"Ahşaba Dokunmak" Kadıköy'de

2 Aralık 2019

Heykeltıraş ve ressam Ayhan Tomak’ın Ahşap Yontu Atölyesi öğrencilerinin eserlerinden oluşan ‘Ahşaba Dokunmak III’ sergisi kapılarını açtı. 8 Aralık’a kadar ziyaret edilebilecek sergide, farklı mesleklere sahip 15 katılımcının eserleri yer alıyor.

1995 yılından bu yana sanat hayatına devam eden Ayhan Tomak’ın Ahşap Yontu Atölyesi çalışmalarına hız kesmeden devam ediyor. Atölye öğrencilerinin eserlerinden oluşan ‘Ahşaba Dokunmak III’ sergisi bugün Kadıköy Belediyesi Barış Manço Kültür Merkezi’nde kapılarını açıyor.

‘Saklı Yaşam’ ve ‘Artemis’ de sergilenecek

Sergi, atölyede çalışmalara katılan, çeşitli meslek dallarında yer alan katılımcılarla gerçekleşen 3’üncü sergi olma özelliğini taşıyor. Sergide çalışmaları yer alan Alper Arman, Ayten Osken, Bircan Yorulmaz, Derya Türkoğlu, Hakan Yücel, İlknur Cebiroğlu, Kenan Atım, Neşe Konca, Safiye Özkan, Serap Apaydın Başkır, Sezin Çelik Karslı, Soner Tatlıdede, Şebnem Günay, Uğur Yılmaz ve Zuhat Efe farklı mesleklere sahip ancak ahşaba gönül vermiş kişiler.

İlki 2017 yılında yine Barış Manço Kültür Merkezi’nde gerçekleşen ‘Ahşaba Dokunmak’ sergisi, yaz aylarında 20. Uluslararası Büyükçekmece Kültür ve Sanat Festivali’nde sanatseverlerle buluşmuştu. ‘Ahşaba Dokunmak III’ adıyla gerçekleşecek bu sergide, yeni öğrenci katılımları ile ahşap heykel ve tasarımlarından oluşan eserler yer alacak. Sergide aynı zamanda Tomak’ın ‘Saklı Yaşam’ ve ‘Artemis’ adlı iki eseri de yer alacak.

Yazının devamı...

‘En Favori’leri Halk Seçiyor

2 Aralık 2019

Türkiye’nin gastronomideki en favori mekânları ve lezzetleri, 3 ay süren halk oylaması sonrası 5 Aralık Perşembe günü ‘Favori Lezzetler Ödülleri’ne kavuşuyor. Ödüller ile Hatay’dan Mardin’e, Gaziantep’ten Konya’ya kadar Türkiye’nin dört bir tarafında halkın gönlünde taht kurmuş lezzetler belirlenecek.

Türkiye'nin gastronomideki zenginliği tartışılmaz ancak bunu ne kadar duyurabildiğimiz, kullanabildiğimiz büyük bir tartışma konusu. Son yıllarda sosyal medyanın da etkisiyle gastronomi turizminin artması Türkiye gastronomi sektörünü de bir sarstı diyebiliriz. Geleneksel lezzetlerini tanıtmaya, hatta modern dokunuşlarla yenilerini yaratmaya başladılar. Mekanlarını, iletişim şekillerini bile elden geçirdiler. Çok da güzel oldu. Rekabet arttı ve gastronomi canlandı.

Yeni tatlar yeni dokunuşlar ile birlikte haliyle herkesin 'favori'leri de değişti. 2016 yılında lezzet yolculuğuna başlayan, kısa sürede gastronomi sektöründe önemli bir boşluğu dolduran ‘Favori Lezzetler’ bu amaçla 'En Favori Lezzetler Ödülleri'ni vermeye başlıyor. İlki de bu Perşembe yani 5 Aralık'ta yapılacak.

