Oscarlık köleler!

24 Ocak 2014

Ozan Akarı

12 Years A Slave- 12 Yıllık Esaret

Bir keman virtüözü olan Afro Amerikalı Solomon Northup(Chiwetel Ejiofor), New York'ta özgür bir adam olarak ailesi ve çocuklarıyla birlikte yaşamaktadır. Bir gün iki beyaz adam tarafından iş yapma bahanesiyle kandırılarak kaçırılır ve bir köle tüccarı olan Freeman'e (Paul Giamatti) satılır. Louisiana'ya gönderilen Northup, önce William Ford'un(Benedict Cumberbatch) ardından Edwin Epps'in (Michael Fassbender) kölesi olur. Böylece 12 yıllık esareti başlar. Pamuk tarlalarında ölesiye çalıştırılır, dayak yer, aşağılanır ve hayvanlardan daha beter işkencelere maruz kalır. Ve bir gün Kanadalı kölelik karşıtı Samuel Bass'le (Brad Pitt) tanışır ve elinden alınan özgürlüğüne yeniden kavuşma umudu doğar.

Dram filmi değil düpedüz komedi!

'Hunger' ve 'Shame' filmleriyle ünlenen yönetmen Steve McQueen, gerçek bir hayat hikâyesinin anlatıldığı '12 Years A Slave' romanından uyarlanan aynı adlı yapımda, hedefi 12'den maalesef vuramıyor. Vuramıyor çünkü elindeki malzemeyle istediği gibi oynayamamış ya da oynatmamışlar. Böyle olunca da izleyenleri şişiren bir film ortaya çıkmış. Etkileyici değil, yıllardır böyle filmler yapıldı, peki fark nerede? İşte o farklar es geçilmiş. (Boyun eğme ve kabullenme izleyenleri sürüklemiyor içinde intikam ve savaş yoksa...)

Hele siyahi insanlara yapılan zulmü görüp, üzülüyor ama yaşadıklarından kurtulmak için hiçbir şey yapmamalarına bir anlam veremiyorsunuz. Hele kurtulan bir zencinin diğerlerini arkasında bırakarak güle oynaya gitmesine ise 'GICIK' oluyorsunuz. Hiçbiri kendilerinden başkasını düşünmüyor. (Solomon, çocukları elinden alınan kadına kızıyor ağlayıp, zırladığı için... 'Hayata küsme, savaş' diyor, böyle yaparsan güçlü olursun. Zulme uğrayanlar savaşmak bir yana, hiçbir şey yapmamayı 'yaşamak' olarak görüyor. Aralarından ölenler için de, 'Buradan daha iyi bir yere gitti' diyorlar. Tam bir komedi, hemi de müzikal...) Bazıları buna gerçek hayatder. Gerçekçilik sinemanın temeli olabilir ama o sihiri yakalamak da hayal gücüdür.

Brad Pitt gökten düşmüş bir melek

'12 Yıllık Esaret'te Oscar alabilecek bir performanslar maalesef yok. Chiwetel Ejiofor'a ise bir türlü ısınamadım. Başka bir siyahi oyuncu daha iyi otururdu. Hani 'CUK' diye derler ya... Burada bunu göremiyoruz. Bir kere keman virtüözü ama keman bile çalamıyor. Yapmacık durmuş. Çalıyormuş gibi bile yapamıyor. Ödül alırsa sadece ve sadece ırkçılık yapılmış olur. (Beyazlara kızıyoruz ırkçılık için ama iyi olmayan performanslarda da durum bence aynı... Sırf siyahların çektikleri gösterildi diye ödüllendirmek, yanlış...) Brad Pitt ise adeta gökten düşen bir iyilik meleği! Zencilerin beyazlarla eşit olduğunu dini açıdan değerlendiriyor. Allah katında herkesin aynı olduğunu söylüyor. Sanki sırf bunları söylemek için filme ya da romana girip, çıkıyor. (Bence 160 yıl önce yazılan romandaki tek gerçek olmayan yan. Yazar bunu kendisi eklemiş gibi... Çünkü Solomon'a güç veriyor, psikolojik olarak rahatlatıyor. Kurtulmasına vesile oluyor. Amerika'da böyle beyazlar da var deniliyor.)

