dönüştüreceğini düşünmesi şart. Oysa Türkiye çok farklı bir gündeme kilitlenmiş durumda. Çin tehdidi Yakından tanıdığımız AB Komisyonu üyesi Günther Verheugen, Financial Times gazetesine yaptığı açıklamada AB ile ilgili tartışmaların yoğunlaştığı Fransadaki siyasi ortamı "zehirli" olarak nitelemiş. Bu deyimi belki Türkiye için de kullanmak gerekebilir. Türkiyede havayı zehirleyen şey hemen herkesin asıl önemli sorunları bırakıp vatanın ve milletin tek koruyucusu rolüne soyunmak istemesi. AB ile uyum çabalarını vatana ihanet olarak görenler AKPyi suçlarken bu yolda yeni adım atmaktan çekinen hükümet, çözüm üretmek yerine meslek odaları seçimlerinde gücünü göstererek sistemdeki ağırlığını artırma çabasında. Askeri kesimden hükümete yönelik eleştiri mesajları gelmeye başladı. Türkiyeyi ekonomide kaosa ve dış politikada yalnızlığa itebilecek olan sözde "ulusal atılım" senaryoları ortalığa saçılmış durumda. Bu ortamda rekabet gücünü, eğitim ve teknolojide atılımı, istihdam yaratacak büyümeyi tartışmak olanaksız. Bu kısır döngüyü kıramazsak daha çok Çin ejderhası masalı dinleriz. Zehirli hava Dünya ekonomisinin çeyrek yüzyıldır görülmemiş bir tempoda büyümesi ve küresel talebin güçlü olması pek çok temel maddede yüksek fiyat artışlarına yola açıyor. Birçok malın fiyatının dolarla belirlenmesi ve doların değer kaybetmesi de bu eğilimi güçlendiriyor. Özellikle ham petrol fiyatlarındaki artışlar hemen her gün manşetlere taşınırken günlük yaşamımızda önemli rol oynayan kimi temel maddelerdeki fiyat artışlarını ise daha seyrek duyuyor ve belki de geç fark ediyoruz. Örneğin dünya kahve fiyatları bu yılın başından beri % 31 artmış durumda. Yılda 80 milyar dolarlık bir hacme sahip olan dünya kahve piyasasında talebin güçlü olması buna karşılık özellikle Vietnamdaki üretimin sınırlı kalması fiyatlardaki yükseliş beklentisinin sürmesine yol açıyor. 2005 yılı kahve tiryakilerinin yanı sıra çikolata sevenler için de pahalı bir yıl olmaya aday görünüyor çünkü dünya kakao fiyatları da bu yıl % 18 artmış durumda. Kahve yerine portakal suyu içmek isterseniz gene kurtulamıyorsunuz yüksek oranlı fiyat artışlarından. Kahveyi şekerli içenler için tek teselli şeker fiyatlarındaki artışın çok düşük kalması. oulagay@milliyet.com.tr Kahve bu yıl el yakacak