NE KADAR YAŞADIĞIN DEĞİL, NASIL YAŞADIĞIN ÖNEMLİ

"Ölünün ardından konuşulmaz" derler, konuşuyorlar hiç utanmadan.

Bacağını kaybeden ama yaşama sevincini kaybetmediğini gösteren genç bir kadının ardından.

Üstelik onun protezinden utanmadığını göstermek için çektiği fotoğrafı, bedenini gösterme çabası olarak algılayarak.

Bu kareler bakınca, çıplaklık, seks değil, kendiyle barışık bir insan görür ‘normal insan’...

Başkasını gören ya çok kötüdür ya da takıntı lı bir hastadır, başka seçenek gelmiyor insanın aklına. Neslican Tay, kısacık yaşamında bir sürü kanser hastası için umut oldu.

Ne kadar yaşadığın değil, nasıl yaşadığın önemli fikrini hatırlattı hepimize.

Kendine acımadı, başkalarının kendisine acımasına izin vermedi, dimdik durdu gelen karşısında.

Mekanı cennet olsun, bu ve benzeri kötülerden her zaman uzak olsun...

NE KADAR YAŞADIĞIN DEĞİL, NASIL YAŞADIĞIN ÖNEMLİ

Beyaz masa mı gri masa mı?

Geçtiğimiz hafta son derece hızlı giden, yolda makaslar atan bir öğrenci servisinin peşine düştüm. Alo 153’ü aradım, 155’i aradım, bağlı olduğu şirketin telefonunu defalarca çevirdim,     çok erken saatti ulaşamadım.

Derdim şoförün para cezası alması değil, o an telefonla uyarılması ve içindeki onlarca öğrencinin hayatını tehlikeye  atmasını önlemekti.

Başaramadım, ardından Radyo Viva’daki programımda tur şirketinin adını da vererek anlattım. İzmir’den bir dinleyicim, ses kaydımı şirkete yollamış, İstanbul’daki dinleyicilerim şirkete telefon açmış. Yayın bitti, şirketin ortağı beni aradı, bilgileri aldı, soruşturma açtı ve ertesi gün şoförden savunma aldıklarını, yazılı uyarı verdiklerine dair bilgiyi paylaştı.

Önceki gün de Beyaz Masa’dan yanıt geldi. Suç ispatı olmadığından cezai işlem uygulanamamış, şoför uyarılmış. Arkadaş, İstanbul’daki tünellerde kamera kayıtları yok mu?

Şikayette bulunurken, “Sarıyer Tüneli, saatte minimum 110 km., dörtlülerini yakmış” dedim, saat verdim. Neyin, suç ispatını bulamadınız acaba? Bulamadınız zira ses kaydı değil, bilgisayar ekranına not alana göre iş yapıyorsunuz, uğraşmıyorsunuz. Bu da bana ders olsun, bir daha öğrencilerin hayatlarını tehlikeye atan bir servis şoförü gördüğümde, Beyaz Masa’yı arayarak vakit kaybetmeyeyim.

NE KADAR YAŞADIĞIN DEĞİL, NASIL YAŞADIĞIN ÖNEMLİ

 

Bu da mecburi olsa ya!

Başakşehir’de inanılmaz güzel bir Millet Kütüphanesi var.

Kütüphaneyi güzel kılan sadece binası değil, raflardaki kitaplardır ya, burası da aynen söylediği gibi.

Her alandan, farkı ideolojilerden binlerce kitap bulabiliyorsunuz.

Bu sene kütüphaneye gelen öğrenciler gördüm, sıraya girip bir kapıdan girdiler, diğer kapıdan çıktılar.

Kitaplara dokunmadan, sayfalarını çevirmeden, çocuklara kütüphane göstermek, okuma sevgisine katkıda falan bulunmaz.

Tüm bunları aklıma getiren şey, Denizbank Çocuk Operası Papagenolar’ın ilk gösterisi oldu.

