Shakespeare ve Çehov, Dada’da

18 Mayıs 2019

Kuzguncuk Sanat, William Shakespeare ve Anton Çehov’un oyunlarını müzik eşliğinde masal anlatımıyla sundukları ‘Bana Bir Masal Anlat’ ile bugün DADA Salon Kabarett’te olacak.

Kuzguncuk, İstanbul’un en masalsı semtlerinden biri. Bu semtte doğup büyüyen Kuzguncuk Sanat, bu masalsı havayı şimdi Türkiye’nin, hatta dünyanın her yerine götürmeye kararlı. Kuzguncuk Sanat’ın kurucusu Gizem Duman Şeşen ve Başak Şamlıoğlu, oyunda iki keskin kalem William Shakespeare ile Anton Çehov’un seçilmiş oyunlarını müzikli bir masal şeklinde anlatıyorlar. Böylece ‘Bir Yaz Gecesi Rüyası’nda uyanan çocuklar, ‘Fırtına’larda sürüklenen ‘Martı’ları takip ederek ‘Vişne Bahçesi’ndeki ‘Ayı’ların gözünden ‘Hırçın Kız’ların güçlü hikâyesini dinliyorlar.

Masallar besler, büyütür

Klasik tiyatro oyunlarını çocuklar için özenli bir dille masal formuna getirdiklerini belirten Şeşen, “Masal anlatıcılığı asırlar boyu süregelen bir gelenek ve biz bu geleneği klasik tiyatro oyunları ile devam ettirmeye çalışıyoruz. Ben anlatıcılığı Başak’tan öğrendim. Masalların yeri hepimizde ayrıdır. Anlatmak, dinlemek hepimizi besler büyütür. Masal dinlemeden büyüyen çocuk mu olur? Ailecek gelebileceğiniz bir masal anlatısı bu. Bildiğiniz oyunları bir de bizden dinleyin ya da buyurun gelin birlikte anlatalım” diyerek oyuna davet ediyor.

Klasiklerin yaşı var

Klasik tiyatro eserlerini ve romanları anlatmayı hep çok sevdiğini söyleyen Şeşen, bazı kitapların yaşı olduğunu belirtiyor. Küçük yaşlarda okutulan bu eserlere göre yılların, yolların değiştiğini belirten Şeşen, “30’undan sonra ‘Küçük Prens’ okursan mesela anlaman zorlaşır” diyor. ‘Bana Bir Masal Anlat’ı çocuklar için yazdıklarını ancak yetişkinlerin de oyunu izleyerek bilgilerini tazelediklerini vurgulayan Şeşen, sahnede birçok yöntemi de denediklerini anlatıyor. Kalabalık bir grup olarak sahneye çıkmalarına, ara ara müzisyen arkadaşlarını da konuk etmelerine rağmen en sevilen konsept sahnede tek oldukları olmuş. Şeşen, sahnede Hapi Drum çalıyor, Şamlıoğlu da ukulele çalıp şarkılarını söylüyor.

Yazının devamı...

Bir Serenad Rüzgârı!

14 Mayıs 2019

Serenad Bağcan, müzikte yeni bir isim değil. Bağcan ailesinin her bir ferdi gibi özel bir sesle, yorum yeteneği ile dünyaya gelmiş. O bir hikâye anlatıcısı. İlk notadan itibaren alıp götürüyor, hikâyesini anlatıyor ve geri getiriyor. Nihayet ilk solo albümü ‘Serenad’ ile de buluştuk.

Uzun süredir müzikteki yolculuğunu Fazıl Say ile sürdüren Serenad Bağcan, ‘İlk Şarkılar’, ‘Yeni Şarkılar’, ‘Nazım Hikmet Oratoryosu’, ‘Sait Faik Sahne Eseri’ ve ‘Hermiyas’ eserlerine yorumcu olarak imza atmıştı. Fakat bir türlü solo bir albüm gelmiyordu. Nihayet geçtiğimiz günlerde ‘Serenad’ ile buluştuk. Bağcan, albümün tanıtım gecesinde solo albüm yapmayı bu kadar geciktirmesini şu sözlerle açıkladı: “Halan Selda Bağcan, amcaların Serter ve Sezer Bağcan, ablan Sonat Bağcan ve kardeşin Seda Bağcan olunca ‘Ben kimim ki!’ diyordum.” Dünyaca tanınan, sevilen Selda Bağcan’a bile baktığımızda aslında Serenad Bağcan’ın bu düşüncesini, geri duruşunu anlayabiliyordum. Ancak albümün tanıtım gecesinde Selda Bağcan hariç ailenin diğer fertleri sahneye çıktığında işin ciddiyetinin daha da farkına vardım. O seslerin birini dinlemek bile büyülenip olduğun yere çakılmaya yeterken hepsini bir arada duymak şok etkisi yaratıyor.

