‘Piyasa tanrısı’ ile avunduk...

Davos’ta hava güzeldi bu yıl. Dünya Ekonomik Forumu (DEF) toplantılarının ana mekânı olan kongre merkezi ile diğer mekânlar arasında gidip gelirken her gün güneşi gördük, dondurucu soğukla ya da yoğun kar yağışıyla hemen hiç karşılaşmadık. Forum toplantılarının yapıldığı kongre merkezinin salonlarındaki “hava” da son yıllara göre daha iyiydi çünkü hisse senedi borsalarındaki tırmanışın ve finans piyasalarındaki iyimserliğin, 2008’den beri Davos’ta da hissedilen kriz gerginliğini bir ölçüde gevşettiği bir ortamda yapıldı DEF yıllık toplantısı.
2013 yılı için çok da iyimser olmayan tahminler açıklayan IMF’nin Başkanı Christine Lagarde ve Avrupa’nın kaderini değiştiren adam olarak gösterilen Avrupa Merkez Bankası Başkanı Mario Draghi, pembe tablo çizmek için çok erken olduğunu belirttiler ve krizden çıkmak için harcanan çabaların sürmesi gerektiğini vurguladılar ama Davos’un genel atmosferini onlar değil “piyasa tanrısı” belirledi. Finans piyasalarına ve küresel sermaye akımlarına hükmedenlerin kolektif iradesini yansıtan “piyasa tanrısı”, kriz yorgunu Davos müdavimlerine bir avunma fırsatı yarattı.

Hem suçlu, hem güçlü
“Piyasa tanrısı”nın 2007’den beri dünyayı sarsan krizin doğmasının ve azgınlaşmasının başlıca sorumlusu olduğu bir sır değil. Bunun çarpıcı bir örneği ING Bankası’nın geçen hafta açıkladığı verilerle ortaya çıktı. Bu veriler AB’nin çevre ülkelerindeki (Yunanistan, Portekiz, İrlanda, İtalya, İspanya) krizi azdıran gelişmelerin, bu ülkelerden sermaye kaçışları nedeniyle alevlendiğini ortaya koyuyor. Şu anda Euro’nun ve AB’nin geleceğiyle ilgili kaygıların azalmasının ve Euro’nun değer kazanmasının başlıca nedeni de, söz konusu ülkelerden sermaye kaçışının 2012 yılının Eylül - Aralık döneminde tersine dönmesi ve yılın son aylarında bu ülkelere 93 milyar Euro tutarında net sermaye girişi olması. 2012 yılının ilk sekiz ayında bu ülkelerden 406 milyar Euro tutarında net sermaye çıkışı olmuş ve bu olgu söz konusu ülkeleri iflasın eşiğine getirmişti.
İtalya Başbakanı Mario Monti, Davos’ta yaptığı konuşmada ülkesini krizden çıkarmak için neler yaptığını anlatırken, “piyasa tanrısı”nın gözünde yeniden itibar kazanmanın bu süreçte ne kadar önemli olduğunu ifade etti. Ancak “piyasa tanrısı”nı tatmin etmek için uygulanan kemer sıkma politikalarının ekonomik büyümeyi sağlayıp sağlamayacağı ciddi bir tartışma konusu. Özellikle krizdeki Avrupa ülkelerinin bu politikalarla bir çıkmaz sokağa girdiğini, sosyal ve siyasal tepkilerin bu politikaların sürdürülmesine olanak vermeyeceğini ileri sürenler de var.

Aldatıcı iyimserlik
Öte yandan 2008’de çöküşün eşiğine gelen küresel finans sistemini ayakta tutmak ve ekonomik çöküşü önlemek için ABD, Avrupa ve şimdi de Japonya merkez bankalarının yarattığı likidite bolluğu ortamında yaşanmakta olan iyimserliğin aldatıcı olduğunu söylemek cesaretini gösterenler de vardı Davos’ta. Bunların başında Almanya Merkez Bankası’nın (Bundesbank) eski başkanı Axel Weber geliyordu. Weber, ABD, Avrupa ve şimdi de Japonya merkez bankalarının sınırı belirsiz bir parasal genişlemeye giderek ekonomilerindeki “büyük durgunluğu” aşma girişimlerinin ancak günü kurtarmaya yaradığını, bunun faturasının bir süre sonra mutlaka ödeneceğini ileri sürdü.
Bu arada Euro’nun değerlenmeye devam etmesinin Avrupa’daki olumlu gidişatı olumsuz etkileyebileceği ve ABD’deki gelişmelerin dikkatle izlenmesi gerektiği de belirtildi Davos’ta. ABD’deki olası gelişmelerin neden önemli olduğunu ve Dünya Ekonomik Forumu’nun gündemine giren önemli küresel sorunları yarınki yazımda ele alacağım.

Yarın: 2013’ün jokeri ABD mi?

DİĞER YENİ YAZILAR