Halk oylaması 3 ay sürdü

700 firmanın 3 ay süren halk oylamasında yarıştığı ödül gecesinde en favori mekândan en favori sokak lezzetine, en favori steakhousedan en favori kahvaltıcıya ve en favori otellere kadar 45 dalda ödüller sahiplerini bulacak. Böylece bugüne kadar yapılmış tüm listeler günümüzün en favorileri ile değişecek. Tüm sektörü kucaklayan bir ödül süreci yaşadıklarını belirten Favori Lezzetler Kurucusu Tuncay Tapar, “Adaylarımız oldukça şeffaf bir halk oylaması sonucu ile belirlendi. Oylamalarımız bitmek üzere. İlk 3’e giren adaylarımız ödül gecesinde bizimle olacak ve 1.’nin kim olduğu o gün açıklanacak. Amacımız halkımızın gönlünde taht kurmuş lezzetleri duyurabilmek. Gastronomide yeni markalarımızın oluşmasında katkımız olabilirse ne mutlu bize” dedi.

Yazının devamı...

Futbolla Yıkılan Ön Yargılar

30 Eylül 2019

Her yaştan kadının sahada olmasını destekleyen 'Kızlar Sahada' girişimi, Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi'nin (TMOK) 'Türkiye Fair Play Ödülleri Tanıtım Dalı'ndaki büyük ödülüne layık görüldü. Kadınların 'yapamayacağını' savunan tüm ön yargılar böylece futbolla yıkıldı.

'Yapamazsın', 'Gidemezsin', 'Bakamazsın'...

Dürüst olalım, bu sözleri en çok kadınlar duyuyor. Her gün her yerde her an cinsiyet eşitliği mücadelesi veriliyor. Ancak bu konuda güzel gelişmeler de olmuyor değil...

Bu konuda farkındalık yaratmak isteyen 'Kızlar Sahada' girişimi, 2013 yılından bu yana kadınlar ve kız çocuklarına 'Yapamazsın' denilerek kodlanan toplumsal cinsiyet yargılarını yıkmak için futbolu bir araç olarak kullanıyor. Girişim, her yaştan kadının sahada olmasını destekleyerek kadınların kendi takımlarını kurup katılabileceği, şirketlerin kadın takımlarının karşılaşacağı, lise çağındaki kız çocuklarının kendi takımlarıyla dahil olabileceği turnuva ve kamplar düzenleyerek, takım ruhunun yerleşmesini ve bu yolla bireylerin güçlenmesini amaçlıyor. Yani işyerlerinde sadece erkeklerin takım kurarak akşamları kaynaşma etkinlikleri düzenlemesi tarih oluyor.

Fair Play'i ruhunu yayıyorlar

Türkiye’nin ilk özel kadın futbol turnuvasını ve kız çocukları için futbol okulu düzenleme unvanına sahip olan bu girişim, geçtiğimiz günlerde çok güzel bir ödülün sahibi oldu. Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi (TMOK) tarafından Fair Play düşünce ve davranışını ülke genelinde yayma ve benimsetme amaçlı faaliyetleri onurlandırmak için 36 yıldır düzenlenen '2018 Türkiye Fair Play Ödülleri'nin 'Tanıtım Dalı’ndaki büyük ödülü 'Kızlar Sahada'ya verildi.

Projeye emek veren herkesi tebrik ederim.

Yazının devamı...

İçecek mi, Konser mi?

2 Eylül 2019

Festivaller eğlenceli olmasına eğlenceli ama yiyecek/içecek sıraları tüm keyfi kaçırabiliyor. Sırf konseri ya da etkinliği kaçırmamak için aç kalan çok. Yıllardır bu soruna çözüm bulmaya çalışan yetkililer teknolojik çözüm arayışlarını hızlandırdı. Festivallere özel uygulamalar alanlarda tüm zamanın eğlenceye kalmasını sağlıyor. Bazen yiyeceğiniz ve içeceğiniz olduğunuz yere bile geliyor. Bu kolaylık satışları % 30 arttırırken, kişi başı ortalama harcama da 190 TL - 250 TL'ye kadar çıkıyor.