Adanın sesi oldu

Albümde 7 şarkı var. ‘Pamuk İpliği’nin söz ve müziği amca Serter Bağcan’ın, ‘Bülbül’, ‘Anne’ ve ‘Al Yüreğim Sende Kalsın’ ise baba Savaş Bağcan’ın. ‘Hasreti Uykularda’nın sözü Ahmed Arif’e, müziği Fazıl Say’a, ‘Burgaz Adayım Ben’in de sözü Özen Yula’ya, müziği yine Fazıl Say’a ait. Bir de anonim eser ‘Mağusa Türküsü’ var. Savaş Bağcan, ‘Bülbül’ü kız kardeşi Selda Bağcan’ın gazetede elleri kelepçeli fotoğrafını gördükten sonra yazmış. “Avcılar, zalim avcılar. Bülbüller zincire vurulur mu hiç… Yazın günahlarını benim üstüme, Bülbüle günahı sorulur mu hiç… Bülbüller susarsa senin sonundur, Şarkıya prangalar vurulur mu hiç” Bir kardeşin hüznü, acısı ve gururu işte bu sözlerle kağıda dökülüp müzikle birleştikten sonra Serenad Bağcan’ın ağzından dökülüyor. Biz de tarihi bir ana şahitlik ediyoruz.

Tüm bunların yanında Serenad Bağcan, tek bir eseri aynı anda hem klasik hem etnik hem de Türk Sanat Müziği tarzında okuyabiliyor. Üstelik de bir insanın değil bir adanın dili olarak! 9 dakikalık ‘Burgaz Adayım Ben’ şarkısı da işte böyle bir eser.

Yazının devamı...

"Karagöz ve Hacivat" Avrupa'da

7 Nisan 2019

5 Mayıs'ta İsviçre'nin Schlieren şehrinde 'İsviçre Türkiye Çocuk Şenliği/Schweizerisch Türkisches Kinder Fest' yapılacak. Karagöz ve Hacivat'tan İbişin Maceraları'na, Ritim Gösterisi'nden Müzikli Söyleşiler'e kadar Türk kültürünü yansıtan birbirinden renkli etkinlikler bu şenlikte olacak.

Memleketinden ayrı kalmak zor, çocuğuna kendi memleketini anlatamamak, tanıtamamak daha da zor. Bu yüzden Avrupa'da yaşayan vatandaşlarımızın kendi kültürleriyle hasret giderebilecekleri, çocuklarına gösterebilecekleri etkinlikler çok önemli. 5 Mayıs'ta İsviçre'nin Schlieren şehrinde düzenlenecek 'İsviçre Türkiye Çocuk Şenliği/Schweizerisch Türkisches Kinder Fest' bu yüzden bir sosyal sorumluluğu da üstleniyor aslında. Böylesine önemli bir organizasyonu düzenleyen kişi ünlü oyuncu Zafer Altun ve ağabeyi Cem Altun. Zafer Altun şu anda 'İkizler Memo - Can' dizisinde mahalle komiserini, Yabancı Sahne'nin 'Netoçka Nezvanova' oyununda da Rus Subay'ı canlandırıyor. Altun, birçok ünlü ismin de yer alacağı festivali, "Anadolu topraklarının sıcak hikayelerini, yüzyıllardır Anadolu’da geleneksel olarak akıp gelen temaşa sanatları ile birleştirip Avrupa’da yaşayan çocuklara götürüyoruz" diyerek anlatıyor.

