GÜVERCİNLER UÇUYOR NAZLICAN...

Babasını ziyarete giderken, boyun kısmında beyaz güvercin süsleri olan bir elbise dikmişti Nazlıcan.

Silivri’ye girerken, battı gözlerine, istemediler, söktüler hepsini.

Çok ses çıkarmadı genç kız, daha 15 yaşında, cezaevi girişinde, cebinde şeker buldular diye çıplak aramaya maruz kalmıştı.

Üstelik alışmıştı, anlayışsızlığa...

Okulu, Avusturya Lisesi, “Baban ile okul arasında tercih yapmalısın” demişti, o da babasını seçmişti.

Ergenekon’u Nazi örgütüne benzeten, Nazlıcan’ın babasını ziyarete gittiği bir gün, sırasındaki kitapları camdan atan faşist öğretmene bir şey olmamış ama Nazlıcan’a tasdikname vermişti okulu.

Yine de diğer Ergenekon sanıklarının çocuklarına göre şanslı sayılır Nazlıcan, hiç değilse öksüz kalmadı, canlı aldı babasını cezaevinden.

Bu hafta açıklanan Ergenekon kararı sonrasında o diktiği elbiseye, güvercin süslerini yeniden takıp takmadığını merak ettim en çok Nazlıcan’ın...

Sonra bu hafta da, Osman Öcalan röportajı konuştuk ya, aklıma Şemdin Sakık geldi, Ergenekon’un gizli tanığı Deniz yani...

Osman Öcalan son 15 yıldır terör örgütü PKK’nın ölüm listesinde, geçmişte de yerli yabancı bir sürü yayın kuruluşuna Kandil’i eleştiren röportajlar verdi.

Şemdin Sakık, öyle değildi ama Kuzey Irak’tan paketlenip getirildiğinde de terör örgütü üyesiydi.

Ergenekon davaları sırasında, eski bir Genelkurmay Başkanı ve komutanlar sanık sandalyesinde otururken, 33 askerin şehit edildiği saldırının düzenleyicisi adam, “Askerleri bilerek ölüme yolladılar” falan diyordu büyük bir arsızlıkla...

Güvercinler uçuyor artık Nazlıcan ama hepimizin ruhunda kalan travmalar, kanat çırpmak kadar kolay geçmeyecek...

YARIM PORSİYON AYDINLIK...

GÜVERCİNLER UÇUYOR NAZLICAN...

Orhan Pamuk’un liberal eleştirilerinin çok kıymetli, Fazıl Say’ın Cumhuriyetçi eleştirilerinin çok değersiz bulunduğu zamanlar yaşadık.

Oysa her ikisi de uluslararası arenada tanınan iki önemli isimdi.

Garip ve zamanın ruhuna, duruma göre yaptığımız ayrımlarımız var bizim.

Madımak Oteli’nde 2 Temmuz 1993’te yapılan katliamı kınıyoruz tüm gücümüzle ama 3 gün sonra PKK’nın yaptığı Başbağlar katliamını unutuyoruz her yıl biraz daha.

Oysa aydın ya da köylü fark etmez, insan, ölüme ve katliama karşı yaşamı savunur.

Katliamı yapan, 33 canı alan saldırının emrini veren kişi, terör örgütünün sözde yöneticisi Doktor Baran kod adlı Müslüm Durgun’du.

Terör örgütü Madımak katliamının intikamını almak için bu katliamı yaptığını açıkladı.

Öcalan, İmralı’daki ifadesinde eylemin sorumluluğunu almadı, Kandil’deki vekil terörist başı Karayılan, kitabında “O eylem bize zarar verdi” diye yazdı.

Ama bu ülkede “Ne olursa olsun devlete çakmam gerekir” diyen bir grup yarım porsiyon aydın halen Başbağlar katliamını devlet yaptı iddiasında.

Tamam, hadi devlete inanmıyorsunuz bari çok sevdiğiniz terör örgütüne inanın değil mi?

NEREDESİNİZ DİYE SORDULAR

Çoğu kişi hatırlamaz belki ama kurulacak yeni bir partinin başına geçeceği söylenen Ali Babacan, 2007’de Dışişleri Bakanı olmuş, 21 ay bu görevi üstlenmişti.

O dönem Financial Times gazetesi “Where are you Mr. Babacan” başlıklı bir makale yayımlamıştı.

Dışişleri Bakanı olarak, Ali Babacan’ın Avrupa başkentleriyle daha sıcak ilişkiler kurması gerektiğini anlatıyordu yazı.

Şimdi yeni bi siyasi partinin başına geçeceği söylenen Ali Babacan’ın en güçlü yanı ekonomisiyse en zayıf yeri de diplomasi ve sosyal ilişkiler kısmı.

Hem diğer ülkelerdeki liderlerle iyi ilişkiler kurmak hem de eline mikrofonu aldığında kitleleri coşturabilecek bir lider portresi sever bizim seçmenimiz.

Aksi ne olursa olsun pek işlemez bizim memlekette...