Dalga değil, tsunami

Dünya gözü Küresel ekonomideki deprem piyasaları sarsıyor Evet dünya ekonomisinde kıtasal bir kayma yaşanıyor; dünya ekonomisinin ağırlık merkezi Batı'dan Doğu'ya, ABD ve Avrupa'dan Asya'ya doğru kayıyor. Gelişmiş zengin ülkelerin küresel ekonomideki ağırlığı azalırken "Yükselen Pazarlar" diye anılan ülkelerin ağırlığı artıyor. Dünya finans piyasalarında yaşanmakta olan sıra dışı gelişmeleri hâlâ daha önceki dalgalanmalarla karşılaştırıp "dalga" benzetmesini kullanmaya devam edenler var. Oysa yaşanmakta olan olay dalga boyutunu çok aşıyor. Öyle kıyıdaki birkaç balıkçı teknesinin batmasıyla atlatılacak bir dalgalanmayla değil, dev gemileri bile batırabilecek bir olayla karşı karşıyayız. Citibank ve Merrill Lynch gibi devleri sarsan bu olaya tsunami demek daha doğru; çünkü finans piyasalarında yaşanmakta olanlar aslında dünya ekonomisinde yaşanmakta olan büyük depremin sonucu. Grafikte de görüldüğü gibi, yalnızca 4 Yükselen Pazar ülkesinin küresel ekonominin büyümesine yaptığı katkı 2007 yılında % 50'yi geçmiş durumda. Dünya ekonomisinin lokomotifi artık ABD değil Çin. Bunun yanı sıra, Yükselen Pazarların yükselen ağırlığını gösteren başka göstergeler de var. The Economist dergisinin verilerine göre Yükselen Pazarlar: Dünya GSMH'sının % 50'den fazlasını üretiyor, Dünya ihracatının % 45'ini yapıyor, Dünyada üretilen enerjinin % 50'sini tüketiyor, Dünya petrol talebindeki artışın % 80'ini gerçekleştiriyor, Dünyadaki döviz rezervlerinin % 75'ine sahip bulunuyor, Dünyadaki likidite artışının % 60'ına kaynaklık ediyor, Dünyadaki tasarruf fazlasının % 75'ini sağlıyor. Görüldüğü gibi Yükselen Pazarların dünya ekonomisindeki ağırlığı birçok kritere göre zengin gelişmiş ülkelerin ağırlığını yakalamış ve geçmiş durumda. Başta petrol ve temel maddeler olmak üzere pek çok ürünün fiyatını artık Yükselen Pazar ülkelerinin talebi belirliyor. Küresel ekonomiyi finanse edecek kaynaklar da Asya'nın yükselen ekonomilerinde ve petrol üreticisi ülkelerin elinde birikiyor.Buna karşılık küresel finans sisteminin kontrolü hâlâ Batı'nın elinde. ABD dolarının küresel sistemin başlıca rezerv parası olması ve uluslararası ticarette çok yaygın kullanılması da buna katkıda bulunuyor. Sorun da küresel finans sisteminde yaşanıyor çünkü Batı'nın güdümündeki finans sistemi ihtiyaca cevap veremiyor, ABD doları da güçlü para olmaktan çıktığı için rezerv para işlevini yapamaz hale geliyor. Yeni lokomotif Çin ABD hâlâ dünyanın en büyük ekonomisi ama 1990'lardan beri büyümesini ancak balonlar yaratarak ve açıklarını dışarıdan finanse ederek sürdürebiliyor. Yeni teknoloji şirketlerinin yükselişiyle oluşan dot.com balonu 2001'de patladı. ABD ekonomisi durgunluğa girerken bu kez konut sektörü balonu oluşturuldu ve tüketime dayalı büyümenin sürmesi sağlandı. Şimdi bu balon da patladı ve ABD ekonomisi durgunluğun (resesyonun) eşiğine geldi. Ancak bu kez yeni bir balon oluşturma olanağı yok gibi çünkü konut balonu çok daha geniş bir kesimi etkiliyor ve müthiş karmaşık bir yapıya bürünmüş olan finans sistemi