- İsviçre'de Türk kültürünü yansıtan bir çocuk şenliği... Nasıl başladı bu proje?<#comment><#comment>

Ben birkaç yıl önce Sadri Alışık Tiyatrosu'nun 'Pir Sultan Abdal' oyunu ile 24 günlük bir Avrupa Turnesi’ne katılmıştım. Almanya, Avusturya, Fransa, Belçika ve İsviçre'de 13 temsil oyun oynamıştık. İlgi gerçekten bizi çok mutlu etmişti. Neredeyse tüm oyunlarımız kapalı gişe oynamıştı. O donemde ağabeyim de evlenip İsviçre’ye yerleşmişti. Sürekli İsviçre'ye giderek çok fazla gözlem yapma fırsatım oldu. İsviçre’de çocuklar adına pek bir şey yapılmadığını fark ettim ve böylece 'İsviçre Türkiye Çocuk Şenliği' ortaya çıktı. Güzel bir ekip kurduk, çocuklarımız için çok eğlenceli ve öğretici bir şenlik olacak. Avrupa’da yaşayan Türk aileleri kültürleriyle hasret giderirken, yabancı ailelerin çocukları da hem eğlenebilecek hem de Türk kültürünü tanıyabilecek.

- Kimler olacak bu şenlikte?

Yazının devamı...

Sinemanın Kadın Hâli

24 Mart 2019

Evet, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü geride kaldı. Kadın hakları, cinsiyet eşitliği, kadına yönelik cinsel istismar, iş yerinde mobbing gibi birçok konu gelecek 8 Mart’a kadar pek de sesli bir şekilde söylenmeyecek. Kadınlar yine en doğal yaşam hakları için bile büyük mücadeleler vermek zorunda kalacak. Bu sırada kadınların hayat hikayelerinden esinlenerek yapılan filmlere bir göz atmakta fayda var.

Nereden bakarsak bakalım kadının iş gücüne katılımı ve kadın hakları için gidilecek daha uzuuun bir yol var. Önce düşüncelerin değişmesi, bakış açısının farklılaşması gerekiyor. Bunun için de en iyi araçlardan biri tabii ki sinema. Kadınların hayat hikayeleri, cesaretleri, başarıları her alanda olduğu gibi sinemaya da her zaman büyük bir ilham kaynağı oldu. Kadınları odak noktasına koyan sayısız film yapıldı. Bunlardan bazılarını sizinle paylaşmak istedim. İzlemedikleriniz varsa gelecek 8 Mart’a kadar bol bol zaman var. İyi seyirler…

Sultan Gelin (1973-Halit Refiğ)

Film, Anadolu'daki gelenek ve göreneklerin kadınlar üzerinde hangi acılara neden olabileceğini çarpıcı bir şekilde gösteriyor. Başlık parası karşılığında tanımadığı biriyle evlendirilen Sultan, kocasının ilk gece ölmesiyle 'Başlık parası boşa gitmesin' düşüncesiyle baba evine yollanmıyor. Çocuk yaştaki Veli ile sözlendirilip evde hizmetçi, tarlada ırgat olarak çalıştırılıyor. Veli büyüyüp başkasına sevdalanınca da beşikteki bebeği büyütüp kendine koca yapması bekleniyor. Ve bir kadının hayatı aşksız, mutsuz bir şekilde devam etmek zorunda kalıyor.

Selvi Boylum Al Yazmalım (1978-Atıf Yılmaz)

Her dönem her izlemede aynı etkiyi yaratacak derecede güçlü bir hikaye. Köylü kızı Asya, karşısına çıkan kamyon şoförü İlyas'a kısa sürede aşık oluyor ve evleniyorlar. Bir çocuğu olan Asya, İlyas'ın kendisini aldattığını öğrenince evi terk ediyor. Çocuğuna ve kendisine evini açan Cemşit ile güvenli bir yuva kuruyor. Bir gün, eski kocası, aşkını derinlere gömdüğü İlyas çıkıp geliyor. İki erkek arasında kalan Asya, asıl önemli olanın 'emek' olduğunu biliyor. Bir mesleği, dayanağı bile olmamasına rağmen Asya'nın aldatmayı sineye çekmeden evi terk etmesi, kucağında bebeğiyle yeni hayat kurma yolculuğu, sevgiye bakışı... Kadınların her koşulda ne kadar güçlü olabileceğini bir kez daha kanıtlıyor.

