Günay: Topçu Kışlası’nın AVM olmasını istemiyorum

Pelin Batu, Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay ile Arkeoloji Müzesi’nde biraraya geldi. “Taksim Yayalaştırma Projesi’ni destekliyorum” diyen Günay, “İstanbul’un büyük alanlara ihtiyacı var. Taksim’in ortasına otuz dükkân iki sergi alanı olmasın” dedi

Kültür Bakanımız Ertuğrul Günay’ın arkeolojiye olan merakını uzaktan takip eder, bu konulardaki çalışmalarını alkışlardım. Nemrut sonrası İstanbul’da en sevdiğim mekanda, Arkeoloji Müzesi’nde buluşma fırsatı yakaladım. Gündemin çetrefilli konularından emeklilik planlarına kadar pek çok şey konuştuk.
Güncel konulardan başlamak istiyorum. Taksim meydanı kazılarında bir duvar çıkmış. Oradaki kalıntılarla ilgili bilgi verebilir misiniz?
Şimdi Taksim meydanında bizim koruma kolumuz Arkeoloji Müzesi’nin de gözetiminde bir kazı yapılmasını uygun buldu, iş makineleriyle. Taksim arkeolojik bir sit alanı değil, kentsel bir sit alanı, bilinen bir arkeolojik buluntu yok. Geçen bir gazetede haber çıktı; adım adım kazılacak, sondaj yapılacak diye. Böyle bir kararımız yok. İş makineleri çalışacak fakat bir esere tesadüf edilirse hemen değerlendirilecek. Bir duvar çıktı Cumhuriyet Caddesi tarafında, Semavi Eyice mezar kalıntıları diyor. Olabilir. Onun dışında bizim bildiğimiz bir şey yok.

Niye bir kışla?
Taksim meselesini biraz açmak istiyorum. İtiraf edeyim ki Topçu kışlasının bir AVM yapılacağını duyunca kanım dondu. Sizin de bildiğiniz gibi her taraf alışveriş merkezi oldu. Mimar arkadaşlarımla konuştum “İlla alışveriş merkezi yapılacaksa Kanada’da yapıldığı gibi projeyi yeraltına taşımakta yarar var” diyorlar.
Bu binayla ilgili bir başvuruyu 2011 yılında bizim kurumumuz, fotoğraflarına bakarak, evet burada tarihsel bir eser vardır diye o varlığı tespit etti. Fakat herhangi bir enstitüsyon bilgisi yok elimizde. Sadece birkaç tane fotoğraf var. Şu an basına servis yapılan Taksim projesindeki yapı gerçek fotoğraftaki yapıya uygun değil, düzeltilmiş bir yapı. Çünkü gerçek yapı, fotoğraflarına bakıldığı zaman Kirkor Balyan’ın bir Rus-Hint mimarisi denemesi. İstanbul’un tarihi siluetiyle hiç bir ilgisi olmayan, İstanbul’da başka benzeri olmayan bir deneme.
Benzerlerinin fotoğraflarını çektim, Moskova’da birebir bulabilirsiniz. Soğan kuleler var. İstanbul’da başka soğan kuleli bina yok. Bu bir deneme. 1800’lerin ortasından 1900’lerin ortasına kadar kışla olarak, daha sonra içi top sahası, stadyum gibi kullanılmış ve 1839’da sanıyorum çevredeki yapılaşmalara imkan vermek için yıkılmış. Tarihi yapı kaldığı müddetçe tarihi yapıyı gölgeleyen yan binalar yapılamayacağı için, bir nevi ticari bir akılla yıkılmış o bina. Şimdi ben diyorum ki, evet, burada böyle bir bina varmış diye kaydımızı aldık, ama bunu niye ihya edelim? İstanbul’da Roma döneminden, Osmanlı döneminden kaybolmuş camiler, külliyeler, kaybolmuş eski tapınaklar, duvarlar var. Peki illa da bu yapıyı neden ayağa kaldıralım?
Üstelik bir alışveriş merkezi yaparak!
Bu dönemde biz bir yapıyı ayağa kaldıracaksak İstanbul’da, niye bir kışla? Madem demokratikleşme, sivilleşme çağındayız bir başka yapıyı başka bir şekilde yakalayalım. İstanbul’da örneği olmayan eklektik bir yapı bu. Buraya bu yapıyı getirelim koyalım Taksim’in ortasına ve işte iki tane sergi mekanı, otuz tane de dükkan olsun. Olmasın, olmasın. İstanbul’un artık bir alışveriş merkezine ihtiyacı yok. İstanbul’un kültür merkezine, sanat merkezine, sergi merkezine ihtiyacı var. Asıl önemlisi İstanbul’un büyük alanlara ihtiyacı var.
Burası 1839’da yıkılmış, 1940’tan itibaren ağaçlandırılmış. İstanbul’da 70 yıllık ağaçlık alanımız çok az. Ağaçları kaldıracağız ve yerine Osmanlı olmayan, Roma olmayan eklektik bir deneme binayı koyacağız ve bunun içine bir AVM yapacağız. Bence yanlış. Taksim gezi yayalaştırma projesini destekliyorum, ama bu binayı desteklemiyorum. Bu konuda verilmiş bir karar yok şu anda. Ben yapılmasın düşüncesindeyim. Devasa bir yeşil alan olsun İstanbul’da, yayalaştırılsın Taksim, ama park düzelmesin, benim düşüncem bu.