Ne mutlu ki gün geçtikçe festival sayımız artıyor. Günlerce sürenlerin yanında tek günlük tematik festivaller de hayli gönül çelmeye başladı. Bunlardan biri de 2.'si geçtiğimiz günlerde yapılan 'İstanbul Moda ve Müzik Festivali'ydi. Festival ilk bakışta 'Moda ve müzik mi?' diye anlık bir sorgulatma yaşatsa da aslında ne kadar birbirini besleyen alanlar olduğu tarihteki örneklerinden de anlaşılabiliyor. Tek bir şarkıdan etkilenerek koleksiyon hazırlayan modacılar ya da sesi kadar giydikleriyle de dönemine damga vuran sanatçılar desek... Hepimizin gözünde saniyesinde birkaç isim canlanıyor.

Bu yıl da festivalde sahne önünde olup kendini müziğin ritmine kaptırmayanlar alandaki çeşitli stantları gezip, atölyelere ve söyleşilere katıldılar. Modacılar, söyleşilerde uzun uzun müziğin tasarım aşamasında kendilerine kattıklarından bahsettiler. İşin ilginci İstanbul'un en merkezi alanlarından Küçükçiftlik Park'ta yapılan festival henüz 2. yılında olmasına rağmen bunu hiç hissettirmeyenlerden. Nedeni biraz teknolojik...

Hepimizin kalabalık alanlara girerken yaşadığı en büyük korkulardan biridir cüzdanını, çantasını çaldırma. Bu kalabalık alan bir eğlence yeri ise ve içilecekse korkular biraz daha çoğalıyor haliyle. Sabahına nereye ne kadar harcadığını bilememek var. Bunlar bir tarafa, o kalabalık içinde canın bir şeyler içmek ya da yemek istediğinde saatlerce sıra beklemek de var.

Festival kampanyası

Ne yalan söyleyeyim, ben alana girdiğim andan itibaren 'Sanırım fazla katılım olmamış' diye düşündüm. Ne bir içecek sırası vardı ne de yiyecek. 'Aman festivali kaçırmayalım' diyerek sanki kimse bir şeyler almaya yeltenmemiş gibiydi. Festivalde kapalı devre ödeme ve yönetim sistemi olan bir mobil uygulama kullanıldığını öğrendim. Caner Istı ve Eren Dedeoğlu ile ekibi tarafından geliştirilen sistemde etkinliğin line up'ından lokasyon ve ulaşımına, yemek ve içecek satış noktalarındaki harcamalardan erken ve hızlı giriş fırsatına, vale otopark hizmetinden atölyelere, bilet alımından odaya servise kadar festivale dair ne varsa anlık olarak bulabiliyorsunuz. Hesabınıza para yükledikten sonra siz saniyeler içinde karekodunuzu okutarak aldığınız kahvenizi yudumlarken hangi sahnede kimin çıktığı, hangi söyleşinin nerede başladığını da böylece öğrenebiliyorsunuz. Cüzdan düşürme, para çaldırma riski de düşüyor. Festival sonunda kalan bakiye iade ediliyor. Kim ne harcadığını, ne aldığını biliyorken satıcılar da kişiye özel indirimler/kampanyalar uygulayabiliyorlar.

Alışverişte Van farkı

Böylece bir içecek içmek isterken tüm festivaliniz mahvolmuyor. Türkiye'de festival alanında yaşanan zorluklardan dolayı alışverişten vazgeçme oranı % 50'lere kadar çıkıyormuş. Ancak sistem ile ödeme işlemi kredi kartından bile 4 kat daha hızlı bir şekilde gerçekleştiği için satışlar % 30 artmış. Geçtiğimiz yıl uygulamanın olduğu festivallere katılan 70 bin katılımcı 250 binden fazla işlem gerçekleştirmiş. Özellikle Van'da beklenenin çok üzerinde bir ciro elde edilmiş. Ortalama segmentte kişi başı 190 TL, bir üst segmentte de 250 TL harcanıyormuş.

Yazının devamı...

Shakespeare ve Çehov, Dada’da

18 Mayıs 2019

Kuzguncuk Sanat, William Shakespeare ve Anton Çehov’un oyunlarını müzik eşliğinde masal anlatımıyla sundukları ‘Bana Bir Masal Anlat’ ile bugün DADA Salon Kabarett’te olacak.

