Krizin dibi bulunsa bile çıkış kolay olmayacak

Ekonomide kötü haber - iyi haber dengesinin yavaş yavaş iyi haber lehine değişmeye başlaması dikkate alınması gereken bir gelişme. The Economist dergisinin iki hafta önceki sayısında yer alan grafik, dünya ekonomisindeki umut verici gelişmeleri simgeleyen “yeşil filizler”den söz eden haber sayısının nasıl arttığını gösteriyor. Geçen yılın ekim ayında, Lehman Brothers adlı yatırım bankasının batması sonrasında, sıfıra inen iyi haber sayısında, özellikle nisan başından itibaren belirgin bir artış görülüyor. Türkiye’de de, ekonomideki daralmanın ve olumsuz beklentilerin dip noktadan geri dönmekte olduğunu gösteren bazı gelişmeler var. 

Tırmanış zor olacak
Aylardan beri krizin dibini bulma umuduyla yaşayanlar, şimdi bu gelişmelere bakarak bekledikleri günün geldiğini düşünebilirler ama “Tamam bu iş oldu, krizin sonu göründü” demek için henüz erken. Borsalardaki iyimserlik havası da bazen aldatıcı olabilir. Ayrıca krizin dip noktasına gelinmiş olsa bile bu, gelinen noktadan sonra artık her şeyin iyi gideceği ve kısa sürede kriz öncesi günlere geri dönüleceği anlamına gelmiyor.
Gelmiyor çünkü küresel finans sistemi, dünya ekonomisi ve dünya ticareti, Lehman’ın çöküşünü izleyen altı ayda, benzeri görülmemiş bir çöküş yaşadı. Asfalt yolda hızla koşarken hesapsız adımları yüzünden yüzlerce metre derinlikteki bir uçuruma yuvarlanan koşucunun durumuna düştü. Böyle bir düşüş sırasında yara bere içinde kalan koşucunun, dibe vurduktan sonra tekrar yukarı tırmanma çabası ne kadar kolay ve rahat olabilirse, küresel finans sisteminin ve dünya ekonomisinin ilerleme yoluna geri dönme çabası da o kadar kolay ve rahat olacak. 

Türkiye için fırsat
Dünya ekonomisindeki toparlanma eğiliminin, Lehman’ın çöküşü sonrasında yaşanan riskten kaçış paniğinde Türkiye gibi “Yükselen Pazar” (YP) ülkelerinden kaçan küresel sermayenin geri dönüş eğilimini hızlandırması, bizim için iyi haber. Küresel sermaye geri dönerken iyi yönetilen ve umut vaat eden YP ülkeleri bu dönüşten aslan payını alacak. Ekonomisini ancak dış kaynak çekerek büyütebilen Türkiye’nin bu fırsattan yararlanmak için bir an önce aklını başına toplayıp ekonomiyle ilgili karar alma süreçlerindeki tıkanıklığı aşması gerekiyor.

Krizin dibi bulunsa bile çıkış kolay olmayacak


Borçlu Johnny çılgınca tüketemezse...
ABD’den dünyaya yayılan kriz bu ülkenin ve özellikle de Amerikalı tüketicinin küresel ekonomideki önemini ortaya koydu. ABD’deki özel tüketim harcamaları 2000 - 2007 döneminde % 44 artarak 9.9 trilyon dolara tırmandı ve küresel ekonomideki hızlı büyümenin sürükleyici gücü oldu. Amerikalı tüketici Johnny, konut fiyatlarındaki artışı nakde çevirerek ve aşırı ölçüde borçlanarak tüketimini sürdürdü. 2007 sonunda Amerika halkı tüketimini kısmak zorunda kalınca önce ABD sonra dünya ekonomisi resesyona girdi, yani küçülmeye başladı.    
Şimdi dünya ekonomisinin aynı yapı içinde yeniden hızlı büyüme rayına oturması için Amerikalı tüketicinin tekrar eski tüketim temposunu yakalaması gerekiyor. Ancak bu olanaksız çünkü konut fiyatlarındaki düşüş sürüyor ve 2003 - 2008 arasında konut fiyatlarındaki artış sayesinde 2.3 trilyon dolarlık ek gelir elde eden Amerikalı tüketici şimdi fiyatı hızla düşen konutunun borcunu bile ödemekte zorlanıyor. ABD’de hane halkının borcu, McKinsey Global Institute dergisinde yer alan verilere göre, 2000 - 2007 döneminde katlanarak 13.8 trilyon dolara tırmandı ve neredeyse GSYH rakamına erişti. ABD’de hane halkının borcu son yıllarda  hızla artarak kullanılabilir gelirinin % 138’ine tırmandı.
Krizin dibi bulunsa bile çıkış kolay olmayacak
Alım gücü dibe vuran Amerikalı tüketicinin yukarı çıkışı zor olacak. (Karikatür The Economist)

Küresel ekonomi hızlı büyüyemez...
Amerikalı tüketicinin, yani Johnny’nin bu koşullar altında daha fazla borçlanarak tüketimini sürdürmesi olanaksız. Tam tersine çılgınca tüketme furyasında tasarrufu unutan Johnny’nin şimdi tasarrufa yönelerek borç ödemeye başladığı görülüyor. Bu kısır döngünün kırılması ise 2000 - 2007 döneminde gerçek geliri artmayan orta sınıf Amerikalının gelirinin sürdürülebilir biçimde artmasına bağlı görünüyor.
ABD Başkanı Obama orta sınıf Amerikalının gelirini artırmaya yönelik ekonomi politikaları izlemeye kararlı görünüyor ama Amerikalıların tüketim iştahının dünya ekonomisini ayakta tutmasını da istemiyor. Bu koşullarda ABD’deki özel tüketim harcamalarının küresel büyümeye katkısının kriz öncesi döneme göre sınırlı kalacağı anlaşılıyor.
Küresel ekonominin dibe vurduktan sonra hızlı bir ‘V’ çıkışı yapacağını iddia edenler, Amerikalı tüketicinin, yani Johnny’nin yeni durumunu hesaba katıyor mu acaba?     

Büyükanıt’ın itirafı çok şey anlatıyor
Eski Genelkurmay Başkanı Org. Yaşar Büyükanıt’ın 32. Gün programında yaptığı açıklamaları dinlerken 27 Nisan 2007 gecesini hatırladım. Gece yarısına doğru Genelkurmay’ın internet sitesine düşen e-muhtıranın farkına varanlar hayli heyecan yaşamış, ertesi gün neler olacağını merak ederek geceyi ayakta geçirenler bile olmuştu.
Şimdi Sayın Büyükanıt’ın açıklamalarından anlıyoruz ki, telefonlarının dinlendiğinden emin olan o dönemdeki Genelkurmay Başkanı'mız, ertesi gün Ankara’da olamayacağı için, 27 Nisan gecesi oturup e-muhtıra diye tarihe geçen o ünlü bildiriyi bizzat kaleme almış ve Genelkurmay’ın internet sitesine koydurmuş. Müthiş bir doğallıkla anlatıyor bunları Sayın Büyükanıt.
Telefonları dinlenen ve belli ki her adımı yakından izlenen eski Genelkurmay Başkanı’nın anlattıkları daha önce ve sonra yaşananlara da ışık tutuyor aslında. Askeri darbe yaparak ülkede yönetimi ele geçirmeye niyetlenenlerin ne kadar ciddiye alınabileceğini gösteriyor. Gelinen noktada artık “darbecilerin” değil “dinleyicilerin” daha ciddi bir tehdit haline geldiğini de.