“Emek binası çok özgündür”
Umarım dediğiniz olur. Taksim bölgesinden uzaklaşmadan sinemaları sormak istiyorum. Bence Taksim’in ruhu, o sinemalarda gizliydi. Şimdi bir bakın, hepsi tek tek kapanıyor.
Eskiden İstiklal caddesinde bildiğiniz bütün markaları bulabilirdik. Şimdi onlar AVM’lere taşındı. Sinemalar da onlarla taşındı. Yani insanlar en çok nereye gidiyorsa sinemalar da oraya gidiyor. Taksim biraz yeme içme mekanı haline geliyor. Emek’le ilgili bir proje var.
Yukarı taşıma projesinden bahsediyorsunuz değil mi?
Tabii, dünyada bunun örnekleri var. Arena’yı bile yükseltiyorlar. İtalya’da örnekleri var. Şimdi yeni proje diyor ki, bu tescilli binayı tertemiz yapıyorum, hiç dokunmuyorum. Şu tescilli façade’ı (cephe) aynen koruyorum. Ama burayı yeniden yapıyorum, yükseltiyorum ve şu binayla birleştiriyorum. Anladığım kadarıyla hukuk kararı böyle. Emek binası çok özgündür. Hiçbir parçası kaybolmadan aynen inşa edilmesi gerekir.
Yukarı taşınarak?
Aynen. Sökecekler, numaralandıracaklar ve yukarıya taşıyacaklar. Aradaki katlarda da sinema müzesi ve yeni sinema salonları gibi sinemayla ilişkili salonlar olacak.
Alışveriş merkezi olmayacak mı?
Alışveriş merkezi olmayacağını söylesem yalan söylemiş olurum.
Peki sizce bu sinemanın ruhunu öldürmez mi? Her yerde var zaten!
Bazı yerlerde değişim oluyor. Fonksiyonlar zaman içinde değişiyor. Ekonomisi varsa devam edebiliyor.
İtiraf edeyim AKM’nin mimari beni hiç bir zaman heyecanlandırmadı. Ama yine de belli bir dönemin mimarisidir o.
Katılıyorum size. Emek’le ilgili orası tamamen sanatla ilgili olabilir, ben onu söyledim. Beş tane salon yapılabilir. Şimdi orada bir kompleks oluyor, bir sinema kompleksi. Herkes, çok da bilmeden, Emek yıkılmasın diye kıyamet kopardı. Halbuki şu apartman kalacaktı, şu görünmez olan araya da façade’ı koruyarak daha modern Emek’in projesi çıkacak. Bu beni heyecanlandırıyor doğrusu. Emek gibi bir salon içerde, dışarıda da Haliç’i görebileceğin bir mekan olacaktı. Bunu istemeyiz diye durduruyor, ne zaman konuyu açsam üzerime geliyorlar. Halbuki ben teknik üniversitenin 160 sayfaya yakın raporunu okudum, herkes okumadan konuşuyor. Bazı yerler böyle kurtarılabilinirdi belki, onlara da bir direnç var. Sinema konusunda hakikaten bir sıkıntı var. Tiyatrolarla bir anlaşma yapıyoruz, mesela Kenter Tiyatrosu, Sadri Alışık Tiyatrosu gibi. Biz de oyun koyuyoruz, yaşamalarını sağlıyoruz. Ama sinema dünyasına sadece destek veriyoruz. Sinema konusunda ne yapabiliriz, düşünüyorum.
Dediğiniz gibi bazı yerlerde restorasyon olabilir, ama bir sinema seyircisi ve oyuncu olarak temennim sinemaları AVM’lere tıkmamak.
Ama bir ekonomik geri dönüşünün olması lazım. Yani altına dükkan koymasan lokanta koyacaksın. Sadece sinemayla o bina yaşar mı?
Gündemde olan başka bir projeye geçmek istiyorum. Çamlıca camii meselesine. Mimar Sinan’ın eseri kopyalanacakmış.
Çamlıca Camii bizim bakanlığımızla ilgili doğrudan bir şey değil.
Ben size bir eser olarak soruyorum, çünkü bu yapı İstanbul’un siluetine yerleşecek.
Ben de bu açıdan ilgileniyorum. Neden ilgileniyorsun diyenler oldu bana ama İstanbul’la ilgili bu. İstanbul’da yapılan bir yapı, bir ibadethane, bir tarihi eser, hepsi İstanbul’un bütününü etkiliyor. Bazı yapılar yapıldıktan sonra insanın itiraz etmeye takati kalmıyor.

