Futbol nasıl küreselleşti?

Gana takımındaki 23 futbolcudan 19'u, Çek ve Avustralya kadrolarından 21'er, Brezilya ile Arjantin'in de 20'şer futbolcusu kendi ülkesi dışında oynuyor. Bu da futbolun küreselleşmesine ve çok kültürlü bir yapının oluşmasına yol açıyor

Tabloda da görüleceği gibi futbolcu ihraç eden tek ülke Gana değil. Dünya Kupası'na katılan takımlardan Fildişi Sahili'nin kadrosundaki 23 futbolcunun tümü başka ülkelerde futbol oynuyor. Çek Cumhuriyeti ile Avustralya'nın 23 kişilik kadrosundan 21'er futbolcu, favorilerden Brezilya ile Arjantin'in de 20'şer futbolcusu kendi ülkesi dışında oynuyor. Togo, Hırvatistan, Trinidad Tobago, Paraguay, Tunus, İsveç ve İsviçre de futbolcularının büyük çoğunluğu yabancı ülkelerde oynayan ülkeler. Kupaya katılan 32 milli takımdan 19'unun kadrosundaki futbolculardan yarıdan fazlası kendi ülkesi dışında futbol oynuyor. Dünya Kupası'nın ilk turunda kupayı daha önce üç kez kazanmış olan İtalya, ilk kez katılan Gana ile oynuyor. Kadrolara bakıyorum: İtalya'nın Dünya Kupası kadrosundaki 23 futbolcu da İtalya liginde top koşturuyor. Gana'nın kadrosundaki 23 futbolcudan ise yalnızca 4'ü Gana takımlarında oynuyor, diğer 19'u dünyanın diğer ülkelerindeki kulüp takımlarında sürdürüyor futbol yaşamlarını. Bu sayılar futbolun gerçekten küreselleştiğini mi gösteriyor? Yoksa dünyanın dört bir yanında yetişen yetenekli futbolcuların, paranın sihirli gücüyle, futbolun yoğun ilgi gördüğü ve zengin kulüplerin bulunduğu az sayıdaki ülkede toplandığını mı? Futbolda küreselleşme mi yaşanıyor, piyasalaşma mı? Dünya Kupası'na katılan milli takımların kadrosundaki futbolcuların hangi ülkelerin liglerinde oynadığına baktığımızda bu soruların cevaplarına da yaklaşıyoruz. Kupaya katılma hakkını elde eden 32 ülkenin milli takımlarındaki 736 futbolcudan 343'ü yalnızca 5 ülkenin liginde toplanmış bulunuyor. Bunlardan 101'i İngiltere'de, 74'ü Almanya'da, 61'i İtalya'da, 56'sı Fransa'da, 51'i İspanya'da oynuyor. Bu ülkelerin zengin kulüpleri, dünyanın futbol oynanan ülkelerini tarayan futbol simsarlarının yardımıyla yoksul ülkelerdekiler dahil, kendi ülkelerinde sivrilen futbolcuları izliyor ve çoğu kez çocuk yaşta kendi renklerine bağlıyor.Sonuçta dünyanın en yetenekli futbolcuları, parayla futbolun kolay buluşabildiği 5-6 ülkede, 15-20 zengin ve ünlü kulüpte toplanmış oluyor. Manchester United, Arsenal, Chelsea, Barcelona, Real Madrid, Bayern Munich, Milan, Juventus, Inter gibi kulüpler, dünya futbolcu piyasasının belirleyici oyuncuları olarak üstün yetenekleri kadrolarında topluyor. Futbolun 5 ülkesi Bu süreç bir anlamda futbolun küreselleşmesine ve çok kültürlü bir yapının oluşmasına yol açıyor.Sonuçta yukarıda adı geçen 5 Avrupa ülkesindeki az sayıda zengin kulübün taraftarları, dünyanın dört yanından seçilmiş, her ırktan, dinden, milletten yıldız oyuncuları sürekli izleme olanağını buluyor. Bu futbolcular kendi renkleriyle, kültürleriyle, serüvenleriyle gittikleri ülkenin yaşamına katkıda bulunuyor. Kendi ülkelerindeki futbolseverler ise bu futbolcuları ancak uluslararası maçlarda ya da milli maçlarda, o da çoğu kez ekrandan izleyebiliyor. Dünya Kupası bu bakımdan önemli bir fırsat yaratıyor ve kupaya