Perşembenin gelişi..

Perşembenin gelişi..

Ali SİRMEN

HEMEN hemen bütün uğraşların artık herkese bıkkınlık vermiş olan, kimi alışkanlıkları, raconları vardır.
Bizim işte de, eski yıl giderken onun bilançosunu çıkarmak, yeni yıl geldiğinde ise, onunla ilgili öngörülerde bulunmak adet olmuştur.
Gençlik yıllarımda, bütün dünyadaki diplomasi yorumcularıyla birlikte, ben de İngiltere'de bir erken seçimi İşçi Partisi'nin kazanacağı öngörüsünde bulunmuş ve fena halde şapa oturmuştum.
Ama belirtmeliyim ki, bu alanda, en büyük gaf New York Times'a aittir. Roosevelt'in ölümünün ardından yapılan seçimlerde sandıklar açıldığı sırada, o zamanlar daha çok yeni olan, seçim anketinin gösterdiği sonucu ilan edivermişti ünlü gazete: "Dewwey kazandı".
Oysa kazanan Harry Truman'dı ve yeni Başkan, gazeteyi çarşaf gibi açmış, suratında alaycı bir tebessüm ile manşeti göstererek poz veriyordu.
Bunca yanılgı olasılığından sonra, "hala neden tahmin yapıyorsun?" diye soracak olursanız, yanıtım "mecburum, herkes yapıyor, ben yapmazsam, ciddi değilim sanırlar" olacaktır.
31 Aralık, gecesi saat 24.00'te, birden bir sihirli değnek, geçmiş ile geleceği kesmediğine göre, önce 1997'ye bakalım.
1997 Türkiye'de sosyal, ekonomik ve politik çalkantılarla geçti.
Başdöndüren göç, Güneydoğu'daki olayların da etkisiyle, azalmadan sürdü.
Enflasyon düşmedi çıktı. Demokrasi yolunda ileri değil, geri adımlar atıldı.
İşkence ve polis dayağı azalmadı arttı. Gençler üzerinde baskı yoğunlaştı.
Dış politikada devrimini ihraç sevdasından, her şeye karşın, hala vazgeçmemiş İran, istikrarsızlık çukuruna batmış ve kuzeyi tamamen kaos içindeki Irak, Türkiye'de terörün her türüne destek veren Suriye ve Türk düşmanlığını ulusal amentü haline getirmiş Yunanistan ile çevrili olan Türkiye'nin etrafındaki bu tehlikeli çemberi kırmaya yarayacak çok önemli adımlar atılamadı.
Kıbrıs çıbanı sönmedi ufuneti arttı. İslam konferansında yalnızlık, AB'den dışlanma, bunların üstüne tuz biber ekti.
İç politikada, sonsuz ihtiras, eşi menendi görülmemiş yolsuzluk, hırsızlık ve yalancılıkla destekli Refah, laik rejimin temellerini sinsi sinsi kemirmeyi bırakıp, açıktan açığa sarsmaya başladı.
İşte 1997'nin özet bilançosu.
Peki tabloda hiç mi iç açıcı, iyiye doğru gidici bir taraf yoktu?
Tabii ki, vardı. Unutmayalım ki, sayıları oldukça az olan gece peyzajlarında bile ışık bulunur.
Dilerseniz, önce dış politikadan başlayalım.
Bulgaristan ile ilişkilerde elle tutulur düzelmenin yanı sıra, özellikle Rusya ile dönemeç noktası oluşturacak, bir yeni dönem başlatıldı.
Rusya'nın Türkiye açısından politik ve ekonomik önemi düşünülürse, aralık ayı içinde yaşanan gelişmenin ne denli yaşamsal sonuçlar doğurabileceği görülebilir.
Öte yandan AB'nin yanıtı karşısında, duygusal tepkilerimizin olumsuzluğuna karşın, olayı gerçek boyutlarıyla görme olanağına kavuşmuş olmamızın da sevindirici olduğu söylenebilir.
İç politikada, yıllardır devletin kan vererek beslediği Refah'ın karşısında, laikliği koruyacak geniş tabanlı güçler olduğu ortaya çıktı.
Ve nihayet, hiçbir temel soruna el atamayan Türkiye eğitimde, sekiz yıllık zorunlu kesintisiz temel eğitimi kabul ederek, bir konuda olsun, yetersiz de kalsa, asal bir reformu gerçekleştirme başarısını gösterdi.
İşte çarşambanın görünüşü bu.
"Perşembe gününde çarşambayı neden yazıyorsun?" derseniz, eskilerin sözünü anımsatmak isterim."Mirim perşembenin gelişi çarşambadan bellidir."
Bugün çarşambaya baktık, yarın da perşembeyi incelemeye çalışırız.
Mutlu yeni bir yıl dilerim.


Yazara EmailA.Sirmen@milliyet.com.tr

12 Aralık 2019 Magazin Bülteni.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber