Niçin tedirginim?

Niçin tedirginim?

Osman ULAGAY

Refah - Yol hükümetinin gecikmiş istifası sonrasında ülkedeki gerilim önemli ölçüde düştü, özellikle laik düzeni tehdit altında gören kesimde hissedilir bir rahatlama oldu. Yılmaz hükümetinin genel havası ve örneğin 8 yıllık kesintisiz eğitim konusundaki tutumu da bu rahatlamaya katkıda bulundu. Belki de bende bir terslik var ama bu rahatlama havasını paylaşmakta zorluk çekiyorum. Tam tersine tedirginliğim daha da arttı galiba.
Bu köşenin sürekli okurlarının anımsayacağı gibi Erbakan - Çiller ortaklığının daha ilk gündeme geldiği günlerde bunun bir "dibe vurma senaryosu"nun ilk adımı olduğunu yazdım. Refah - Yol'un göz boyayıcı vaatlerinin birer slogan olarak kalacağını, kaynak paketlerinden hiç bir şey çıkmayacağını, "denk bütçe"nin bir aldatmaca olduğunu sürekli vurguladım, "eh canım bunlar da fena değilmiş", edebiyatına pek ısınamadım. Refah - Yol'un ülkeyi çok boyutlu bir çıkmaza sürüklemekte olduğu yolundaki görüşüm hala da değişmiş değil.
Böyle düşünmeme karşın Refah - Yol iktidardayken daha az tedirgindim çünkü o hükümetin iktidarda kaldığı her gün daha fazla yıprandığını görüyor ve sonunda nasıl olsa gideceğine inanıyordum. Şimdi ise ülkeyi dibe vurma noktasından geri çevirmek amacıyla kurulmuş bir hükümet işbaşında ve ben, bu hükümetin toplumun geniş kesiminin beklentilerine cevap verememesi halinde doğabilecek tepkileri, ortaya çıkabilecek tabloyu düşününce hiç de rahat olamıyorum.
Rahatsızım çünkü Türkiye'nin önünün ancak değişimle açılabileceğini, bu değişimin ise mümkün mertebe geniş tabanlı bir mutabakatla gerçekleşebileceğini düşünüyorum; işin bu cephesinin fazla önemsenmediğini, tersine dayatmacı bir yaklaşımın benimsendiğini gördükçe de tedirginliğim artıyor.

Rakamlı rakamsız uçmada dünya rekorları kırıyoruz ama nedense hiç madalya alamıyoruz
Rekor, atılım, patlama gibi sözcüklerin bu kadar sık kullanıldığı ikinci bir ülke var mıdır bilmiyorum ama bizim bu konuda dünya rekoru kırmaya aday ülkelerden biri olduğumuza kuşku yok her halde. Özellikle rakamlarla uçmada rekora aday olduğumuz kesin. Galiba başımızdakilerden başlayıp her kesime yayılan bir hastalık bu. Sık sık, "bu kişi ya rakam bilmiyor, ya dayak yememiş", dememizi gerektiren örneklerle karşılaşıyoruz.

Atina'da bugün son erecek olan Dünya Atletizm Şampiyonası'nda atletlerimiz ne yazık ki hiç bir varlık gösteremedi ama bu yarışmaları bize aktaran TRT spikerleri kendi alanlarında yeni bir dünya rekoru kırdılar. Eurosport kanalının bir emrivakiyle kablolu yayından çıkartılmasından sonra bu çok önemli spor organizasyonunu TRT - 3 den izleyebileceğimizi öğrenince biraz teselli bulduk ve birinci günden itibaren akşam programlarımızı iptal edip ekranın karşısına geçtik.
200'ün üstünde ülkenin atletlerinin katıldığı bu dev yarışmanın ilk altı gününde ne yazık ki tek bir dünya rekoru kırılamadı ama TRT'nin spikerleri bütün rekorları kırdılar. Atletizm dünyasıyla yeni tanışmış görünen bu spiker arkadaşlar her yarışma öncesinde dünya rekoru beklentilerini dile getirdiler. Bu arkadaşlara göre her an, her yarışmada yeni bir dünya rekoru kırılabilirdi. Örneğin kırılması şimdilik neredeyse olanaksız görünen 100 metre kadınlar dünya rekoru daha yarışmanın seçmelerinde tarihe karışabilirdi bu arkadaşlara göre. Hangi atletin hangi rekoru kırma potansiyeline sahip olduğu konusunda en ufak bir fikre sahip olmayan bu spiker arkadaşlar altı gün boyunca neredeyse her yarışmada dünya rekorunun kırılması olasılığından söz ettiler ama herhalde çok şanssız oldukları için(!) tek bir rekor bile kırılamadı. Şimdi umutlar son iki günde, bakalım bizim spikerler kaç dünya rekoru daha kırdıracaklar.