katılan her ülkenin insanları, kendi futbolcularını milli forma altında izleme olanağını bulmuş oluyor. Üstün yetenekli futbolcuları kadrosunda toplayan zengin takımlar ise bu yıldızların bir bölümünü sezon boyu yedekte tutabiliyor, yani onları sahada hiç kimse izleyemiyor ama onları kadrosunda bulunduran kulüplerin taraftar sayısı, gişe hasılatları ve reklam gelirleri astronomik rakamlara tırmanıyor. Söz konusu takımlar kendi ülkelerindeki taraftar gelir dengesini de giderek kendi lehlerine değiştiriyor ve aynı ligde oynayan takımlar içinde bir hiyerarşi oluşuyor. Örneğin 20 takımın yarıştığı İngiltere Premier Ligi'nde son 10 yılda şampiyonluk tadan yalnızca üç takım var: Manchester United, Arsenal ve Chelsea.Aslında beklenmedik şekilde Chelsea devreye girmeseydi son 10 yılda İngiltere Premier Ligi'nde şampiyonluk tadan takım sayısı ikide kalacaktı ama küresel boyuttaki "piyasalaşma" olgusu 'Chelsea mucizesi'ni yarattı. Londra'nın aynı adı taşıyan ünlü semtinin takımı olan Chelsea, 50 yıllık bir aradan sonra 2004-05 sezonunda Premier Lig Şampiyonu oldu ve bu başarısını 2005-06 sezonunda da tekrarladı. 'Chelsea mucizesi'nin sırrı, Yeltsin döneminde Rusya'da yaşanan büyük yağmada dolar milyarderi olan Abramovich adlı süper becerikli girişimcinin bu Londra takımını alıp 300 milyon dolar dolayında muazzam bir parayı Chelsea kulübüne akıtmasıydı. Çokuluslu dengesizlik Ekonomi yorumlarıyla tanıdığımız Financial Times yazarı Alan Beattie'nin verdiği rakamlar, futboldaki ekonomik güç yoğunlaşmasının boyutları hakkında daha iyi bir fikir edinmemizi sağlıyor. Beattie'ye göre bu yılki Dünya Kupası organizasyonunun gişe hasılatının, TV yayın hakları ve şirketlerden elde edilen reklam-sponsorluk gelirlerinin toplanmasıyla, 2.1 milyar euroya (2.7 milyar dolara) erişmesi bekleniyor. Dünya futbolunun kaymağını toplayan beş ülkedeki (İngiltere, Almanya, İtalya, Fransa, İspanya) kulüp takımlarının 2004-2005 sezonundaki gelirlerinin bunun üç katını bulduğu, İngiltere Premier Ligi'nin yıllık gelirinin (2 milyar euro) Dünya Kupası'nın toplam gelirine yaklaştığı belirtiliyor.Tüm bu veriler futboldaki küreselleşmenin de eşitsizlikleri artıran bir tablo yarattığını ortaya koyuyor. Ne var ki dünyanın dört bir yanında kitlelerin ilgisini çeken futbol da ancak bu çark içinde gelişebiliyor ve yaygınlaşabiliyor. Aslında kitlelere mal olmuş bir olay olarak futbolda yaşanan gelişmeler, dünyada ve hayatta yaşananları yansıtıyor. Futbol tekeli Dünya Kupası'na katılan milli takımlardaki futbolcuların çoğu kendi ülkeleri dışında futbol oynuyor. Yalnızca İtalya ve Suudi Arabistan'ın tüm milli futbolcuları kendi liglerinde top koşturuyor. Dünya Kupası için FIFA'ya 23 kişilik kadrolar bildiren ülkelerin kadrolarındaki futbolcuların 388'i göçmen futbolcu olarak kendi ülkesi dışında sürdürüyor futbol yaşamını. Bunların ülkelere göre dağılımı şöyle: Göçmen futbolcular çoğunlukta Fildişi Sahili 23Avustralya 21Çek Cumhuriyeti 21Arjantin 20Brezilya 20Togo 20Gana 19Hırvatistan 19Trinidad Tobago 19Paraguay 18Tunus 18İsveç 17İsviçre 17Polonya 15Portekiz 15S. Karadağ 15ABD 12Angola 12Fransa 12Hollanda 9Güney Kore 7İran 6Japonya 6Ekvador 5İspanya 5Almanya 4Meksika 4 Ukrayna 4Kostarika 3İngiltere 2 YARIN Futbol hayatın aynası mı? FIFA'nın rolü Futbolun geleceği 'Soğuk medya'dan 'sıcak medya'ya Festivalin bir boyutunu, sektörün merak ve heyecanla izlediği yarışma bölümü oluşturuyor. Buna yılda bir tekrarlanan bir "reklamcılık olimpiyatı" da demek mümkün herhalde. Şaka değil, 81 ülkeden 24,863 reklam kampanyası, 9 ayrı kategoride yarışıyor. Kampanya örnekleri, Cannes Film Festivali'nin de yapıldığı Festival Sarayı'nda sergileniyor. Diğer yandan reklamcılığın gelişiminin tartışıldığı sunumlar ve oturumlar yapılıyor. Fransa'nın festivalleriyle ünlü Cannes şehrinde ilk dikkatimi çeken şey, bazı binaların duvarlarını boydan boya kaplayan Catherine Deneuve posteri oldu ve tabii sinemayı hatırlattı ama şimdi Cannes sokaklarında sinemanın değil reklam dünyasının yıldızlarına rastlamak çok daha kolay, çünkü şu anda burada 53. Lions Uluslararası Reklam Festivali yapılıyor. Gazetemiz Milliyet, Türkiye'nin festivaldeki medya temsilcisi konumunda. Ben de bu sayede buraya gelmek ve sektörün geleceğiyle ilgili tartışmalara kulak misafiri olmak fırsatını buldum. Reklam dünyasının tartışma gündemini bir anda kavramak olanaksız tabii ama festival kapsamındaki birkaç oturumu ve Festival Sarayı dışında gerçekleşen, televizyon yayıncılığının geleceğiyle ilgili bir toplantıyı izleyince, yalnızca bu sektörün değil, medyanın çok önemli bir dönüşümü yaşamakta olduğunu daha iyi anladım. Aslında medyanın ve reklam sektörünün de ötesinde, toplumsal ve siyasal yaşamı derinden etkileyebilecek bir dönüşüm söz konusu.Bu dönüşümü tetikleyen gelişme, ilk kez internetin gündeme getirdiği yeni iletişim olanaklarının, artık bütün medyayı etkileyen bir olay haline gelmekte olması. Bu süreçte, daha önce medyanın muhatabı ve müşterisi olan geniş kitle, medyanın yönlendirici öğesi haline geliyor. Yayıncının okura ya da izleyiciye, onun katkısı olmadan hazırlanmış programları sunduğu 'soğuk medya'nın yerini, okurun ya da izleyicinin fiili katılımıyla etkilediği, hatta yönlendirdiği 'sıcak medya' alıyor. Yani artık kesinlikle iki yönlü bir ilişki söz konusu. Ticaretten siyasete önemli yansımalar yapabilecek olan bu dönüşümü yaşayabilmenin önkoşulu ise iletişim altyapısının gelişmiş olması. Türkiye gibi, hızlı internetin bile henüz emekleme aşamasında olduğu ülkelerin işin bu boyutunu düşünmesi gerekiyor. Medyada dönüşüm TV reklamlarının bu dönüşümden büyük ölçüde etkilenmesi ve reklam gelirleri düşecek olan TV yayıncılarının izleyiciye yeni hizmetler sunarak gelirlerini artırması bekleniyor. TV reklamlarının önümüzdeki dönemdeki gelişimini etkileyecek olan diğer faktör ise küresel ekonominin güç merkezinin ABD ve Avrupa'nın dışına kaymakta olması. Şu anda dünya TV reklam pastasının % 48'ini ABD, % 30'unu Avrupa, % 18'ini Asya ülkeleri, % 4 'ünü de Latin Amerika ülkeleri alıyor. Ancak 2005 - 2009 döneminde TV reklamlarında yıllık ortalama artış hızının Asya'da % 9.2, Latin Amerika'da % 9, buna karşılık Avrupa'da % 6.9, ABD'de % 5.4 olması bekleniyor. Bu gelişme sonucunda pastadaki paylar da değişmiş olacak. Bütün bunlar, reklam ve medya alanında yeni bir dünyanın kurulmakta olduğunu gösteriyor. oulagay@milliyet.com.tr TV'de reklamın geleceği