“Entelektüel zekâ anlar”
Sormayın, ben Salacak’ta oturuyorum.
Bakamıyorsunuz karşıya.
Evimin karşısında, Sultan Ahmet’in minareleri arasından Zeytinburnu Belediyesi’nin gökdelenleri sivriliyor.
Kazıklı Çeşme. Kazlıçeşme idi orası, ben orasının ismini değiştirdim, Kazıklı Çeşme diyorum. Yani İstanbul’da bunlar yapıldıktan sonra, camii, caminin ebatı falan, bunlar teferruata döndü. Benim iddiam şu, bunu Bakanlar Kurulu’nda dahi söyledim: İstanbul’un yalı camileri hepsi birer mücevherdir. Dolmabahçe, Kılıç Halim Paşa, her birisinde cesamet değil, zarafet ön plandadır. Çamlıca’nın yeşilleri üzerine cami diyorsunuz. Zarif, büyük değil minyatür gibi çok hoş, tacın üzerindeki orta mücevher gibi bir şey olsun.
Cami konusunu kapatmadan, ucube heykel konuşmaları olurken ucube denilebilecek camiler çıkıyor ortaya.
Diyanetle ilgili bir yasal düzenleme oldu. Diyanet bu camilerin mimarisine karışsın diye bir yetkilendirme yapıldı sanıyorum. Ben bu konuda uyardım, bu camileri denetleyen bir birim olmalıdır diye. Çünkü dünyanın en güzel camilerini yapmış bir toprakta dünyanın en çirkin, sadece camileri değil, çok çirkin binaları yapılıyor. Son günlerde çok kötü örnekler yaratmış bir topluma dönüştük. Çeki düzen verme gayreti var, ama şimdi de taklide döndük.
Mimar Sinan’ın kopyasını yapınca olmuyor.
Olmaz ki. Gelenekten yararlanırsınız. Çizgilerini hissettirirsiniz, fakat modern bir şey olur. Oradan anlaşılır ki şu çizgi, şu pencere süslemesi, şu ferforje işlemesi Selçuklu ile bağlantılı. Entelektüel bir zekanın anlayacağı bir şey o.
Ama bu şekliyle Antalya’daki Kremlin Sarayını kopyalayan oteller gibi oluyor.
Bravo. Öyle oteller var, kitsch.
Peki Göbeklitepe ile ilgili bir şeyler yapılacak mı, durum çok iç açıcı değilmiş sanırım?
Göbeklitepe’de bir Alman arkeolog çalışıyor. Yirmi yıldır da çalışıyor. Eşi Türk. Ne yazık ki bence Almanların bu işte bir kastı var veya çok verimli çalışmıyorlar. Başkalarının eline geçmesin diye de öyle duruyorlar. Birkaç yıl önce bir heykel bulundu ve çaldırdılar heykeli. Çaldırınca ben büyük bir öfkeyle bu kazıyı Almanlardan alacağız dedim. Kazıyı alacağız deyince müthiş bir kampanya başlatıldı. Onlar çalışıyormuş da, Türkiye ilgilenmiyormuş gibi bir edebiyat ürettiler. Ben dedim ki şimdiye kadar yirmi yıldır bu adamlar buradalar, şu alana bakın, hiç çalışılmış gibi duruyor mu? Ondan sonra, ellerinden gitmesin diye tanıtıma başladılar ve hakikaten de iyi bir tanıtım kampanyası yaptılar. Şimdi gezi güzergahı, karşılama merkezi falan yapıyorlar. Ama daha iyi çalışılması konusunda konuşuyoruz.
Babam bir soru sormamı istedi. Eskiden İdil Biret, Suna Kan gibi harika çocuklar destekleniyormuş, bu tekrar başlayamaz mı?
Yeniden çalışıyoruz. Bir harika çocuk yasası vardı, şu anda yürümüyor, işlemiyor. Ben birkaç tane yetenekli çocuğa keman almakta, piyano almakta zorlandım. Bir burs bile veremiyoruz. Bu konuda bir mevzuat çalışma yapıyoruz. Gençleri destekleyelim istiyorum.
Bakan olduğunuzda ilk Madımak’ın kebapçı olmasından utandığınızı söylediniz.
İğreniyordum bir kebapçı olmasından. Bir müze yap diye bağırıp çağırdılar ama ondan önceki 15 sene bir kebapçı dükkanıydı.
Daha soracak o kadar çok soru var ki!
Pelinciğim, bunların hepsi bitmez. Bir nehir roman yapalım istersen.