Yazının devamı...

Striptizci düzenbaz!

17 Ocak 2014

Bir dolandırıcı, eski bir striptizci ve bir FBI ajanı Altantic City'de hazırladıkları

kumar oyunuyla belediye ve hükümet içindeki rüşvetçileri tek tek açığa çıkarmaya başlar

American Hustle(Düzenbaz)

Sevgilisi Sydney Prosser (Amy Adams) ve eşi Rosalyn Rosenfeld (Jennifer Lawrence) ile mutlu mesut bir hayat yaşayan

dolandırıcı Melvin Weinberg (Christian Bale), FBI ajanı Jimmy Boyle (Bradley Cooper) tarafından yakalanınca onlar için muhbirlik yapmayı kabul eder. Ajan Boyle ile 4 dolandırıcıyı açığa çıkarmak konusunda anlaşan Melvin, sahte bir Arap Şeyhi yaratarak Altantic City'de büyük bir oyun hazırlar. Zamanla oyuna belediye meclisi üyeleri, senatörler ve kumarhane sahipleri dahil olmaya başlar. İş yavaş yavaş büyürken tehlikesi de bir o kadar artar. 4 kişi için yola çıkan Melvin ve Boyle'nin elinde artık büyük bir rüşvet bombası vardır. Ve bu bomba her an patlamaya hazırdır.

Bu sahneye eşekler güler!

Jennifer Lawrence'e 'en iyi kadın oyuncu' Oscar'ını kazandıran 'Umut Işığım' filminin ve Christian Bale'e 'en iyi erkek oyuncu' Oscar'ını kazandıran 'Dövüşçü' filminin yönetmeni David O. Russell imzalı 'American Hustle- Düzenbaz' bilindik konusu ve sıkıcı anlatımıyla etkileyici olamayan ancak mükemmel oyunculuklarla harikalar yarattığı için bile izlenmeye değer bir film.

- Sıkıcı çünkü senaryo sorunlu. Film başlıyor, 4-5 dakika sonra geçmişe gidiliyor. Dolandırıcı Melvin'in çocukluğu, işlere nasıl bulaştığı ve sevgilisiyle tanışması anlatılıyor. Günümüze döndüğünüzde nerede kaldığınızı unutuyorsunuz. Bu kadar zorlamaya ne gerek var ki? Tam filme ısınıyorsunuz pat diye geçmişe, işte böyle tanıştılar bunlar oldu. Yahu düz anlatsan da insanlarda izledikleriyle bütünleşse...(Bu hatayı son yıllarda Türk filmleri çok yapıyor. Mesela 'Hükümet Kadın' filminin daha 15-20'nci dakikasında baba karakteri ölüyor. Herkes ağlıyor, müzikler. Sinemadaki insanların yüzünde bir damla yaşı bırakın, tepki bile yok. Neden? Daha adamla duygusal bir bağ bile kurulmadan böyle olursa, bu sahneler eşeklerin gülmesi gibi sırıtır!) Daha sonra film tam hızlanıyor yine kağnı gibi yavaşlıyor.

Yazının devamı...

Pili bitmeyen Terminatör!

10 Ocak 2014

70'li yaşlarına merdiven dayayan Hollywood'un aksiyon yıldızları Sylvester Stallone

ve Arnold Schwarzenegger 'Kaçış Planı' filminde pillerinin bitmediğini gösteriyor...