‘Keşke bu çocuk operası tüm öğrencilerin izleyebileceği bir organizasyon yapılabilse’ diye geçirdim aklımdan. Evet çok büyük bütçe gerektirir, çok zahmetli olur ama canlı bir opera izlemek, bir orkestra dinlemek bir sürü çocuğun hayal dünyasının seviye atlamasını sağlar.

İçlerinden opera sanatçıları çıkması şart değil, operayı sevmeleri, bir opera seyretmiş olmaları bile çok fark yaratır.

Çocuklara kütüphane diye binalarını gezdirdiğimiz bir ortamda, fazla hayalperest mi davranıyorum? Evet öyle. Çünkü öğrenci olduğum yıllarda izlediğim tiyatro, opera, tüm sanat eserleri, hayal kurmadan bir şeyleri değiştirmenin mümkün olmadığını öğretti bana.

NE KADAR YAŞADIĞIN DEĞİL, NASIL YAŞADIĞIN ÖNEMLİ

Devir değişti

‘Rambo: İlk Kan’ efsanesini yaratan filmi seyrettiğimde, sene 1982 ya da 1983’tü... Kadıköy’de bugün opera binası olarak kullanılan Süreyya Sineması’nda seyretmiştim.

Hayatımda gördüğüm en kalabalık seanslardan birisiydi. Yapım o dönem dünya genelinde 125 milyon dolar’lık gişe yaptı.

Serinin ikinci filminin hasılatı 300 milyon dolar oldu, üçüncüsü 189, dördüncüsünde de 113 milyon dolar’lık hasılat yaptı.

Son filmden 11 yıl sonra emekli olmuş Rambo bir kez daha döndü sinema salonlarına.

ABD’deki açılış rakamları da Türkiye’deki ilk gişe bilgileri de filmin beklenen ilgiyi toplamadığını gösteriyor.

Sadece 22 bin civarında insan izlemiş, artık bir başkasının çekilmesi çok da mümkün olmayan Rambo’yu... Devir değişti, bugünün dünyası daha farklı dinamikler üzerine kurulu, beklentiler de zevkler de bir başka.

Rambo da olsanız, değişimi ıskaladığınız da, havada kalıyorsunuz...

NE KADAR YAŞADIĞIN DEĞİL, NASIL YAŞADIĞIN ÖNEMLİ

Olmaz sayın başkan olmaz...

“Genç bir kadın hakim, hayranı olduğu sanatçıyla fotoğraf çektirmiş, üstelik davasına da bakmıyor, ne var bunda?” diyenler var.

Madde bir, Kıvanç Tatlıtuğ, kendisini gören hayranlarıyla beraber fotoğraf çektiren ünlülerden biri değil. O gün adliye binasına sanık olarak değil de, tanık olarak gitmiş olsaydı tahminen bu kare çekilmiş olmazdı.

Bu bile yaşananın yanlış olduğunu anlamak için yeterli aslında.

Bir kadın hakim, hayranı olduğu bir sanatçıyla fotoğraf çektiremez mi?

Elbette çektirebilir ama mahkeme salonunda, üzerinde hakim cübbesi varken değil. Kötü niyet yok, menfaat yok, çıkar ilişkisi yok ama anayasada, kanunlar önünde herkes eşittir maddesi var.

Etik değerler açısından tartışmalı olan bu kare, genç bir kadını, mesleğini yapamaz hale de getirmemeli ama... Karşılığı en fazla kınama cezası olacak bir hatada, fotoğraf karesinde Tatlıtuğ var diye de işi bu kadar büyütmemek lazım.

Aynı adliye binasında FETÖ adına davalara bakan hakimleri etkilemeye çalışan bir başka hakim şu an tutuklu.

Dosyasında yazanları okuduğunuzda, onun yerine siz utanıyorsunuz.

Yargının, o tarz yüz karalarını iki satır konuşup, genç bir kadını binlerce satır konuşmak da doğru değil...