Kuzguncuk, İstanbul’un en masalsı semtlerinden biri. Bu semtte doğup büyüyen Kuzguncuk Sanat, bu masalsı havayı şimdi Türkiye’nin, hatta dünyanın her yerine götürmeye kararlı. Kuzguncuk Sanat’ın kurucusu Gizem Duman Şeşen ve Başak Şamlıoğlu, oyunda iki keskin kalem William Shakespeare ile Anton Çehov’un seçilmiş oyunlarını müzikli bir masal şeklinde anlatıyorlar. Böylece ‘Bir Yaz Gecesi Rüyası’nda uyanan çocuklar, ‘Fırtına’larda sürüklenen ‘Martı’ları takip ederek ‘Vişne Bahçesi’ndeki ‘Ayı’ların gözünden ‘Hırçın Kız’ların güçlü hikâyesini dinliyorlar.

Masallar besler, büyütür

Klasik tiyatro oyunlarını çocuklar için özenli bir dille masal formuna getirdiklerini belirten Şeşen, “Masal anlatıcılığı asırlar boyu süregelen bir gelenek ve biz bu geleneği klasik tiyatro oyunları ile devam ettirmeye çalışıyoruz. Ben anlatıcılığı Başak’tan öğrendim. Masalların yeri hepimizde ayrıdır. Anlatmak, dinlemek hepimizi besler büyütür. Masal dinlemeden büyüyen çocuk mu olur? Ailecek gelebileceğiniz bir masal anlatısı bu. Bildiğiniz oyunları bir de bizden dinleyin ya da buyurun gelin birlikte anlatalım” diyerek oyuna davet ediyor.

Klasiklerin yaşı var

Klasik tiyatro eserlerini ve romanları anlatmayı hep çok sevdiğini söyleyen Şeşen, bazı kitapların yaşı olduğunu belirtiyor. Küçük yaşlarda okutulan bu eserlere göre yılların, yolların değiştiğini belirten Şeşen, “30’undan sonra ‘Küçük Prens’ okursan mesela anlaman zorlaşır” diyor. ‘Bana Bir Masal Anlat’ı çocuklar için yazdıklarını ancak yetişkinlerin de oyunu izleyerek bilgilerini tazelediklerini vurgulayan Şeşen, sahnede birçok yöntemi de denediklerini anlatıyor. Kalabalık bir grup olarak sahneye çıkmalarına, ara ara müzisyen arkadaşlarını da konuk etmelerine rağmen en sevilen konsept sahnede tek oldukları olmuş. Şeşen, sahnede Hapi Drum çalıyor, Şamlıoğlu da ukulele çalıp şarkılarını söylüyor.

Yazının devamı...

Bir Serenad Rüzgârı!

14 Mayıs 2019

Serenad Bağcan, müzikte yeni bir isim değil. Bağcan ailesinin her bir ferdi gibi özel bir sesle, yorum yeteneği ile dünyaya gelmiş. O bir hikâye anlatıcısı. İlk notadan itibaren alıp götürüyor, hikâyesini anlatıyor ve geri getiriyor. Nihayet ilk solo albümü ‘Serenad’ ile de buluştuk.

Uzun süredir müzikteki yolculuğunu Fazıl Say ile sürdüren Serenad Bağcan, ‘İlk Şarkılar’, ‘Yeni Şarkılar’, ‘Nazım Hikmet Oratoryosu’, ‘Sait Faik Sahne Eseri’ ve ‘Hermiyas’ eserlerine yorumcu olarak imza atmıştı. Fakat bir türlü solo bir albüm gelmiyordu. Nihayet geçtiğimiz günlerde ‘Serenad’ ile buluştuk. Bağcan, albümün tanıtım gecesinde solo albüm yapmayı bu kadar geciktirmesini şu sözlerle açıkladı: “Halan Selda Bağcan, amcaların Serter ve Sezer Bağcan, ablan Sonat Bağcan ve kardeşin Seda Bağcan olunca ‘Ben kimim ki!’ diyordum.” Dünyaca tanınan, sevilen Selda Bağcan’a bile baktığımızda aslında Serenad Bağcan’ın bu düşüncesini, geri duruşunu anlayabiliyordum. Ancak albümün tanıtım gecesinde Selda Bağcan hariç ailenin diğer fertleri sahneye çıktığında işin ciddiyetinin daha da farkına vardım. O seslerin birini dinlemek bile büyülenip olduğun yere çakılmaya yeterken hepsini bir arada duymak şok etkisi yaratıyor.

