Türkiye için fark yaratma fırsatı

Dünya Ekonomik Forumu’nun programında, doğrudan Türkiye ile ilgili hiçbir oturum yoktu bu yıl. Olsaydı Türkiye’ye yönelik ilgiyi daha iyi ölçebilirdik belki ama benim tam bir yıl önce burada edinmiş olduğum izlenim bu yıl daha da güçlendi: Davos’a gelip Dünya Ekonomik Forumu’nun yıllık toplantısına katılanların gözünde giderek yükselen bir imajı var Türkiye’nin. Burada gün boyu süren toplantılara girip çıkarken, kalabalık oturumlara girmek için kuyrukta beklerken ayaküstü ahbaplık ettiğim kişilerin hepsi, Türk olduğumu öğrenince hemen Türkiye’nin başarı hikâyesinden söz etti bana. Kanadalı eski bir bakanı, Almanya’nın en eski özel bankasının yöneticisi olan Alman bankacıyı, Amerikalı ziraat mühendisini, Suudi Arabistanlı işadamını sayabilirim bunlar arasında.
Birkaç yıl önce Türkiye’nin sanayi yapısıyla ilgili bir çalışmaya da katkıda bulunmuş olan Harvard’lı ünlü ekonomist Ricardo Hausmann ile Davos’ta karşılaştığımızda, küresel ekonomideki son gelişmeleri Türkiye gibi ülkeler açısından nasıl değerlendirdiğini sordum kendisine. Dünya ekonomisindeki yavaşlamanın olumsuz etkilerini herkesin hissedeceğini belirten Prof. Hausmann,
“Türkiye ekonomisinin farklı bir dinamizmi var, dünyada Brezilya’nın adı belki daha çok duyuluyor ama bir Türkiye olamadı Brezilya”, diyerek Türkiye’nin bir fark yaratabileceğini vurguladı.

Olumlu imajın sırrı nerede?
Davos gündeminde bu yıl kapsamlı biçimde yer alan Arap ülkelerinin demokrasiye geçiş süreciyle ilgili tartışmalarda da Türkiye’den “örnek alınacak ülke” olarak söz ediliyor genellikle. Türkiye’deki gelişmeleri daha yakından izleyenler, hem ekonomik performansımızı hem de demokrasi karnemizi daha gerçekçi değerlendirebiliyor kuşkusuz ama genelde bu olumlu algının yaratılabilmiş olması çok önemli bir fırsat bizim için.
“Arap Baharı”nın yol açtığı gelişmelerin tartışıldığı “Demokrasi kazanıyor mu?” başlıklı oturumda Dışişleri Bakanımız Ahmet Davutoğlu’nu dinlerken Türkiye ile ilgili bu olumlu algının nasıl yaratılmış olduğunu düşündüm. Bir kere on yıldır Türkiye’yi yöneten Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) iktidarının hakkını teslim etmek lazım. Dünyadaki değişimi ve Türkiye’deki potansiyeli doğru değerlendirerek Türkiye’nin dış dünyadaki imajının olumlu yönde gelişmesini sağladı AKP yönetimi.
Ancak Türkiye bugün “demokrasi içinde gelişmenin mümkün olduğunu gösteren ülke” olarak demokrasiye geçme çabasındaki Müslüman ülkelere örnek gösteriliyorsa bunda AKP’nin devraldığı 80 yıllık Cumhuriyet dönemi birikiminin de önemli payı var kuşkusuz.

Önümüzdeki fırsat
Türkiye önümüzdeki dönemde bu olumlu algıyı ve yükselen imajı iyi kullanarak, zor bir dönemden geçecek olan dünyada kendi lehine fark yaratabilir. Ancak bunu yapabilmek için dünyadaki gelişmeleri doğru okumaya devam etmek, “her şeyin doğrusunu yalnızca biz biliriz” kompleksine kapılmamak ve Türkiye’nin tarihsel birikimini doğru değerlendirmek gerekiyor.