Yeni yıl için nurtopu gibi komplolar

1


1. Usama Bin Ladin’i bulup öldüren Amerikalı asker Job W. Price intihar etmiş. 42 yaşında evli ve bir kızı çocuğu babası Price‘in ölümü araştırılıyor. Hatırlarsanız Bin Ladin’i denize attıklarında pek çok kişinin kaşı kalkmış, Hollywood-vari bir yutturmaca ile mi karşı karşıyayız soruları hortlamıştı. Price‘in “intiharı” Bin Ladin’in şaibeli cenazesiyle birleştirilip yeni komplolar doğuracak gibi gözüküyor.

2. Taksim’i yayalaştırma projesi bin bir tartışmayı beraberinde getirdi. Ağaçları kesip kışladan devşirilmiş AVM mi inşa edilecek, cami mi yapılacak bir muamma. Daha geçenlerde “Taksim Dayanışması” adlı grup, topladıkları 50.000 imzayı Kültür Varlıkları Koruma Kurulu’na teslim edip yeni projede, sosyal, tarihi, toplumsal, kültürel ve ekolojik değerlerin göz önünde bulundurulmasını talep etti. Ama kısa bir süre içinde biteceği vaat edilen projeyle ilgili hiçbir açıklama yapılmadığı için meydanın geleceğine dair pek çok teori üremekte. Benim teorim İstanbul’un göbeğine hemşeri Marslılar için bir uzay üssü yapılacak. Komşularla sıfır sorun politikasında son nokta.

3. Ardı ardına gelen “dinleniyorum” itirafları da komplocular için paha biçilmez. Orwell‘in distopilerini aratmayan bu aşağı-dünyada, büyük birader kim, derinlerde kimler var soruları, envai çeşit eski teorilerle birleşip, gölgelerle dans etmemizi sağlayacak.

4. Cumhurbaşkanımız ve Başbakanımızın değişik konulardaki görüş ayrılıklarını normal şartlarda gayet normal karşılamak gerekiyor, öyle değil mi? Tabii ki her konuda hemfikir olmayacaklar, olmasınlar. Ama bizde ne oluyor? Genellikle Cumhurbaşkanı, Başbakan’dan bir gün sonra, sakin bir tweet atıyor ya da açıklama yapıyor ve yer yerinden oynuyor. Aman efendim cemaat bölünmüş, eşler kavgalıymış, Fethullah Gülen manidar laflar etmiş, Zaman gazetesinin Başbakan taşlamaları ipler koptu anlamına geliyormuş... Sonunda, mutlu aile pozlarıyla durumu yumuşatmak icap ediyor ama nafile. Komplocular böyle bir fırsatı ele geçirmişken, dururlar mı?

5. Arap Baharı Arap saçına döndükten sonra yeni bir dünya savaşının arifesindeyiz diyenler çoğaldı. Tarihsel refleks deyin, bölgesel terazi üzerindeki ince oyunlar deyin, deyin de deyin. İngiliz hanımefendinin sütlü çayını yudumlarken karaladığı Ortadoğu haritası çatlıyor -tabii ki komplolar mantarlayacak. Yine “Büyük Ortadoğu Planı” gibi kitaplar basılacak. Yalçın Küçük Silivri’de Spinoza üzerine yoğunlaşıyormuş, bakalım Yahudiler ve kuklaları bu sefer ne gibi felsefi oyunlara karışacak? Papa da kervana katılıp, “Suriye, Suriye, duy sesimizi” dedi ya, acaba yeni bir haçlı seferinin işaret fişeğini mi fitilledi?

6. Üçüncü köprüyü projesini çoktandır unuttuk. Biz unuttuk ama ormanları yiyen otobanlar genişlemeye, çatallaşan yeni, tuhaf yollar ankebut misali dönmeye, döndürülmeye devam ediyor. Süratle. Eeee hal böyle olunca, işbu köprü, Karadeniz sahil yolu ile birleşecek, adeta yeni bir İpek Yolu Ekspresi mi devreye girecek diyenler çıkıyor. Bizdeki model, “yap, bittikten sonra hiç kimse kımıldatamaz” olduğu için, nice “şahane” işler pat diye oluveriyor. Dilerseniz ÇED raporu yok diye bağırın, mahkeme kararı çıkartın, fark etmiyor. Çoğunlukla iş işten geçmiş oluyor zaten. İnsanlar da “karşı çıksam da bir şey değişmeyecek” düşüncesiyle çoğunlukla gıkını çıkarmaz oluyor. Sonuç; az aksiyon, bol retorik.

Karga karga gak dedi

Geçen hafta benim için çok önemli bir haftaydı. Uzun zamandır merak ettiğim Göbekli Tepe’yi keşfettim. Büyülendim. Döner dönmez doktora jürisine girdim, doktor oldum. Harika bir iş teklifi geldi, yeni işe başladım. Bir de doğum günü heyecanı sardı. Ama bütün bu güzel şeyler olurken, ağzımda kekremsi bir tat, karnımda güveler uçuşuyordu. Neden mi? Sizlerin mesajlarından anladığım üzere, zırvalamıştım. Ukalalık edeyim derken, saçmalamıştım. Evet konu yine karga. Zaten başıma ne geldiyse bu kargalardan geldi! Bence her şey İlber Hoca’nın Topkapı Sarayı’nın kargalarından kurtulmak istemesiyle başladı. Şahin ve şahinci başı almak istediğini söyleyince, ben kargaların efendisi kesilip hocaya karga sevgisi aşılamaya çalıştım. Sonra kedilerden bir karga kurtardım, isim bile taktım. Amma velakin Poe bey sağlığına kavuşana kadar sokağımda yürüyemez oldum. Sanki bütün kargalar bana pis pis bakıyor, kafamda ceviz kırmak için sabırsızlanıyorlardı. Derken Murat Bardakçı’nın çıkardığı tarih dergisinde yazmaya başladım. Fotoğrafım da karga olsun istedim, oldu. Ve fakat Murat bey köşenin ismini, hiç mi hiç hazzetmediğim “Lady Gaga,” koyunca pişman oldum. Anlayacağınız, kargalar ne zaman hayatıma girse sinir bozucu şeyler oluyor. Buradan çıkan ders: A. Kargalara dikkat. B. Deyimler sözlüğü al. C. Her şeyi bu kadar kafaya takma.