Sodom ve Gomore

Aşk acıtır. Ayrılırken, tırnaklar çıkar, zehirler akar, karşı tarafı kırabilmek için her türlü ağılı söz sarf edilir. Acıyan acıtmak ister. Acıyan ısırır.
Sonrasında, kimisi kendi içine kapanır, kimisi cazgırlaşır.
Ne korkunçtur ayrıldıktan sonra birbirleri aleyhinde konuşan çiftler.
Ne hazindir hikayelerine maruz kalmak, istesen de istemesen de mahremlerine girmek durumunda kalmak.
Ben ülkenin son zamanlardaki halini bir Ayşe Arman röportajına benzetiyorum.
Karı-koca ayrılmış, birisi bana şunu yaptı diyor, diğeri karşı hamleye geçiyor.
Hükümet tarafgirleri, Cemaat hakkında kirli çamaşırları döküyor, hakaretler havada uçuşuyor. Bir günde çete oluveriyorlar, akıl almaz komplolar sıralanıyor.
Karşı taraf ise, ya beddua ile ya da uyarıyla karşılık veriyor. Artık nasıl yorumlarsanız. Allah’la tokatlayıp, gülle yolcu ediyor.
Aynen olaylı boşanan medyatik çiftlerde olduğu gibi seviye sıfır. Utanç sıfır.
Mutlu günlerde her şey bir güzel yenilmiş, içilmiş, paylaşılmış.
Devlet başından beri paralelken, paralellik şimdi batmış.
Ve anlaşılıyor ki çift daha balayı günlerinde birbirini dinletip gözetletmiş.
Aslında saadet sahte bir saadetmiş. Aşk, içten pazarlıklı.
Ben bu tür röportajları görünce konuşan partiler adına üzülür, utanırım.
Şu anda aynı hissi ülkem için yaşıyorum.
Taraf olmadığım halde maçı izlemek zorunda kalıyorum.
Hakkın, hukukun an be an çiğnendiğine tanık oluyorum.
Dün çıkarttığınız yasalar, kurduğunuz HSYK’lar bugün kötü oluyor.
Dün içeri attığınız insanlar bugün “sizin gibi” mağdur oluyor.
Sportif silah ve bisküvi dolu tırlar girip çıktıkça aklımıza tecavüz ediliyor.
Ve çiftin kavgası kızıştıkça olan yine en çok çocuklara oluyor.
Bugün Berkin’in 15. doğum günü. O hâlâ uyuyor, biz hâlâ uyutuluyoruz.
En temel insani meseleler çok görülürken, Van’da insanlar titrerken kol saati edebiyatı yapıyoruz.
Sex and the City kızlarının tatillerini, Entourage ekibinin partilerini izler gibi umre gezilerini izleyip, vay be diyoruz. Yarasın.
Dönemin yeni zenginlerine de bu yakışır.
Sodom ve Gomore’deyiz adeta.
İki yüzlü, çifte standartlı, çirkin ve vahşi.
Maskeler düştükçe cüzamlı yüzler çıkıyor.
Bilgiler döküldükçe Dorian Gray’lerin çürümüşlüğü görünüyor.
Ama yüzsüz olunca, yüzün ortaya çıkması ne yazar?
Dorian gibi duygusuz olunca savaşa ortak olmuşun, ne yazar?
Üstüne üstlük, Sodom ve Gomore kadar da “dürüst” olamıyoruz.
Kutsal kitaplarda bu şehirler ibretlik örnektir. Şehvetle sarhoştur, mayhoştur, egoisttir, kibirlidir. Sodomite (yani Sodomlu/eşcinsel) kelimesi buradan türemiştir, çünkü limitler, yasaklar kalkmıştır. Hedonizmle günü gün etmiştir. Her şeyin çoku din olmuştur. Çok, tatminsizliği doğurmuştur.
Burada olan daha fena. Çünkü klozetlerden çıkamıyoruz. İçimize atıp dışarısını kırıyoruz. Kadınlar katır katır doğranıyor, erkekler korkak, kendilerine bile açılamıyor. Kötülüğün bile bir onuru vardır. Ama biz “iyi, dindar, iffetli” görünüp her türlü pisliği kapalı kapılar ardında yapınca, yapmamış gibi oluyoruz. Ve sonrasında bağırıyoruz. Böyle üste çıkınca dolaptaki iskeletleri unuturlar sanıyoruz.
Ama iskeletler orada duruyor. Meçhuller orada sızlıyor. Çocuk orada uyuyor.
Bunu siz de, biz de biliyoruz.