Yatırımcı ile işsizin derdi farklı mı?

ABD’den sonra İngiltere, İspanya ve Yunanistan dışındaki Avrupa ülkelerinde de ekonominin, bu yılın üçüncü çeyreğinde ikinci çeyreğe göre büyüme kaydettiğinin açıklanması resesyondan çıkış umudunu artırdı. Gerçi çeyrekten çeyreğe büyüme oranları % 1’in altındaydı ve 2009 üçüncü çeyreğine ilişkin veriler 2008 yılının üçüncü çeyreğiyle karşılaştırıldığında bazı ülkelerde hâlâ % 5’lere varan küçülme rakamları ortaya çıkıyordu ama iyi habere hasret kalanları umutlandırmaya yetti bu veriler.
Mart ayından itibaren hisse senedi borsalarında başlayan hızlı tırmanışın yeni bir balon oluşturmadığını iddia edenler de üzerine atladı bu büyüme rakamlarının. Onlara göre, bu rakamlar, borsaların ekonomideki büyümeyi önceden satın aldığını gösteriyordu ve bir balon
söz konusu değildi.

İşsizlik çıkmazı
Balon vardı-yoktu tartışmasını yapanlar, birikimlerini en iyi nasıl değerlendirmeleri gerektiğini düşünürken, hemen tüm ülkelerde çok daha geniş olan ücretli kesim işini kaybetme korkusuyla ya da iş bulma kaygısıyla yaşıyor, bugünden yarına geçimini nasıl sağlayacağını düşünüyor. Başta ABD olmak üzere, büyümeye geçiş sinyallerinin ortaya çıktığı ülkelerde bile işsizlik oranları artmaya devam ediyor ve büyümenin geleceğine gölge düşürüyor. İşsizliğin artmaya devam ettiği ve ücret gelirlerinin artmadığı ortamda talebin canlanacağına ve büyümenin süreceğine inanmak kolay değil.
Burada bir kısır döngü var aslında. ABD şirketlerinin talebin canlı olmadığı ortamda kârlarını artırmak için buldukları çare, çalışan sayısını mümkün mertebe azaltarak maliyetleri düşürmek. Bu yöntemle artan kârlar borsadaki yükselişe gerekçe oluştururken işsizlik oranı 26 yıldan beri ilk kez % 10’u aşmış durumda ABD’de.

Zengini de üzebilir
Birikimi değil borcu olan, ücreti
artmayan ve işsizlik tehdidiyle karşı karşıya bulunan geniş kesimin derdi, bir noktadan sonra, parasını nasıl değerlendirmesi gerektiğini düşünen zenginin de derdi haline gelebilir. Tüketici talebinin canlanmadığı ortamda büyüme sinyallerinin kalıcı olmayacağı ortaya çıkarsa, hisse senedi fiyatlarındaki yükseliş düşüşe dönüşebilir, değer kaybeden dolardan kaçarken hisse senedine sığınan para sahipleri yeni bir
düş kırıklığı yaşayabilir.