Thelma ve Louise (1991-Ridley Scott)

Kadın dayanışması ve kadınların özgürleşme çabaları denildiğinde ilk akla gelen yapımlardan biri... Kendilerine acı çektiren erkeklerden biraz uzaklaşmak isterken yine erkekler nedeniyle daha fazla sorunla karşı karşıya kalan bu iki kadın, birbirlerine sıkı sıkıya bağlanmaktan ve desteklemekten başka çare bulamıyor. Erkek arkadaşından bıkan Louise ile ihmalkar kocasından uzaklaşıp, güzel bir hafta sonu geçirmek isteyen Thelma'nın yaşadıkları, bir kadının mecbur kaldığında kendisi ve arkadaşları için neleri göze alabileceğini açıkça ortaya koyuyor.

Yazının devamı...

Sanatla Gelen Terapi

21 Mart 2019

Bugün 21 Mart Dünya Down Sendromu Günü. Dünyada 6 milyon down sendromlu kişi var. Bugünün amacı bu genetik farklılığa karşı farkındalık oluşturmak. Dünyada olduğu gibi Türkiye’de de bugün çeşitli etkinlikler düzenleniyor. Ancak Uşak Üniversitesi’nin de dahil olduğu ‘In Orchestra’ projesi gerçekten son dönemde beni en çok heyecanlandıran projelerden biri... Down sendromlu bireylerin sanat terapileriyle sosyal hayatta daha aktif olması sağlanıyor.

Müzikal orkestrada İtalya, sanatsal multimedyada Fransa ve teatral bedende Türkiye’nin ortaklığıyla eğitimsel yolları içeren bir ‘Çoklu Sanat Ağı’ oluşturulmuş. Bu ağı oluşturanlar arasında İtalya’dan Scuola Musica Fiesole, Fondazione Sequeri Esagramma Onlus ile Spazio Reale, Fransa’dan Centre de la Gabrielle et Atailersdu Parc de Claye ve Türkiye’den Uşak Üniversitesi yer alıyor.

Uşak Üniversitesi bu kapsamda İzmir Down Sendromlular Derneği ile birlikte çalışıyor ve mental yetersizlik yaşayan öğrencilerin müzik, sanat ve tiyatro ile kişisel gelişimlerini destekleyerek öğrenme yeteneklerini geliştirmeyi amaçlıyor.

En anlamlı orkestra

Yapılan çalışmayı sanat, drama, tiyatro, film ve benzeri yöntemleri kapsayan terapi seansları olarak adlandırabileceğimizi belirten Proje Koordinatörü Doç. Dr. Meral Özçınar, “Bu seanslar, konuşma ve iletişim kurmada sınırlılıklar yaşayan bireylerde iletişimin sadece söze dayalı olmadığı düşüncesinden yola çıkarak farklı iletişim biçimlerinin aranmasından oluşuyor. Roman dansı, zeybek, salon dansları, animasyon film, fırça boya ve tuvalle terapi, kendimizi en mutlu ve en kızgın hallerimizden yola çıkan mask atölyeleri gibi geniş bir yelpazeyi kapsıyor. Burada amaç gündelik hayat deneyimi ile sanatı birleştirerek kendimizi ifade etmenin yöntemini bulmak. Konuşmak, dans etmek, rol yapmak ya da yaptığımız maskeyi yüzümüze takarak söyleyemediklerimizi söylemek. İşte bu nedenle projemiz çok dilli, çok kültürlü ve tabii ki çok renkli. En geniş ve en harmonik müziği üretecek orkestrayı oluşturmak için farklı ülkelerden farklı bireyleri farklı yöntemlerle iletişime geçirmek projemizin temel hedeflerinden biri” diyor.

Uluslararası festivallere katılacaklar

Atölye başlangıcında iletişim kurmayı reddeden, sosyal yaşama adapte olmak istemeyen katılımcıların olduğunu da ifade eden Özçınar, ilk senenin sonunda sohbet etmeye daha istekli olduklarını söylüyor. Hatta bazılarının oluşturdukları kafede çalışmaya başladığını bile anlatıyor.

Peki down sendromlu bireyler için neler yapmalıyız? Bu soruya da şöyle yanıt veriyor Özçınar:

Yazının devamı...

