Okurlarla yılbaşı dertleşmesi

Yılın ilk günü yazısı yayımlanacak olan gazete yazarı bir kere, yılbaşı gecesinin yorgunluğunu atıp uyanabilen ve yılın ilk günü bile gazete okumaktan vazgeçmeyen okurun nasıl bir ruh hali içinde olabileceğini düşünmek zorundadır. Örneğin ilk iş olarak gazetedeki Milli Piyango listesine bakıp biletine amorti bile çıkmamış olduğunu gören bir okur, ekonomi sayfasında karşısına çıkacak bir yazıda neyi arar? Dünyada hisse senedi borsalarının patlama yaşadığı, Lima (Peru) borsasının % 182, Limasol (Kıbrıs Rum kesimi) borsasının % 157 prim yaptığı 2006 yılını bizim borsanın (İMKB) % 1.65 kayıpla kapatmış olması onu ilgilendirir mi? Beş dakikada okunabilecek bir köşe yazısını yazmanın, bu işi ciddiye alan bir yazarın ne kadar vaktini aldığını ve nasıl bir süreç içinde yazıldığını, o yazıyı okuyanların anlaması pek kolay değildir. Yılın ilk günü yayımlanacak bir yazı yazmanın ise kendine özgü ek zorlukları vardır. Yılbaşı ile dini bayram örtüşmüşse bu zorluk daha da fazla olabilir. Türkiye'de hisse senediyle ilgili kesimin hayli sınırlı olduğunu düşünürsek İMKB'nin neden dünya borsalarındaki gelişmeye ayak uydurmadığını merak edenlerin sayısının da sınırlı kalacağını tahmin edebiliriz.Ancak ekonomi borsadan ibaret değil. O halde bu kez şu soruyu sorabiliriz kendimize: 2007'de enflasyonun, dövizin, faizin, ekonomideki büyümenin nasıl seyredeceğini tartışsak ve 2007'nin çok riskli bir yıl olduğunu vurgulasak bu, okurun ilgisini çeker mi?Yoksa yılsonu yaklaşırken ekonomi sayfalarında bu tür tahminler okumaktan bıkmış olan okur, yılın ilk günü, cari açık ve sıcak para tartışmalarının tamamen dışında, bambaşka bir şeyler mi okumak ister?Ya da iç ve dış siyasetteki olası gelişmeleri ele alıp bunların ekonomiye yapabileceği etkileri anlatsak, acaba okurun ilgisini çekmeyi başarabilir miyiz? Yoksa "Çankaya'ya kim çıkacak?" sorusunu duymak bile okurun sinirini mi bozar yılın ilk gününde? 2007'de ne olacak? Önceki akşam, çocukluğumun ve gençliğimin geçtiği Bebek'te yürürken, o an için terkedilmiş gibi görünen parkın önündeki ıssız sahilde adım atmanın, bu eşsiz ortamda nefes alıp vermenin azımsanmayacak bir ayrıcalık olduğunu düşündüm ve bu ayrıcalıktan yoksun kalmış olanları hatırlayarak hüzünlendim.Para ve ekonomi kuşkusuz çok önemli ama hayat bunlardan ibaret değil. İnsanca bir yaşama yetecek geliri elde etmenizi sağlayacak koşullara sahipseniz ve özgürce nefes alıp verebiliyorsanız, bunu bir ayrıcalık sayabilirsiniz ülkemizin ve dünyanın bugünkü koşullarında.Bugün gelinen noktada, (1) Benzeri görülmemiş boyutlardaki bir para bolluğu ile yoksulluğun ve eşitsizliğin bir arada bulunmasının, küresel boyutta tehlikeli bir çatışma ortamı yarattığını ve (2) Tüketim çılgınlığına dönük kalkınma modelinin küresel boyutta benimsenmesinin bizi çevresel bir felakete doğru sürüklemekte olduğunu görüyoruz. 2007'nin, bu iki tehdidin öneminin daha iyi anlaşılacağı bir yıl olmasını diliyorum. oulagay@milliyet.com.tr Paranın ötesi