İki yıldız, altı senaryo

Dünya Ekonomik Forumu Avrupalı bir kuruluş, ama 2006 zirvesinde öne çıkanlar Avrupa ülkeleri değildi. ABD'nin de hissedilir bir varlık gösteremediği Davos 2006'nın yıldızları Doğu'dan yükseldi: Çin ve Hindistan. Dünyanın ağırlık merkezi Batı'dan Doğu'ya doğru kayarken, kapsamlı bir çalışmayla her ülke için üç farklı yol haritası çizildi. Bu senaryolarla söz konusu ülkelerin nasıl gelişebileceği varsayımlarla kestirilmeye çalışılıyor

Evet, Davos Avrupa'nın göbeğinde, Dünya Ekonomik Forumu da Avrupalı bir kuruluş, ama Davos 2006'nın gündeminde öne çıkanlar Almanya, Fransa, İtalya gibi Avrupa ülkeleri değildi. ABD'nin de hissedilir bir varlık gösterdiği söylenemezdi. Davos 2006'nın yıldızları Batı'dan değil, Doğu'dan yükseliyordu: Çin ve Hindistan. Davos, Avrupa'nın göbeğinde, İsviçre'de bir dağ kasabası. Küresel şirketlerin tepe yöneticilerini dünyanın önde gelen devlet adamları, siyasetçileri ve seçkinleriyle buluşturan Dünya Ekonomik Forumu'nun yıllık toplantısı her yıl Davos'ta yapılıyor. Küresel gündemi belirleyen gelişmeler Davos'ta tartışılıyor. Dikkatleri en fazla üzerine çekmeyi başaran ülke ise hiç kuşkusuz Hindistan'dı."Her yerde Hindistan" ("India Everywhere") sloganıyla Davos 2006'ya imzasını atan Hindistan, Zürich Havaalanı'na ayak bastığımızda fark ettiğimiz varlığını yıllık toplantının bitimine dek her an hissettirdi. Turuncu ve yeşil renklerle bezenmiş afişleri ve logosuyla Davos 2006'nın rengini belirleyen Hindistan, toplantının son gecesi yapılan geleneksel kapanış balosuna da damgasını vurdu. Davos'taki Kongre Merkezi'nin büyük toplantı salonu, Tac Mahal'li dekoruyla Hindistan'ı çağrıştıran muazzam bir şölen alanına dönüştürüldü. Hindistan'ın ünlü dansçıları sahneyi doldururken, Hindistan mutfağının örnekleriyle bezenmiş görkemli büfenin önünde uzun kuyruklar oluştu. 'Her yerde Hindistan' Dünya Ekonomik Forumu'nun kapsamlı bir çalışmayla hakkında gelecek senaryoları ürettiği üç ülkeden biri de Hindistan'dı. 21. yüzyılın ilk çeyreğinde dünyanın nasıl biçimleneceğini kestirmeye çalışan Dünya Ekonomik Forumu, Hindistan'la birlikte Çin ve Rusya için de 2005-2025 dönemini kapsayan gelecek senaryoları üretmişti. Dünyanın ağırlık merkezi Batı'dan Doğu'ya doğru kayarken, Batı'nın ilgisinin bu üç büyük ülkenin geleceği üzerine odaklanması çok da şaşırtıcı değildi aslında.Bu senaryolarda, her ülke için üç farklı yol haritası çiziliyor ve söz konusu ülkelerin farklı varsayımlar altında nasıl gelişebileceği kestirilmeye çalışılıyor. Hindistan ve Çin için yazılan senaryoları ele aldığımızda bunların her iki ülke için de hayli farklı sonuçlara varan seçenekler içerdiğini göreceksiniz.Hemen belirtelim ki bunlar söz konusu ülkeleri yakından tanıyan uzmanların kafa kafaya vererek geliştirdiği senaryolar. Dünya büyük bir değişim ve dönüşüm yaşarken bu tür senaryoların ne kadar gerçekçi olduğu da tartışılabilir kuşkusuz. Buna karşılık, geleceğe dönük bir öngörü denemesi yapmamıza olanak veren bu tür senaryoların bir işlevi yerine getirdiğini söyleyebiliriz. Gelecek senaryoları Türkiye'yi de uyaran mesaj: Dünya Ekonomik Forumu'nun Hindistan, Çin ve Rusya için geliştirdiği gelecek senaryolarından çıkan ana mesaj aslında bizi de yakından ilgilendiriyor. Senaryolara konu olan ülkelerin nasıl gelişeceklerini belirleyecek en önemli