Rotasız ve kaptansız ekonominin umudu seçim

Nasrettin Hoca eline bir saz almış tımbırdatıp duruyormuş . Karısı bir süre sonra hep aynı sesi duymaktan bıkıp isyan etmiş. “Hoca” demiş, “Ben saz çalanları görüyorum, ellerini tellerin üzerinde dolaştırıp farklı sesler çıkartıyorlar, sen bir yere takıldın kaldın, hep aynı sesi çıkartıyorsun.” Hoca öfkelenmiş, “Sen onlara bakma, onlar benim bulduğum yeri arıyorlar”, demiş.
Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) ekonomiye yaklaşımı ve yerel seçimler nedeniyle Türkiye’yi dolaşmakta olan Başbakan Erdoğan’ın hükümetin ekonomiye yaklaşımını eleştirenlere verdiği cevaplar bu hikâyeyi hatırlattı bana.
Sayın Başbakan’a göre AKP hükümeti küresel krize karşı kimsenin bulamadığı çareyi bulmuş durumda, kimseye çaktırmadan yapılması gerekeni yapıyor ama bunu anlamayanlar ha bire  hükümeti eleştiriyor, sazdan başka sesler çıkartmasını istiyor.

Hedefi olmayan ekonomi
Aslında Türkiye ekonomisinin bugünkü hali, muazzam bir fırtınanın ortasında yerel seçim adasına ulaşmaya çalışan, ondan sonrası için rotası belli olmayan ve işinin ehli bir kaptanı da bulunmayan bir geminin haline benziyor.
İnanılır gibi değil ama şu anda, yılın ilk çeyreği bitmek üzereyken Türkiye ekonomisinin 2009 yılı hedefleri henüz belirlenmiş ve açıklanmış değil, buna göre yapılmış bir bütçesi de yok. Daha doğrusu 2009 yılı için % 4 büyümeyi öngören hayali bir hedef ve ona göre hazırlanmış bir bütçe var ama artık hükümet yetkilileri bile lafını etmiyor bunun. Yılın ilk iki ayına ilişkin sonuçlar da bu bütçenin kadük olduğunu gösteriyor.
O halde gerçekçi hedefler neden belirlenmiyor? Deniyor ki “Efendim, IMF kendi koyduğu hedefleri devamlı revize ediyor, biz de nisan başında hedeflerimizi belirleriz.” Sayın Başbakan ve takımı, yerel seçimi en az hasarla atlatmaya odaklandığı için ekonomide hedef belirlemeye bile yanaşmıyor. Ortada hedef olmayınca kimsenin çıkıp “Hedefi tutturamadınız” deme şansı da kalmıyor ve Sayın Başbakan kriz öncesinde yaptıklarını anlatarak halkı avutmaya devam ediyor.

Umut seçim sonrasında
Sanırım küresel krizin niteliği doğru anlaşılamadı ve yerel seçimi düşünerek ekonomiyi ikinci plana itmenin neye mal olacağı iyi hesap edilemedi. Ekonominin hemen tüm aktörlerini etkileyen güven kaybının krizin etkilerini nasıl ağırlaştıracağı fazla düşünülmedi. “Seçimi atlatalım, sonra IMF ile anlaşır, işi toparlarız” anlayışı hâkim oldu.
Şimdi tüm umutlar seçim sonrasına kalmış durumda. Seçim sonrasında hükümet:
-Aklını başına toparlar ve gerçekçi hedefler belirlerse,
- IMF ile anlaşmaya varıp dış kaynak açlığını biraz da olsa giderirse,
- Ülke içinde her kesimi suçlayacağına ancak onlarla birlikte krizin etkilerini en aza indirmenin mümkün olduğunu anlayan bir tavrı benimserse, ekonomideki kötüye gidişi belki frenleyebilir.
Şu ya da bu nedenle bunların tersinin yapılması ise ekonomimizi daha da derin bir güven bunalımına sürükleyebilir.