Sıfırlar gitti ama trilyon tutkusu bitmedi

Türkiye’nin yaşadığı otuz küsur yıllık yüksek enflasyon döneminin ürünü olan sıfırlar atıldı ve yeni banknotlar piyasaya sürüldü. Şu anda bir ABD dolarının değeri 1.50 TL dolayında. Sıfırlar atılmamış olsaydı bir dolar 1.5 milyon TL olacaktı ve paramız komik (A. Savaş Akat dostumuzun deyimiyle “dandik”) bir para olmaya devam edecekti.
Bütün bunlar iyi güzel de şimdi resmen tarihe karışmak üzere olan bu komik para sayesinde milyonları, milyarları, hatta trilyonları telaffuz etmeye alışanlar bu alışkanlıklarını kolay terk edeceğe benzemiyor. Piyango bileti satan birçok bayi “Bir kişiye 25 trilyon” diye bağırdı günlerdir. Yeni banknotların tanıtım toplantısına katılan Sayın Başbakan, gerçekleşen yatırım projelerinden söz ederken hâlâ trilyonlarla konuşuyor. Her kesimden insanlarımız gelirini ya da maaşını ifade ederken hâlâ milyonlardan, milyarlardan söz ediyor. İnsanlarımızın sıfırsız rakamlara alışması biraz zaman alacak galiba.
Sıfırlar gitti ama trilyon tutkusu bitmedi
Erdoğan: Yeni banknotları tanıttı ama eski trilyonlardan söz etmeye devam etti.

2009 yılı tahmine sığmıyor
Ünlü ekonomist J. K. Galbraith, faiz oranlarının geleceğiyle ilgili bir tahmin yapması istendiğinde şu cevabı vermiş: “İki tür ekonomist vardır - gelecekte ne olacağını bilmeyenler ve bunu bilmediğini bilmeyenler.” 2008 yılı için iddialı tahminler yapan kimi ekonomistlerin 2008 sonunda içine düştüğü duruma bakarak, her iki türde de bir hayli ekonomist bulunduğunu söyleyebiliriz.
Ben kendi hesabıma çok kötü bir sınav vermedim 2008’de. 1 Ocak 2008 günü Milliyet’in bir sayfasını kaplayan değerlendirmede, “2008’de dünya ekonomisinde neler olabilir?” sorusuna cevap ararken:
- Küresel finans krizinin maliyetinin bütün tahminleri aşabileceğini,
- ABD ekonomisinin resesyona girebileceğini,
- Dünya ekonomisinde ciddi bir yavaşlamanın yaşanabileceğini,
- Petrol ve diğer temel maddelerdeki fiyat tırmanışının yerini düşüşe bırakacağını,
- ‘Yükselen Pazar’ diye tanımlanan ülkelerin de bu gelişmelerden olumsuz etkileneceğini ileri sürmüştüm.
Sıfırlar gitti ama trilyon tutkusu bitmedi
1 Ocak 2008 tarihli Milliyet Gazetesi


2008’den 2009’a
Aslında 2008 yılına girerken böyle bir tahmin yapabilmek için dâhi olmaya gerek yoktu. Küresel finans sisteminin karmaşık yapısıyla içine sürüklendiği çıkmazı yakından izleyen ve küresel talebin en önemli belirleyicisi olan Amerikalı tüketicinin nefesinin kesilmekte olduğunu gören birinin yukarıda özetlediğim karamsar senaryoyu yazması çok zor değildi.
2008’de yaşananlar benim öngörebildiğimin çok ötesine geçti, özellikle eylülden itibaren akıl durduran gelişmeler yaşandı, belirsizlikler inanılmaz boyutlara tırmandı. Bu ortamda 2009 için öngörüde bulunmak da çok zordu. Şansım varmış, benden “2009 yılında ekonomide neler olabilir?” sorusuna cevap arayan bir sayfa hazırlamam istenmedi, ben de ucuz kurtulmuş oldum.
2009 için tahmin yapmak gerçekten çok zor çünkü küresel ekonominin ve finans sisteminin bugün erişmiş bulunduğu karmaşık yapı ya da bünye, ilk kez böyle bir sorunlar yumağıyla karşı karşıya. Bu bünyenin, yapılan tedaviye, alınan ve alınması tasarlanan önlemlere nasıl cevap vereceği bilinmiyor. Örneğin 20 Ocak’ta ABD Başkanı olarak göreve başlayacak olan Barack Obama’nın tasarladığı, 850 milyar dolarlık “ekonomiyi canlandırma paketi”nin nasıl sonuç vereceğini ve ABD ekonomisini kaç vakitte resesyondan çıkartacağını kestirmek zor.

İkinci yarı belirsiz
IMF kasımda yaptığı tahminden daha da karamsar olduğu anlaşılan yeni küresel büyüme tahminini bu ay içinde açıklayacak. 2009 yılının ilk yarısı için yapılan hemen tüm tahminler küresel ekonomideki yavaşlamanın ve birçok ekonomideki küçülmenin yaygınlaşacağını ve derinleşeceğini gösteriyor. Bunun sonucunda işsiz sayısında büyük artışlar bekleniyor. Bu süreci olumlu yönde etkileyecek bazı gelişmeler yaşansa bile bunların yılın ilk yarısında bu tabloyu değiştirmesi kolay değil.
2009 yılının ikinci yarısı için tahmin yapmaya kalkışan birinin:
- ABD’de Obama faktörünün yapacağı etkiyi,
- Avrupa’nın gelişmelere nasıl tepki vereceğini,
- Hisse senedi borsalarının gelişmelere nasıl tepki vereceğini,
- Çin ve Asya’daki ekonomik yavaşlamanın boyutlarını,
- Reel ekonomideki yavaşlamanın/küçülmenin şirketleri nasıl etkileyeceğini,
- Finans kesiminde yeni çöküşler yaşanıp yaşanmayacağını,
- Şirketlerin sorunlarının banka kesiminde yeni şoklara yol açma olasılığını kestirebilmesi lazım.
Bütün bu faktörleri hesaba katmadan 2009’un ikinci yarısı için sağlıklı bir tahmin yapmak olanaksız. Neden ucuz kurtulduğumu bilmem anlatabildim mi?

2009’da borsalara dikkat
Hisse senedi borsaları 2007 Ağustos’unda ABD finans piyasasında başlayan krizin etkilerini hissetmemek için uzunca bir süre direndi. ABD’de geniş tabanlı S&P 500 endeksi 9 Ekim 2007’de tavan yaptı. 2007 yılı biterken ABD ekonomisinin resesyona girmeyeceği varsayımıyla iyimser tahminler yapanlar vardı.
2008 yılı borsalarda da gerçekle yüzleşme yılı oldu ve hemen tüm borsalarda keskin düşüşler yaşandı. ABD borsalarındaki değer kaybı 7 trilyon doları, dünya borsalarındaki toplam kayıp ise 30 trilyon doları aştı. Borsalardan kaçan para nakitte kaldı ya da çok kısa vadeli para piyasası fonlarında beklemeye geçti. Halen trilyon dolarlarla ölçülecek miktarda para borsalardaki dibe vurma anını yakalamak için beklemede. Borsalardaki dibe vurma anının küresel ekonomideki dibe vurmadan önce yaşanması da muhtemel. Bu nedenle 2009’da gözler borsalarda olacak. Dibe vurma sinyallerinin yoğunlaştığı noktada borsalarda ani sıçramalar beklenebilir.
Okurlara not: Dünya Gözü köşesi bundan böyle salı günleri de Milliyet ekonomi sayfalarında yer alacak.

Sıfırlar gitti ama trilyon tutkusu bitmedi