çatırdıyor.Dünya ekonomisindeki tektonik kaymanın ürkütücü de olabilen sonuçlarını gösteren filmin henüz başındayız galiba. Sorun ABD'de OECD'nin hafta içinde açıklanan son tahminine göre ABD ekonomisindeki yavaşlama 2008'de bir resesyona yol açmayacak, OECD ülkelerinin ortalama büyüme hızı ise 2007'de % 2.7'den % 2.4'e gerileyecek. Goldman Sachs'ın tahminine göre ise ABD'deki yavaşlama dünya ekonomisinin büyüme hızını 2007'de % 4.7'den 2008'de % 4'e düşürecek. Ancak hiçbir tahmine fazla güvenilmiyor ve 2008 yılında şu soruların sıkça sorulması bekleniyor: Finansal piyasalarda daha neler yaşanacak? Hangi finans kuruluşları zorlanacak? ABD resesyona girecek mi? ABD'deki yavaşlama dünya ekonomisine nasıl yansıyacak? ABD ve AB'de enflasyon tırmanacak mı? ABD'de FED, faizleri nereye kadar düşürecek? AB'de AMB faiz indirimine zorlanacak mı? Dolar değer kaybetmeye devam edecek mi? "Carry trade" devam edecek mi? Yükselen Pazarlar'a fon akışı olumsuz etkilenecek mi?Petrol ve temel madde fiyatları ne olacak? 2008'de en çok sorulacak sorular AKP'nin Aşil Topuğu Türkiye ekonomisinin Aşil Topuğu'nun (yani en zayıf noktasının) cari işlemler açığı olduğunu IMF Türkiye Masası Şefi Lorenzo Giorgiani söyledi. AKP'nin 2. iktidar dönemindeki Aşil Topuğu da ekonomi yönetimindeki zafiyet olabilir. AKP ekonomi yönetiminde zorlanabilir çünkü AKP'nin ekonomi yönetimi ufku, küresel piyasalardaki olumlu havadan en iyi biçimde yararlanmaya odaklanmıştı. AKP yönetimi, küresel ekonomiye uyum sağlamanın başarı için yeterli olduğuna inanmıştı.Oysa şimdi küresel ekonominin ve özellikle de küresel finans sisteminin çok ciddi sorunlarla karşılaştığı bir döneme girmiş bulunmaktayız. Risklerin tırmandığı bu dönemde: AKP iktidarının çok yararlandığı Yükselen Pazarlara kaynak akışı yavaşlayabilir. Bundan en fazla dış açık sorunu olan Türkiye gibi ülkeler etkilenebilir. Küresel likidite bolluğu kredi daralmasına dönüşürken Türkiye'nin dış açığını finanse etmesi zorlaşabilir. Dış kaynak girişindeki yavaşlama büyümeyi olumsuz etkileyebilir. Avrupa'daki olası yavaşlama ihracatımızı olumsuz etkileyebilir. Ekonominin yapısal sorunları ve rekabet gücü kaybı daha ciddi bir sorun olarak karşımıza çıkabilir. Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), 2007 yılında Türkiye'de yaratılan siyasi fırtınayı atlatmayı başardı, erken seçimden zaferle çıkarak iktidarını güçlendirdi. Bu sonucun alınmasında, AKP'yi devirmek isteyenlerin çapsızlığının yanı sıra, AKP'nin ekonomideki performansının genelde olumlu bulunması da önemli rol oynadı. Wall Street Journal gazetesinin 16 Avrupa ülkesiyle ABD, Rusya, Hindistan ve Türkiye'yi kapsayan kamuoyu araştırmasına göre, bir mali ya da ekonomik kriz nedeniyle sıkıntıya gireceğini düşünenlerin oranı Türkiye'de % 9. Bu oran Yunanistan'da % 24, Macaristan'da % 20, Polonya'da % 17, Almanya'da % 12, ABD'de % 10, İtalya'da % 8, Hindistan'da % 6, Fransa'da % 5. Türkiye'de kriz bekleyenlerin oranı, % 10 olan genel ortalamanın hemen altında kalıyor. oulagay@milliyet.com.tr Türklerin % 9'u kriz bekliyor