Günay: Topçu Kışlası’nın AVM olmasını istemiyorum

Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay: “İstanbul’un artık bir alış veriş merkezine ihtiyacı yok. İstanbul’un kültür merkezine, sanat merkezine, devasa yeşil alanlara ihtiyacı var”

Günay: Topçu Kışlası’nın AVM olmasını istemiyorum

Pelin Batu, Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay ile Taksim Yayalaştırma Projesi’nden çalıntı eserlere kadar birçok konuda konuştu.
Fotoğraf: Garbis Özatay

‘Emekli olunca Antalya’da bir tarım kasabasına yerleşeceğim’
Çalıntı resimlerin akıbeti ne oldu? Tahkikat kuruluyla ilgili gelişme var mı?
Kaba bir tabir kullanacağım. Basınımızın ilgi sahibi olup bilgi sahibi olmadığı bir konu.
Ama doğru dürüst bilgiye ulaşamıyorsunuz.
Şimdi şöyle; Ankara Resim Heykel müzesi 1980’de kurulmuş. Kurulduktan altı ay sonra 12 Eylül gelmiş. 1996 yılında yapılan Sayıştay raporunda tespit edilmiş ki müze kurulurken bazı eserler müzeye girdi gözükmüş, girmemiş. Kamuoyunun bildiği, söylenti şu ki, o zamanki yönetim 12 Eylül’ün arkasından gelen yöneticilerine, ofislerine dağıtmış, yerine replikalar koymuş. Bu ne zaman keşfedilmiş? 96’da. 1996’da Sayıştay raporu bunu tespit etmiş. 2000’li yıllarda da Danıştay’ın zaman aşımına uğramış. Danıştay’ın soruşturma açılmasına gerek yoktur kararına muhalefet şerhi bugünkü Danıştay başkanının. Onun da bu karardan sorumludurlar diye muhalefeti var ama azınlıkta kalmış.
Ben 2007 yılında müzeyi kapalı buldum. 6-7 yıldır süren bir restorasyon vardı. Biz müzeyi açtık. Açtıktan sonra o restorasyonun yeterli olmadığını anlayıp bir yıl tekrar kapattık. Hakikaten, müzede güvenlik önlemleri vs. sorunu vardı. Yedi yıllık bir restorasyonda müzeye sadece şöyle bir makyaj yapılmış. Asma tavanları kaldırdık, binayı bir buçuk kat yükselttik, tavanları çıkardık, merkezlere çelik kafesler yaptık, çalıntı olmasın diye alarm sistemleri kurduk. Sergi mekanlarını büyüttük. 300 küsur resim ve heykel olarak sergi objesi vardı, 800 küsura çıktı. Aşağı yukarı 96 yılındaki Sayıştay raporuna gelinildi. Bu arada birkaç tane daha kayıp var. Ama esas anlamıyla soygun denilen dönem 90-95 yılları arasında.