Escape Plan- Kaçış Planı

Ray Breslin(Sylvester Stallone) yaklaşık 14 yıldır Federal Hükümetle beraber çalışarak, bir suçlu gibi getirildiği hapishanelerin firara uygun olup olmadıklarını kontrol etmektir. Böylece yüzde 100 güvenli hapishanelerin yapılmasına yardımcı olmaktadır. Ancak, son aldığı işte oyuna getirilen Breslin kaçması imkânsız bir hapishaneye hayatının sonuna kadar attıldığını fark eder. Gerçek kimliğini konulduğu hapishanenin müdürü Hobbes'e(Jim Caviezel) anlattığında işin içinde onun da olduğunu anlayarak dünyanın en tehlikeli adamı Emil Rottmayer(Arnold Schwarzenegger) ile işbirliği yapmaya karar verir.

İhtiyarların yumrukları sert olur

Hollywood'un aksiyon yıldızları Sylvester Stallone ve Arnold Schwarzenegger'i bir araya getiren 'Kaçış Planı', zekice yazılmış senaryosu ve sıkılmadan izlenen akışıyla çok iyi olmasa da seyirlik bir film. Son ana kadar izleyenleri ters köşeye yatırmayı başaran yapımda tüm yük artık ihtiyarlayan Stallone'nin üzerinde. Schwarzenegger ise tatlıların üzerine konan dondurma gibi... Hâlâ çok soğuk ve ağızda bıraktığı tadı ise geçici. (Filmde eline aldığı makineli tüfekle geçmişi yad ettiği sahneler etkileyici olmuş.)

'Evil', '1408' ve 'Rite' gibi korku filmlerinden tanıdığımız yönetmen Mikael Håfström, 'Kaçış Planı'nda yine çok sevdiği karanlıktan kopamamış olacak ki hapishanede geçen bir yapıma imza atıyor.

Amerika hasılatı yam bir fiyasko

Yazının devamı...

Mistik samuraylar!

27 Aralık 2013

Canavarlar, cadılar ve doğaüstü canlıların cirit attığı fantastik bir dünyada
geçen '47 Ronin', muhteşem dövüş ve kılıç sahneleriyle başarlı bir film...

47 Ronin

Efendileri öldürüldükten sonra lidersiz kalan 47 Samuray, onurlarını korumak amacıyla intikam almaya karar verir. Evlerini ve topraklarını bırakan Roninler, büyücülüğün hâkim olduğu dünyaya doğru yol alırken, daha önce melez olduğu için reddettikleri Kai'nin (Keanu Reeves) yardımına ihtiyaç duyarlar. Kai sürgün yıllarında, kalbindeki aşkını hiçbir zaman unutmayarak, elinden düşürmediği kılıcıyla her gün dövüşerek usta bir Ronin haline gelir. Samurayların teklifini kabul eden Kai, ülkelerini işgal edenlere karşı savaşmak için harekete geçer.

Ulusal bir hikâye

47 Ronin, Japonya'nın değer verilen efsanelerden biridir. Hatta ulusal bir hikâyedir. Her yıl ülkeleri için kendilerini feda eden bu kahramanlar tüm ülkede saygıyla anılır. Canavarlar, cadılar ve doğaüstü canlıların cirit attığı fantastik bir dünyada geçen filmde her zaman olduğu gibi yine özel efektler damgasını vuruyor. 18.Yüzyılın Japonyası 3D görüntüler eşliğinde izleyenleri büyülerken fedakârlık, dostluk ve intikam '47 Ronin'nin vazgeçilmezi oluyor.

Film biraz bilgisayar oyunu havasını taşısa da(canavarlar ve cadılar) üzerine düşen misyonu başarıyla yerine getiriyor. Ancak, süresi keşke iki saati geçseydi. Böylece mistik Japonya görüntülerinin tadına ve kılıçlı dövüş sahnelerine doya doya varırdık.

Reeves yine döktürüyor

Artık bilim kurgu filmleriyle özdeşleştirdiğimiz ünlü oyuncu Keanu Reeves, donuk ve ruhsuz performansını bu filmde de sürdürmeyi başarıyor. Yahu yanındaki Hiroyuki Sanada kadar bile olamıyor. İnsan bu kadar yıldır Hollywood gibi bulunmaz bir nimetin içinde gözlerini kullanmayı öğrenmez mi? Bir bakışıyla bile oynadığı sahneyi kurtaramaz mı!