Adanın sesi oldu

Albümde 7 şarkı var. ‘Pamuk İpliği’nin söz ve müziği amca Serter Bağcan’ın, ‘Bülbül’, ‘Anne’ ve ‘Al Yüreğim Sende Kalsın’ ise baba Savaş Bağcan’ın. ‘Hasreti Uykularda’nın sözü Ahmed Arif’e, müziği Fazıl Say’a, ‘Burgaz Adayım Ben’in de sözü Özen Yula’ya, müziği yine Fazıl Say’a ait. Bir de anonim eser ‘Mağusa Türküsü’ var. Savaş Bağcan, ‘Bülbül’ü kız kardeşi Selda Bağcan’ın gazetede elleri kelepçeli fotoğrafını gördükten sonra yazmış. “Avcılar, zalim avcılar. Bülbüller zincire vurulur mu hiç… Yazın günahlarını benim üstüme, Bülbüle günahı sorulur mu hiç… Bülbüller susarsa senin sonundur, Şarkıya prangalar vurulur mu hiç” Bir kardeşin hüznü, acısı ve gururu işte bu sözlerle kağıda dökülüp müzikle birleştikten sonra Serenad Bağcan’ın ağzından dökülüyor. Biz de tarihi bir ana şahitlik ediyoruz.

Tüm bunların yanında Serenad Bağcan, tek bir eseri aynı anda hem klasik hem etnik hem de Türk Sanat Müziği tarzında okuyabiliyor. Üstelik de bir insanın değil bir adanın dili olarak! 9 dakikalık ‘Burgaz Adayım Ben’ şarkısı da işte böyle bir eser.

Yazının devamı...

"Karagöz ve Hacivat" Avrupa'da

7 Nisan 2019

5 Mayıs'ta İsviçre'nin Schlieren şehrinde 'İsviçre Türkiye Çocuk Şenliği/Schweizerisch Türkisches Kinder Fest' yapılacak. Karagöz ve Hacivat'tan İbişin Maceraları'na, Ritim Gösterisi'nden Müzikli Söyleşiler'e kadar Türk kültürünü yansıtan birbirinden renkli etkinlikler bu şenlikte olacak.

Memleketinden ayrı kalmak zor, çocuğuna kendi memleketini anlatamamak, tanıtamamak daha da zor. Bu yüzden Avrupa'da yaşayan vatandaşlarımızın kendi kültürleriyle hasret giderebilecekleri, çocuklarına gösterebilecekleri etkinlikler çok önemli. 5 Mayıs'ta İsviçre'nin Schlieren şehrinde düzenlenecek 'İsviçre Türkiye Çocuk Şenliği/Schweizerisch Türkisches Kinder Fest' bu yüzden bir sosyal sorumluluğu da üstleniyor aslında. Böylesine önemli bir organizasyonu düzenleyen kişi ünlü oyuncu Zafer Altun ve ağabeyi Cem Altun. Zafer Altun şu anda 'İkizler Memo - Can' dizisinde mahalle komiserini, Yabancı Sahne'nin 'Netoçka Nezvanova' oyununda da Rus Subay'ı canlandırıyor. Altun, birçok ünlü ismin de yer alacağı festivali, "Anadolu topraklarının sıcak hikayelerini, yüzyıllardır Anadolu’da geleneksel olarak akıp gelen temaşa sanatları ile birleştirip Avrupa’da yaşayan çocuklara götürüyoruz" diyerek anlatıyor.

- İsviçre'de Türk kültürünü yansıtan bir çocuk şenliği... Nasıl başladı bu proje?