27 Şubat Yaşama Saygı Günü

27 Şubat 2019

27 Şubat tarihi artık hepimiz için çok daha anlamlı olacak. Sanatçılar, 26 yaşındayken kaybettiğimiz müzisyen Serhan Şeşen’in doğum günü olan ve adına kurulan dernek tarafından 10 yıldır ‘Yaşama Saygı Günü’ olarak kutlanan 27 Şubat için birleşiyor. Siz de sosyal medya paylaşımlarınıza #27ŞubatYaşamaSaygıGünü hastag’i koyarak destek olabilir ve dünyanın daha yaşanılabilir olması için farkındalık oluşturabilirsiniz.

Sabah kalkıyoruz ve telefonu elimize alıp sosyal medyada gezinmeye başlıyoruz. Arkadaşların eğlenceli fotoğrafları arasında okunan haberler artık normalleşiyor. İnsana, hayvana taciz, fiziksel ya da psikolojik şiddet, çevreye duyarsızlık… Evet mutlaka üzülüyoruz, içimiz parçalanıyor yeri geldiğinde ama bir süre sonra günlük koşturmacaya dalıp unutuluyor. O haberin binlerce ‘like’ alması da kahramanlarının hayatında pek bir şey değiştirmiyor.

Peki ne mi yapabiliriz? Ben, sen, o, yani hepimiz başka canlıların hayatına, doğaya saygı duyabilir ve bunu eyleme dökebiliriz.

3 Aralık 2008’de henüz 26 yaşındayken onunla ilgilenen doktorların ihmalkârlığı nedeniyle aramızdan ayrılan müzisyen Serhan Şeşen, o kısa ama birçok şeyi sığdırabildiği hayatında her canlıya karşı sevgi ve saygı yaklaşımıyla hatırlanıyor. Bu yüzden Serhan adına 10 yıl önce ‘Serhan Şeşen Müzik Felsefe ve Yaşama Saygı Derneği’ kuruldu. Dernek, sağladığı burslarla bugüne kadar birçok öğrencinin eğitimini sürdürmesine katkı sağladı. Serhan’ın doğum günü olan 27 Şubat’ı da ‘Yaşama Saygı Günü’ olarak, bu konuda farkındalık oluşturabilmek için kutladı.

Konser geliri öğrencilere burs olacak

Ve geçtiğimiz gülerde Serhan Şeşen’in babası, Grup Gündoğarken’in usta ismi Burhan Şeşen, son zamanlarda giderek artan kadına şiddet, çocuklara cinsel taciz, hayvanlara kötü muamele, çevreye ve doğaya duyarsızlık şeklinde özetlenebilecek, direkt yaşama saygısızlık doğrultusunda nitelendirilebilecek kişisel ve toplumsal bozulmaya dikkat çekmek için ‘Yaşama Saygı Günü’ne kamuoyundan destek beklediklerini açıkladı.

Şimdi sizden ricam, bugün sosyal medyada yapacağınız paylaşımların altına #27ŞubatYaşamaSaygıGünü etiketini koyarak eyleme geçmeniz. Elbette bir tek bu olmayacak. Bugün akşam Nebil Özgentürk’ün belgeselinin ardından Belkıs Akkale, Bora Öztoprak, Cahit Berkay, Dilhan Şeşen, Ezgi Aktan, Grup Gündoğarken, Gülcan Altan, Gürol Ağırbaş, Hüseyin Turan, Hüsnü Arkan, İlhan Şeşen, Metin Özülkü, Onur Akın ve Tolga Sağ Kozzy Gazanfer Özcan Gönül Ülkü Sahnesi’nde şarkılarıyla ‘Yaşama Saygı Günü’nü, Serhan’ın doğum gününü kutlayacaklar. ‘O’nsuz On Yıl’ etkinliğinde birçok sanatçı da yolladıkları videolarla bu anlamlı geceye eşlik edecek. Etkinlikten gelen gelir, maddi gücü olmayan öğrencilere burs olacak. Siz de bir bilet alarak bu geceye destek olabilirsiniz. Böylece başka Serhanların eğitimi sürecek. Başkasının hayatına saygı göstermenin dünyayı nasıl güzelleştireceği anlaşılacak. Ben inanıyorum…

Yazının devamı...