değişkenin, bu ülkeleri yönetecek kadroların kapasitesi ve davranış biçimi olduğu vurgulanıyor.Yeni bir dünya kurulurken, küresel tabloyu doğru okuyabilen, fırsat ve tehditleri zamanında fark edebilen, hâkimiyeti sarsılan Batı'nın ve yeni yükselen güçlerin ruh hallerini doğru değerlendirebilen siyasetçi ve devlet adamları ülkelerinin kazançlı çıkmasını sağlayabilir. Bu ufka sahip olmayan yönetimler ise gelişme potansiyeli yüksek olan ülkeleri bile çıkmazlara sürükleyebilir. Küresel tabloyu doğru okumak çok önemli, ama başarı için yeterli değil. Senaryolarda, ancak toplumun geniş kesiminin yararlanabileceği bir kalkınma sürecinin kalıcı başarı sağlayabileceği de vurgulanıyor ve yönetimlerin buna öncelik vermeleri isteniyor. İyi yönetilen ülkeler yükselecek Hindistan, demokrasi deneyimini kullanarak hızlı ekonomik kalkınmayla toplumsal barışı bir arada götürebilecek mi? Hindistan için yazılan senaryolarda bu temel soruya cevap aranıyor ve Hindistan'ı yönetecek olan siyasetçilerle toplumsal aktörlerin farklı davranış tercihlerine göre tanımlanan üç farklı gelecek senaryosu çıkıyor karşımıza:1. "Bolly World" senaryosu: Adını Hindistan'ın "Bollywood" diye anılan ünlü film endüstrisinden alan bu senaryoda Hindistan'ı yönetenlerin, dışardan gelen yatırım sermayesine odaklanarak içerde gerekli reformları savsaklamayacağı varsayılıyor ve sonucunda şunlar bekleniyor: Yabancı yatırımlar bilgi teknolojisi ve ileri teknoloji gerektiren alanlarda yoğunlaşıyor. Devlet de onlara dönük yatırımlar yapıyor.Yatırımlardan yeterli pay alamayan kırsal bölgeler azgelişmişlik ve yoksulluk kısır döngüsünü kıramıyor ve bölgelerle gelir grupları arasındaki eşitsizliklerin giderilememesi toplumsal huzursuzluğu artırıyor.Gençlerin dini gruplara katılma oranı artıyor.2015'te yüzde 8'i geçen yıllık GSYİH büyüme hızı 2025'te yüzde 6 dolayına iniyor ve yoksulluğu yok etmek mümkün olmuyor. 2. "Önce Hindistan" senaryosu: Bu senaryo ülkedeki tüm bireylerin ve grupların "önce Hindistan" hedefini benimseyeceğini ve yeni bir siyasi sınıfın devreye girerek köklü değişim için gerekli reformları yapacağını varsayıyor. Bu senaryoya göre beklenenler şunlar: Devlet uzun vadeli bir vizyonla gerekli altyapıları yapıyor.Yoksulluğu azaltmak için özel politikalar uygulanıyor.Bölgeler ve gruplar arasındaki eşitsizlik azalıyor.Büyüme hızı 2015'te yüzde 9'a, 2025'te yüzde 10'a çıkıyor.Hindistan yapıcı bir yükselen güç olarak dünyada itibar kazanıyor. 3. "Çıkmazdaki Hindistan" senaryosu: Bu senaryo hükümetin atılım için gerekli reformları yapamayacağını ve uluslararası ortamda tırmanan gerilimlerin Hindistan'ı da olumsuz etkileyeceğini varsayıyor. Bu senaryoya göre olabilecekler ise şöyle: Altyapılar yetersiz kalıyor ve ekonomik büyümeyi sınırlıyor.Kırsal kesimde azgelişmişlik sürüyor ve işsizlik artıyor.Büyüme hızı önce yüzde 6, sonra yüzde 4 dolayına iniyor.Hükümet askeri harcamaları artırarak ülkeyi düşmanlara karşı koruma söylemini benimsiyor ve ülkenin barışçı imajı bozuluyor.Yabancı sermaye kaçıyor ve yatırımlar azalıyor.Yolsuzluk artıyor, dini ve etnik çatışmalar öne çıkıyor. Bu senaryolar, son yıllarda özellikle yazılım ve bilgi teknolojisi hizmetlerinde atılım yaparak ekonomik büyümesini hızlandıran Hindistan'ın ancak "Önce Hindistan" senaryosunu uygulayabilmesi halinde performansını sürdürebileceğini