Yazının devamı...

Oklardaki adalet!

22 Kasım 2013

Ezilen ve hor görülen insanların sesi haline Katniss, sırtında taşıdığı

oklarla hem adalet dağıtıyor hem de kendi hayatını kurtarmaya çalışıyor

The Hunger Games- Ateşi Yakalamak

74'üncü Açlık Oyunları'nı kazanan Katniss Everdeen(Jennifer Lawrence) ve Peeta Mellark(Josh Hutcherson) zafer turu yapmak için 12 bölgeyi tek tek gezmeye başlar. Ancak Katniss yol boyunca kendisinin neden olduğu bir ayaklanmanın başladığını fark eder. Bunun adı 'umut'tur. Ezilen insanlar örnek aldıkları Katniss'le var olan sisteme karşı çıkmaktadır. Her şeyin farkında olan Başkan Snow ise(Donald Sutherland) 75'inci Açlık Oyunları'nı hazırlayarak Katniss'i yok etmeyi planlar. Hepsi birbirinden yetenekli yarışmacılarla katniss'in hayata kalma şansı çok ama çok azdır.

Yürekleri hoplatan Jennifer

Amerikalı yazar Suzanne Collins'in üç kitaplık romanından uyarlanan 'Açlık Oyunları'nın ikinci bölümünde başkalarının hayatı için de savaşmaya başlayan Katniss'ın üstüne yüklenen misyonla kaderine boyun eğdiğini fark ediyoruz. Esasında sisteme karşı filizlenen bir düşüncenin zaman içindeki gelişiminin anlatıldığı filmde tüm değişim ya da devrimlerin oluşmasının doğru kişiyle doğru zamanda yapıldığının altı çiziliyor.

İlk bölüme göre daha heyecanlı olan filmde digital efekt kullanımı tavan yapıyor. Hal böyle olunca ortaya görseli yüksek bir yapım çıkıyor. Ancak bu görsellik hiçbir zaman filmin önüne geçmiyor. Hikâye sinemaseverleri adeta sarıp sarmalıyor. (Filmde Katniss'ın oyunlar başlamadan önce var olmayan düşmanlarla yaptığı hazırlık karşılaşmalarını önümüzde 10 yıl içinde bizlerin de yapacağımdan adım kadar eminim.)

Jennifer Lawrence yine her zamanki gibi çok seksi ve çekici. En iyi oyuncu Oscar'ını aldığı gibi bir performans sergilemiyor ancak yürekleri hoplatmayı başarıyor. İlk bölümü 78 milyon dolara mal olan film dünya çapında 691 milyon dolar hasılat elde etmişti. Bakalım serinin ikincisi neler yapacak.

Yazının devamı...

Telekinetik terör!

11 Kasım 2013

Annesinden şiddet gören ve arkadaşları tarafından dışlanan Carrie, düşünce gücüyle

nesneleri hareket ettirmeye başlayınca kendisine kötü davrananları öldürmeye başlıyor

Carrie- Günah Tohumu

Aşırı dindar annesi Margaret White(Julianne Moore)tarafından büyük bir baskıyla yetiştirilen Carrie White(Chloe Grace Moretz), içine kapanık bir genç kızdır. Orturduğu mahallede ve gittiği okulda arkadaş çevresi pek geniş olmayan Carrie, yaşıtları tarafından dışlanırken annesinden de şiddet görmektedir.

Ancak bir gün ergenliğe adım atmasıyla(adet görmesiyle) yaşadığı her şey değişir ve zamanla telekinetik güçlerinin olduğunu keşfeder. (Nesneleri beyin gücüyle hareket ettirebilmektedir.) Diğer insanlardan farklı olduğunu anlayan Carrie'i ise mezuniyet balosunda büyük bir sürpriz bekler. Başından aşağıya domuz kanı dökülen Carrie, sahip olduğu güçle kendisine kötü davrananlardan intikam alır.

