Kendimizi mi kandırıyoruz?

Avrupa Birliği (AB) Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn, Reuters’a yaptığı açıklamada, 2009 yılının Türkiye’nin AB üyeliği konusundaki ciddiyetinin sınanacağı bir yıl olacağını belirterek şöyle diyor:
“Kendi iç sorunlarıyla uğraştığı bir iki yıldan sonra Türkiye’nin yeni yılda vites değiştirerek, yeniden AB yolunda ciddi reformlara yöneleceğini umuyoruz... Türkiye’de daha laik ve daha dindar hayat tarzları arasında bir ikilem yaşandığını biliyorum ama Türk toplumunun bu konuda artık bir uzlaşma noktasına varması zorunludur.” (I. Herald Tribune, 22 Aralık 2008)
Olli Rehn bu açıklamayı yapmadan önce, Binnaz Toprak ve arkadaşlarının gerçekleştirdiği, “Türkiye’de Farklı Olmak (1)” araştırmasını görmüş müydü bilmiyorum ama Rehn’in saptama ve kaygılarıyla, bu araştırmanın ve tartışılma biçiminin bende yarattığı izlenim ilginç biçimde örtüşüyor.
Araştırmada nakledilen örnekler ve varılan sonuçlar, Türkiye’de yaşayan insanların, siyasi rejim tercihinin ötesinde, hayat tarzı ve temel değerler konusunda bir ortak payda yakalama noktasına yaklaşmakta olduğunu değil, tersine, bu noktadan uzaklaşma eğiliminde olduğunu gösteriyor. Raporun aydınlar ve seçkinler katındaki tartışılma biçimi de sanki bu uzlaşmazlık tablosunu tamamladı.
Bu tartışmaya katılanların çoğu, araştırmayı bilinen siyasal ve ideolojik pozisyonuna göre değerlendirdi, olumlu ya da olumsuz karşıladı.

Araştırmanın çelişkisi
Araştırmanın kendi çelişkisi ise elde edilen bulguların, “Ne yapmalı?” sorusuna cevap olarak ortaya konan önerilerin neden gerçekleşemeyeceğini göstermesi. Aslında araştırmayı yapanlar da “Ne yapmalı?” sorusuna cevap vermenin zor olduğunun farkında. Belki de bu nedenle “ne yapılması gerektiğine dair ipuçları” vermekle yetinmişler ve bunu şöyle ifade etmişler:

Yapılması gereken...
“Yapılması gereken, kendi yandaşlarına devletin imkânlarını sunan iktidarlar yerine her kesime eşit mesafede duran şeffaf bir yönetim anlayışını sağlayacak yapısal değişimlere gidilmesi, iktidar-muhalefet ilişkilerinin normalleştirilmesinin yollarının aranması, hak ve özgürlükler genişletilerek bireyin güçlendirilmesi, iyi vatandaş bilincinin geliştirilmesi, sosyal devlet politikaları yaygınlaştırılarak düşük gelirli kesimlere hizmet sunulması, farklı kimliktekilerin karşı karşıya kaldıkları ayrımcılık ve baskının ortadan kalkması için bir yandan eğitim, diğer yandan siyasi projeler kanalıyla ayrımcılığa karşı mücadele edilmesi.”

Seferberlik ihtiyacı
Araştırmanın birkaç yerinde, bu hedeflere varmak için bir “seferberliğe” gerek olduğu da vurgulanıyor. Bütün bunlar iyi güzel de araştırmanın naklettiği olaylar ve toplumun farklı kesimlerindeki yaygın düşünce ve davranış biçimleriyle ilgili olarak vardığı sonuçlar, bu “yapılması gerekenler”i yapacak ve hatta bu açılımı savunacak birilerini Türkiye’de bulmanın hiç de kolay olmayacağını ortaya koyuyor.
AB içinde yer alarak, daha özgür bir ortamda ahenk içinde bir arada yaşama özlemini duyarken, genç nüfusun sağladığı fırsatı kullanarak kalkınma yarışında öne çıkma hayalini kurarken, kendimizi mi kandırıyoruz acaba?

(1) Binnaz Toprak (Proje Sorumlusu), İrfan Bozan, Tan Morgül, Nedim Şener, “Türkiye’de Farklı Olmak - Din ve Muhafazakârlık Ekseninde Ötekileştirilenler”, Boğaziçi Üniversitesi Bilimsel Araştırmalar Projesi.