Onların akıbeti belli değil herhalde?
Belli değil çünkü biraz devlet içinde dağıtılmış. Kamu kurumlarına dağıtılmış yerlerden, Deniz müsteşarlığından, emniyetten topladık. Şu anda müzenin envanterine hakimiz.
Birkaç yıldır sizi yakından takip ediyorum. Farkındayım, siz kültür bakanları arasında arkeolojiye en çok ehemmiyet veren bakansınız.
Kendime yaptığım emeklilik projem ne biliyor musun? Antalya’nın Demre diye bir tarım kasabası var. Kemer’den 100 km ilerde. Noel Baba müzesi var, arkada Myra ören yeri var. Orada denize doğru giderken bitki içinde kaybolmuş bir alan vardır. 60 metreye yakın bir binayı bundan 20 yıl falan önce keşfettim. Bakanlıktan arkadaşlara söyledim buna sahip çıkın. Gündeme gelmedi. Burayı kazdırıyorum, binayı temizlettim. Müze yapmaya çalışıyorum.
Arkeoloji müzesi mi?
Tabii ve ayrıca kültür merkezi. Yandaki alanı da kazıtmaya başladım, liman yapıları çıkmaya başladı. Arkada Demre var, burada Noel Baba var, karşıda da 15 dakika motorla Kekova var. O bölgeye yerleşirim diyorum.
Ben de Sagalassos’u yeni keşfettim. Arkeologuyla da tanıştım.
Marc Waelkens?
Evet.
Onun sağlığı bozuktu çok. Benim kullandığım doğal bir yiyecek var, sana onu getireceğim dedim. Bal ve fındık. İyileşti adam.
Nemrut’tan yeni geldim. Ağustosta oradaki eserleri taşıyabiliriz diyordunuz, korumak için. Bununla ilgili bir gelişme var mı?
Nemrut gerçekten tam anlamıyla unique. Ama 2000 yılın tahribatı var. Çevrede değişen iklim koşulları var. İnanılmaz ısı farkları var.
Yurtdışından dört binden fazla eser getirtilmiş galiba?
Dört binden fazla ama bin küsur falan sikke var bunların içinde.
Ne olursa olsun eser.
Tamam eser. Son yıllarda arttı. Bir de biz yeni müze yapıyoruz, bir yandan da eski müzeleri elden geçiriyoruz. Zeugma’yı gördükten sonra Avrupa’daki müzeleri beğenmiyorum. Samsun müzesi gibi elden geçirilecek çok müze var.

Günay: Topçu Kışlası’nın AVM olmasını istemiyorum