Bal edebiyatı

Eklenme Tarihi29.05.2014 - 2:30-Güncellenme Tarihi28.05.2014 - 22:10

Ah nerede o eski güzel günler,   Savaşların kırdığı ve açlıkların erittiği,
Tecritlerin, meşum eylüllerin, darbelerin zeval verdiği o limoni günler nerede?
Mehmet Barlas haklı, tarihimizi kazıyınca, utanılacak çok şey çıkıyor.
Ama geçmişin günahlarını sıralayıp günümüzün suçlarını sıfırlamak başka bir patoloji.
Sokağı birkaç molotofkokteyli gence indirgemek,
Kolaya kaçıp karşıt zümreyi külliyen darbeci ilan etmek,
Başbakan’ın sürekli çattığı “elinde viskili halk düşmanlarını” paryalaştırıp hükümeti bala bulamak daha vahim bir miyopiye işaret ediyor.
***
Geçmişi allayıp pudralayanlar, en fazla kendilerini ve hatalarını tekrarlar.
Çoğu, zararsız birer nostaljik, geri kafalı birer kaçkındırlar. Ciddiye bile alınmazlar.
Oysa geçmişin hatalarını bilip de günümüzde yinelenmelerine göz yummak daha büyük bir günahın parçası olmak demektir.
Bilinçli körlüğün en kötü tarafı bilmektir:
Çünkü onlar bilirler, tek adamın ne tehlikeli olabileceğini.
Onlar bilirler, böl ve yönet taktiğinin ektiği nifak tohumlarının yüzyıllara yayılacak zehrini.
Nefretin gücünü bilirler.
Buna rağmen susmak ne ağır bir şey olsa gerek...
Buna rağmen kötülüğü savunmak ne zor olsa gerek...
***
Heyhat, gördüğümüz üzere hiç de öyle olmuyor.
İnsan gözlerine inanamıyor ama “Başbakan ve madenci” namlı portreler hediye ediliyor,
“Örnek maden” kurdelesini kesen bakan üç gün aynı gömleği giydiği için kahramanlaştırılıyor,
Soma’dan beter durumda yüzlerce maden olmasına rağmen her fırsatta ne kadar gelişmiş olduğumuza dair aynı basmakalıp konuşma tekrarlanıyor.
Hadi diyelim nikbinliğiniz tavan yapmış, devletin (zaten yapması gereken) yollarına, köprülerine bayılıyor, pembeden başka bir renk bilmiyorsunuz.
Hata kabul etmiyor, her şeyi olağan düşmanlar üzerine yıkıyorsunuz.
Peki, alarmı da mı duymuyorsunuz?
Mermi sizin çocuğunuzu vurunca, kızgın sokak sizin çocuğunuzu yutunca ne yapacaksınız?
Ölümü sadece fakirin, kaçakçının, Alevi’nin fıtratında mı var sanıyorsunuz?
***
Ortaçağlarda çok tuhaf hastalıklar varmış.
Toplu histeriyle başlayıp toplu körlükle biten hastalıklar...
Bugün, böyle bir hiper-gerçekliğin içindeyiz.
Her fırsatta eleştirdikleri yalılı beyazlardan misliyle yata, kata, ata konanların,
Halktan çıkıp halkından bu kadar uzaklaşanların,
Halka ancak 2000 korumayla yaklaşanların
Bize “halkçılık” dersi vermelerine tanık oluyoruz.
Gezinin birinci yılına girerken hiçbir ders çıkarmamışız, bravo bize.
***
Bal kaymak edebiyatı yapanlara gelince, onları her daim göreceğiz.
“Afiyet şeker olsun” demekten başka bir söz de söyleyemeyeceğiz.

Yazarın Diğer Yazıları