Türkiye ekonomisi nasıl büyür? (1)

Yaz sıcaklarının kendini iyice hissettirdiği şu günlerde böylesine kapsamlı bir konuyu tartışmaya açmanın  zamanı mı, doğrusu pek emin değilim ama yaza ve sıcağa aldırmadan başlıktaki soruya cevap arayanlar da var. Onları üçe ayırıyorum ben.
Birinci grubu, bu kapsamlı soruya kestirme bir cevap bulmuş olan ‘işporta teorisyenleri’ oluşturuyor. Onlara göre, Türkiye ekonomisi krizi en derin biçimde hissedip hızla dibe vurduğu için, yere vurunca zıplayan bir lastik top gibi, yukarı sıçraması da hızlı ve otomatik olacak. Yetkili noktadaki bazı kişiler de bu hayli iyimser görüşü benimsemiş görünüyor.
İkinci grubu ‘komplo teorisyenleri’ oluşturuyor. Onlara göre, 2001 krizi sırasında Türkiye’ye dışarıdan kabul ettirilen ve ulusal ekonomimizin iliğini kurutan “sıcak parayla gününü gün etme” modelini yeniden geçerli kılmak isteyen iç ve dış güçler hazır bekliyor. Küresel kriz izin verirse, Türkiye ekonomisi bir kez daha bu kıskaca sokulacak ve aldatıcı bir büyüme sürecine girilecek.

Derviş ne diyor?
Üçüncü grubu ise, insanlara kestirme yoldan umut aşılamaya çalışan işporta teorisyenlerine kulak asmayan ve yüreklere korku salan komplo teorilerine itibar etmeyenler oluşturuyor. Bu grupta yer alanlar, Türkiye ekonomisinin, istihdam sorununu da hafifletecek, sürdürülebilir bir büyüme hızına nasıl erişebileceğini çok yönlü olarak tartışmanın gereğine inanıyor. Türkiye’nin orta vadeli büyüme perspektifinin tartışma gündemine geleceği şu günlerde bu tartışma daha da büyük önem kazanıyor.
Geçen hafta iki farklı toplantıda dinlediğim Kemal Derviş de, benim edindiğim izlenime göre, kesinlikle bu grupta yer alıyor. Kendisini sıcak para girişine dayalı modeli Türkiye’ye empoze eden kişi olarak göstermek için yoğun çaba harcayan komplo teorisyenleri belki düş kırıklığına uğrayacak ama, Derviş öncelikle dış kaynak girişine odaklanmış olan modelin, Türkiye ekonomisi için kalıcı ve sürdürülebilir bir çıkış yolu olamayacağını düşünüyor ve bir alternatif aramanın önemini vurguluyor.

Alternatif arayışı
Alternatife gerek olmadığını savunanlar, Türkiye ekonomisinin 2002-2007 döneminde tatminkâr sayılabilecek büyüme hızlarına eriştiğini hatırlatarak, çıkışı gene o modelde arıyor.
Dış tasarrufa dayalı olan bu modelin  sakıncalarını vurgulayanlar ise farklı bir seçenek öneriyor. Onlara göre istihdam sorununu hafifletmek için hızlı büyümek zorunda olan Türkiye’nin ancak, yetersiz olan iç tasarruf oranını yükselten ve dış kaynağa bağımlılığı zaman içinde azaltan bir modelle sürdürülebilir büyümeye geçmesi mümkün.
Her iki seçeneği de farklı açılardan savunmak ya da eleştirmek, avantajlarını ve dezavantajlarını tartışmak mümkün aslında. Bu tartışmayı merak ediyorsanız bizi izlemeye  devam edin.