Küresel piyasalarda kritik hafta

Küresel ekonomideki ve finans piyasalarındaki gelişmelerden sonuç çıkarmak isteyenler için kritik gelişmelerin yaşanacağı bir haftaya girmiş bulunuyoruz. ABD Merkez Bankası’nın (FED) faiz politikasını gözden geçireceği önemli toplantı bugün başlıyor. Avrupa Merkez Bankası (AMB) ve İngiltere Merkez Bankası’nın aynı amaca yönelik toplantıları 5 Kasım’da. G-20 ülkelerinin maliye ve ekonomi bakanları ise hafta sonunda İskoçya’da bir araya gelecek. Bu arada ABD’de merakla beklenen işsizlik göstergeleri de cuma günü açıklanacak.
ABD ve Avrupa Merkez Bankalarının faizleri yükseltme konusunda geleceğe yönelik bir niyet ifade etmeleri bile bu ortamda önemli yankılar yapabilir çünkü faizlerle döviz kurları ve borsa - piyasa hareketleri arasında ilginç bir ilişkiler ağı oluşmuş durumda.

Şeytan üçgeni
Bu yılın mart ayından itibaren, krizin en tehlikeli döneminin geride kaldığı izleniminin yaygınlaştığı ve risk alma iştahının arttığı ortamda, likidite bolluğu ve düşük faizlerle doların değeri ve borsa hareketleri arasında kurulan ilişkiler adeta bir şeytan üçgeni oluşturdu.
- Risk iştahının artması, riskin tırmandığı dönemde sığınak işlevi gören ve bu nedenle değer kazanan ABD dolarının bu işlevini kaybederek zayıflamasına ortam hazırladı.
- ABD’deki muazzam parasal genişleme ve faizlerin neredeyse sıfıra inmesi de doların değer kaybına katkıda bulundu.
- Doların en ucuz borçlanma aracı haline gelmesi “carry trade” parası olarak kullanılmasına yol açtı ve bu da doların değerini aşağı çekti.
- Risk algılamasının düştüğü, likiditenin bollaştığı ve faizlerin sıfırlandığı ortamda taban yapmış hisse senetlerine yatırım çekici göründü ve borsalarda hızlı çıkış yaşandı.
- Bu süreçte parasını dolara bağlamış olan Çin kendini kurtardı ama paraları dolar karşısında değerlenen ülkeler ciddi bir ikilemle karşı karşıya kaldı.

Tehlike nerede?
Gelinen nokta çok kritik çünkü bazı önemli Avrupa ülkeleriyle ABD’de ekonomideki küçülmenin sona erdiğini ve büyümenin başladığını gösteren ilk sinyaller alınmış durumda ama aklı başında olan herkes, bu sinyallere fazla güvenmenin doğru olmadığını biliyor. Bunun nedeni ise bu ilk canlanma belirtilerinin, hükümetlerin faizleri hızla aşağı çektiği, muazzam canlandırma paketleriyle ve sübvansiyonlu satış kampanyalarıyla ekonomiyi desteklediği ve “şeytan üçgeni”ni yarattığı ortamda gerçekleşmiş olması.
Bu denklemdeki kritik değişkenin likidite bolluğu ve faizlerdeki düşüş olduğu ortada. Hükümetlerin ve merkez bankalarının, ekonomideki canlanmanın yeterli noktaya geldiğini düşünüp, likidite desteğini geri çekme ve faizleri yükseltme niyetini kafalarından geçirmeleri bile, zaten diken üstünde duran dengeleri altüst edebilir.
Bu noktada risk algılamasının tekrar yükselmesi ise şeytan üçgeninin daha da büyük bir hızla bozulmasına yol açabilir.