Kriz öncesine dönüş hayal

İstanbul, IMF (Uluslararası Para Fonu) ve Dünya Bankası yıllık toplantıları nedeniyle sıra dışı günler yaşıyor. Bir yandan küresel ekonominin ve finans sisteminin son durumunu ortaya koyan veriler açıklanır ve küresel krizin etkileriyle ilgili çok boyutlu tartışmalar yapılırken diğer yandan IMF ve kapitalizm karşıtı gösteriler medyanın ilgisini üzerine çekiyor.
IMF karşıtı gösterilere de değineceğim ama önce IMF’nin dün açıklanan Dünya Ekonomisinin Görünümü raporuyla önceki gün açıklanan Finansal İstikrar Raporu’ndan çıkan mesajlar üzerinde durmak istiyorum.
Her iki rapordan çıkan ana mesaj bence şu: Dünya ekonomisinde ve finans sisteminde bir çöküş yaşanması önlendi, iyileşme belirtileri güçlendi ama buna bakarak “Kriz aşıldı hayat normale döndü” havasına girmek büyük bir hata olur, aşırı iyimserlik iyileşmeyi durdurabilir. Ayrıca iyileşmenin ve normalleşmenin sürmesi halinde bile, kriz öncesindeki hızlı büyüme koşullarına geri dönülebileceğini kimse hayal etmesin, o dünyaya geri dönülmeyecek.

Değişim kaçınılmaz
Bu ana mesajı destekleyen bulgular ve saptamalar şunlar:
- IMF’ye göre 2009’da % 1.1 küçülmesi beklenen dünya ekonomisi 2010’da % 3.1 büyüyecek ama daralmadan büyümeye geçişin büyük ölçüde sisteme yapılan görülmemiş boyutlardaki devlet desteğiyle sağlandığını unutmamak gerekiyor.
- Finansal sistemin çöküşü de, başta ABD ve İngiltere olmak üzere çeşitli ülkelerde çökme noktasına gelen bankalara ve diğer finans kuruluşlarına devasa boyutta kamu kaynağı enjekte edilerek sağlandı.
- Kamu kaynaklarının bu boyutlarda kullanılması başta ABD olmak üzere birçok ülkede devasa boyutlarda bir kamu açığı patlamasına yol açtı ve bu ülkelerin zaten sorunlu olan orta vadeli mali profilini daha da bozdu. Dolayısıyla bu uygulamalara bir noktada set çekmek şart.
- Ancak kamu desteğinin geri çekilmesi halinde, özellikle ABD ve Avrupa’da özel tüketim ve yatırım talebinin ekonomideki canlanmanın sürmesine yeteceği çok kuşkulu.
- Banka sisteminin de kendi ayakları üzerinde duracak noktaya gelmediği görülüyor.
- Bu durumda bir yandan devlet desteğinin erken kesilmemesi uyarısı yapılırken diğer yandan özel talebi küresel boyutta canlandırma görevini, krizden en az etkilenen Çin ve Hindistan gibi ülkelerle Almanya ve Japonya gibi dış fazla veren ülkelerin üstlenmesi isteniyor.
- Dünya ekonomisinde yeni dengelerin kurulması için küresel boyutta ekonomik koordinasyonun önemi vurgulanıyor.
Aslında bu saptamaları yapan IMF yetkilileri de dünya ekonomisinde, özellikle de Batı’nın zengin ülkelerinde çok zor bir döneme girildiğinin farkında bence ama bunu ifade ederken “İyimserliğe kapılmak için erken” demeyi tercih ediyorlar.

Protestonun anlamı
Bu tür toplantıların yapıldığı her yerde protesto gösterileri eksik olmuyor. İstanbul’daki göstericiler de bu âdeti yerine getirmiş oluyorlar ama bu gösterilerde atılan sloganlar ve kullanılan protesto yöntemleri, yıllardır değişmeyen bir ezberin tekrarı gibi göründüğü için fazla anlamlı olmuyor sanki.
Oysa küresel kapitalizmin şu anda yaşamakta olduğu kriz, on yıl öncesine göre bile çok farklı nitelikte, farklı sonuçlara yol açabilecek olan bir kriz. “Canım sistemin kurbanı olan, krizlerin asıl faturasını ödeyen geniş kesim işin bu yönüyle ilgilenemez, o sisteme karşı isyanını bildiği gibi dile getirir” diyenler çıkabilir.
Ancak artık şu soruları da sormak gerekmiyor mu: Bu ezberlenmiş protesto yöntemleri, yıllar yılı, medyanın ilgisini çekmenin ötesinde, neye yaradı? Kendini sistemin kurbanı olarak görenler, içlerindeki tepkiyi dışa vurmanın sağladığı anlık tatminin ötesinde, nasıl bir kazanım elde etti bu protestolar sayesinde? Bu ezberi tekrarlamak yerine küresel krizin özgün niteliği üzerine biraz kafa yorulsa ve daha anlamlı sloganlar ve protesto yöntemleri bulunsa daha anlamlı olmaz mı acaba?