Geçen gün radyo kanallarını tarayarak ilgimi çekecek bir şey ararken bir kanalda, "borsanın yakında 3,500 - 4,000 puana çıkacağını" kendinden çok emin bir sesle söyleyen birine rastladım ve dinlemeye devam ettim. Yanılmıyorsam TGRT - FM'de konuşuyordu bu rakam sarhoşu kişi ve kendisi dışında herkesi cahil ilan ettikten sonra atmasyonun dozunu da giderek artırıyordu. Bu kişiye göre bizim bankalar kanununda gerekli birkaç küçük değişikliğin yapılması halinde hemen Türkiye'ye akacak para 200 milyar dolardı. Bu rakamın Çin dahil bütün gelişen pazarlara bir yıl boyunca akan miktara yakın olması hiç önemli değildi bu atmasyoncu zat için çünkü Türklerin yurt dışındaki paralarının toplamı 800 milyar doları buluyordu. Ekonomimizi bu gibi atmasyoncu dahilere teslim ettiğimiz an bu yüz milyarlarca dolar derhal Türkiye'ye akacak ve Türkiye bambaşka bir ülke olacaktı.

Radyoda konuşturulan bu aşırı bilgili zatın sınır tanımaz uçuşunu dinlerken Erbakan Hoca'nın iktidardayken yaptığı uçuşların ne kadar mütevazı kaldığını düşündüm. Hocamız ünlü kaynak paketlerini açıklarken en fazla yirmi - yirmibeş milyar dolarlık uçuşlar yapıyor, yüz milyar dolar mertebesine pek sık çıkmıyordu. Beş - on milyar dolarlık yamalarla bütçe açığını kapatıyor, "denk bütçe"yi gerçekleştiriyordu. Kaynak paketlerinden sağlanan kaynağın bedelsiz ithalat için yatan mevduat dışında bir milyar doları bile bulmaması ve "denk bütçe"nin 2.5 - 3 katrilyonluk açığa gitmesi Erbakan Hoca'nın ne kadar uçtuğunun ölçüsü oluyordu.
Refah - Yol'un diğer ortağı Tansu Bacı ise öncelikle PTT'nin "T"sinin satışıyla ilgili olarak yaptığı uçuşlarla ünlüydü. Bu satıştan geleceği söylenen para 20 ila 30 milyar dolar arasında değişmiş, ama her nedense bu satış bir türlü yapılamamış ve bu para gelememişti.

Cehaletin verdiği cesaretle rakam sallayanlara her alanda rastlanırken "yüzde 100" kavramı da güme gidiyor zaman zaman. Örneğin "Türk lirası yüzde 140 devalüe edildi", diyenler çıkabiliyor. Demek ki paramız dünyanın tek eksi değerli parası haline gelmiş de haberimiz yok. Bazı spor klübü başkanlarının kullandığı rakamları toplarsak Türkiye'deki taraftar nüfusunun 100 milyonu geçtiğini görüyoruz. "Ben bu işi yüzde 200 hallederim abi", diyen palavracılara sık rastlıyoruz.
Kısacası rakama ve kavrama saygının henüz kökleşmediği, cehaletin kolay rekorlar kırdırdığı bir ülkede yaşıyoruz ve her nedense(!) uluslararası arenada bir türlü dereceye giremiyoruz, hiç bir alanda madalya alamıyoruz. Ne diyelim, şanssızlık her halde.

Çıkardığı birbirinden yararlı rehberlerle dikkati çeken İnter Media "İstanbul'da Yeme İçme Sanatı" adını verdiği restoran rehberinin genişletilmiş dördüncü baskısını çıkardı. 1995 yılında yayınlanan ilk baskının neredeyse iki katı hacmindeki yeni basımda İstanbul'un 1002 restoranı hakkında ayrıntılı bilgiler var. Rehberde yer alan restoranların yerini, mutfak ve mekan özelliklerini, fiyatlarını ve diğer bazı bilgileri kolaylıkla bulabiliyorsunuz. Rehberde, restoranlarla ilgili bilgilerin yanısıra Türk mutfağıyla ilgili çeşitli bilgiler ve konuyla ilgili yazarların yazıları da yer alıyor. Çift dilde(Türkçe/İngilizce) yayınlanan bu rehber turistlerin yanı sıra kırk yıllık İstanbullular için de el altında bulunması gereken bir kaynak.



Yazara EmailO.Ulagay@milliyet.com.tr