Başına kova düşen adam ölür mü?

Korku ve gerilim yazarı Stephen King'in 1974 yılında yayımlanan ilk romanı Carrie'den uyarlanan film, 'iyilik yapan iyilik bulur kötülük yapan kötülük bulur' atasözünü gözler önüne seriyor. Annesinin devamlı ezdiği, yaşıtlarının ise dalga geçtiği Carrie, düşünce gücüyle nesneleri hareket ettirmeye başlayınca kendisine iyi davranmayanları öldürüyor. Tabii ki şunu da unutmamak gerekir, bir insanın küçük düşürülmesinin karşılığı cinayet olamaz! Kontrolden çıkan Carrie'ye keşke dindar annesi öldürmenin dinen de yasak olduğunu söyleseydi de filmin finali kan gölüne dönmeseydi.(Hoşlandığı erkek arkadaşı ölünce telekinetik kızımız kontrolünü kaybediyor ama bana söylermisiniz başına boş kova düşen kaç kişi bugüne kadar hayatını kaybetti.)

2013'ün Carrie'si 1976 yılında yönetmen Brian De Palma tarafından çekilen Carrie'den sanki daha iyi gibi durmuyor. Efektler daha gerçekçi ancak Chloe Grace Moretz'in üstü başı kan olduktan sonraki cadı gibi ellerini sallayarak insanları öldürdüğü performansı tam bir deli saçması. Bakışlar abartılı, hareketler ise çok gülünç. Robatik davranışlar yönetmenin komutlarıyla hareket ettiğini çok belli ediyor.

Yazının devamı...

Uzay çöplüğü!

11 Ekim 2013

İnsanoğlunun dünyadan sonra uzayı da kirleterek bir çöplük haline getirmesini konu alan 'Gravity',

muhteşem 3D görüntüleriyle mavi gezegenin güzelliklerini ortaya çıkarmaya çalışıyor...

Gravity- Yerçekimi

Explorer Uzay Mekiği'nde görevli Dr.Ryan Stone(Sandra Bullock) ve astronot Kowalski(George Clooney) rutin bir uygulama için uzay boşluğuna çıktıklarında artık kullanılmayan bir uydu parçası mekiğe çarpar. Mekik çarpmanın etkisiyle paramparça olurken Dr.Stone ve Kowalski hayatta kalır. Ancak, ikisi de uzayda başıboş şekilde sürüklenmektedir. Aldıkları her solukta uzay giysilerindeki oksijeni tüketirlerken bu kötü durumdan nasıl kurtulacaklarını da düşünmeye başlarlar.

Gerçek bir sorunu anlatıyor

İnsanoğlunun dünyadan sonra uzayı da kirleterek bir çöplük haline getirmesini konu alan 'Gravity', muhteşem 3D görüntüleriyle belgesellere taş çıkaran bir yapım. NASA'nın 'Kessler Sendromu-'ndan yola çıkarak zaten var olan bir sorunu gözler önüne seren film, gerçekçiliğinden hiçbir zaman ödün vermiyor. Böyle olunca da başından sonuna kadar ilgiyle izlenen ve sonu merakla beklenen bir yapım ortaya çıkıyor. Tek kusuru krostofobik bir ortamda geçmesi. Bu da bazı sinemaseverleri sıkabilir.

Çok hareketli bir film olmadığı için 3D görüntüler öyle güzel resimler veriyor ki, izlediklerinizin hiç bitmemesini istiyorsunuz. Mavi gezegene uzaydan bakarak bir daha âşık oluyorsunuz!

Sandra Bullock ve George Clooney'in oyunculukları filmin önüne geçmediği ve etkisiz kaldığı için bir şeyler söylemek yersiz çünkü yine başrolde dijital efektler var. Keşke bu zinciri kıracak başka oyuncularla filmi çekselerdi:))

Yazının devamı...