gösteriyor. Hindistan kalkınmayla barışı bir arada götürebilecek mi? Çin ekonomik büyüme mucizesini önümüzdeki 20 yılda da sürdürebilecek mi? Çin'in küresel bir güç haline gelmesi nasıl karşılanacak? Çin için yazılan senaryolarda bu iki temel soruya cevap aranıyor. Çin'in kendi bünyesinde gerekli reformları gerçekleştirme kapasitesi ile dış dünyadan gelecek tepkileri karşılama biçiminin, ülkenin geleceğini belirlemede etkili olacağı varsayımıyla üç farklı senaryo ortaya konuyor:1. "Bölgesel Bağlar" senaryosu: Bu senaryo Çin'in yükselişinden rahatsız olan ABD ve Avrupa'nın bu yükselişi engelleyici bir rol oynamaya çalışacaklarını, Çin'deki tek parti yönetiminin ise etkili müdahaleler yaparak ülkedeki gelişmeyi sürdüreceğini varsayıyor. Bu senaryo, şu gelişmelerin yaşanmasını öngörüyor: Çin şirketlerinin dünyadaki yayılmasına karşı engeller çıkartılıyor.Çin'e teknoloji akışı sınırlanıyor.Bazı uluslararası şirketler Çin'deki tesislerini elden çıkarıyorİhracat yavaşlıyor ve devlet iç pazara yönelik yatırımları destekliyor.Devlet sosyal koruma ağını güçlendirecek adımlar atıyor.Çin, Asya'daki komşularıyla ilişkilerini geliştiriyor ve Asya Ekonomik Alanı'nın kurulmasına öncülük ediyor.Dünya ekonomisindeki yavaşlamaya karşın Çin ekonomisi ortalama yüzde 7.5 büyümeye devam ediyor. 2. "Gerçekleşmeyen Umutlar" senaryosu: Bu senaryo Çin hükümetinin, ekonomik gelişmenin sürmesi ve toplumsal barışın korunması için gerekli reformları yapmakta yetersiz kalacağı varsayımına dayanıyor. Bu senaryonun gerçekleşme sürecinde yaşanması olası gelişmeler şunlar: Merkezi hükümet sosyal tepkilerden çekindiği için, ekonomik gelişmenin sürmesini sağlayacak reformları yapamıyor.Sermaye ve bilginin serbest dolaşımına yeni engeller çıkartılıyor.Çin'in uluslararası rekabet gücü gerilemeye başlıyor.Ortamın bozulduğunu ve fikri mülkiyet haklarının korunamadığını ileri süren yabancı yatırım sermayesi Çin'e gelmekten vazgeçiyor.Ekonominin büyüme hızı düşüyor ve 2025'e doğru yüzde 6'nın da altına iniyor.Ekonomik büyümenin yavaşlaması sosyal çalkantılara yol açıyor. 3."Yeni İpek Yolu" senaryosu: Bu senaryo Çin'in bir yandan küresel ekonomiyle bütünleşmesini sürdürerek ve iç bünyede gerekli reformları yaparak hızlı büyümeye devam edeceğini, diğer yandan küresel jeopolitik sistemle barışçı bir güç olarak bütünleşeceğini varsayıyor. Bu senaryoya göre önümüzdeki 20 yılda Çin'de yaşanması beklenen gelişmeler şunlar: İhracata öncelik veren hızlı ekonomik büyüme sürüyor.Yabancı sermaye yatırımları sürüyor ve süregelen istihdam artışı kırsal kesimden kentlere yönelişin sorunsuz sürmesini sağlıyor.Kendini yenileyen Çin yönetimi gerekli reformlara devam ediyor.KİT'lerin, banka kesiminin ve hukuk düzeninin sorunları gideriliyor.Geniş bir orta sınıf oluşuyor ve Çin'in iç pazarı gelişiyor.Ekonomi yüzde 9 dolayındaki hızlı büyümesini sürdürüyor.2020'den itibaren siyasi özgürlükleri genişleten adımlar hızlanıyor.Çin bölgesinde ve dünyada yapıcı rol oynayan bir güç olarak önem kazanıyor. Davos'ta yapılan bu değerlendirme Çin'in ancak bu sonuncu senaryoyu uygulayabilmesi halinde ekonomik büyüme temposunu sürdürebileceği ve etkili bir küresel güç haline gelebileceğini ortaya koyuyor. Çin'in geleceği gerekli reformları yapmasına bağlı YARIN Dünya yeniden kurulurken Türkiye'nin şansı var mı? oulagay@milliyet.com.tr