Ben birkaç yıl önce Sadri Alışık Tiyatrosu'nun 'Pir Sultan Abdal' oyunu ile 24 günlük bir Avrupa Turnesi’ne katılmıştım. Almanya, Avusturya, Fransa, Belçika ve İsviçre'de 13 temsil oyun oynamıştık. İlgi gerçekten bizi çok mutlu etmişti. Neredeyse tüm oyunlarımız kapalı gişe oynamıştı. O donemde ağabeyim de evlenip İsviçre’ye yerleşmişti. Sürekli İsviçre'ye giderek çok fazla gözlem yapma fırsatım oldu. İsviçre’de çocuklar adına pek bir şey yapılmadığını fark ettim ve böylece 'İsviçre Türkiye Çocuk Şenliği' ortaya çıktı. Güzel bir ekip kurduk, çocuklarımız için çok eğlenceli ve öğretici bir şenlik olacak. Avrupa’da yaşayan Türk aileleri kültürleriyle hasret giderirken, yabancı ailelerin çocukları da hem eğlenebilecek hem de Türk kültürünü tanıyabilecek.

- Kimler olacak bu şenlikte?

Yazının devamı...

Sinemanın Kadın Hâli

25 Mart 2019

Evet, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü geride kaldı. Kadın hakları, cinsiyet eşitliği, kadına yönelik cinsel istismar, iş yerinde mobbing gibi birçok konu gelecek 8 Mart’a kadar pek de sesli bir şekilde söylenmeyecek. Kadınlar yine en doğal yaşam hakları için bile büyük mücadeleler vermek zorunda kalacak. Bu sırada kadınların hayat hikayelerinden esinlenerek yapılan filmlere bir göz atmakta fayda var.

Nereden bakarsak bakalım kadının iş gücüne katılımı ve kadın hakları için gidilecek daha uzuuun bir yol var. Önce düşüncelerin değişmesi, bakış açısının farklılaşması gerekiyor. Bunun için de en iyi araçlardan biri tabii ki sinema. Kadınların hayat hikayeleri, cesaretleri, başarıları her alanda olduğu gibi sinemaya da her zaman büyük bir ilham kaynağı oldu. Kadınları odak noktasına koyan sayısız film yapıldı. Bunlardan bazılarını sizinle paylaşmak istedim. İzlemedikleriniz varsa gelecek 8 Mart’a kadar bol bol zaman var. İyi seyirler…

Sultan Gelin (1973-Halit Refiğ)

Film, Anadolu'daki gelenek ve göreneklerin kadınlar üzerinde hangi acılara neden olabileceğini çarpıcı bir şekilde gösteriyor. Başlık parası karşılığında tanımadığı biriyle evlendirilen Sultan, kocasının ilk gece ölmesiyle 'Başlık parası boşa gitmesin' düşüncesiyle baba evine yollanmıyor. Çocuk yaştaki Veli ile sözlendirilip evde hizmetçi, tarlada ırgat olarak çalıştırılıyor. Veli büyüyüp başkasına sevdalanınca da beşikteki bebeği büyütüp kendine koca yapması bekleniyor. Ve bir kadının hayatı aşksız, mutsuz bir şekilde devam etmek zorunda kalıyor.

Selvi Boylum Al Yazmalım (1978-Atıf Yılmaz)

Her dönem her izlemede aynı etkiyi yaratacak derecede güçlü bir hikaye. Köylü kızı Asya, karşısına çıkan kamyon şoförü İlyas'a kısa sürede aşık oluyor ve evleniyorlar. Bir çocuğu olan Asya, İlyas'ın kendisini aldattığını öğrenince evi terk ediyor. Çocuğuna ve kendisine evini açan Cemşit ile güvenli bir yuva kuruyor. Bir gün, eski kocası, aşkını derinlere gömdüğü İlyas çıkıp geliyor. İki erkek arasında kalan Asya, asıl önemli olanın 'emek' olduğunu biliyor. Bir mesleği, dayanağı bile olmamasına rağmen Asya'nın aldatmayı sineye çekmeden evi terk etmesi, kucağında bebeğiyle yeni hayat kurma yolculuğu, sevgiye bakışı... Kadınların her koşulda ne kadar güçlü olabileceğini bir kez daha kanıtlıyor.

Thelma ve Louise (1991-Ridley Scott)

Kadın dayanışması ve kadınların özgürleşme çabaları denildiğinde ilk akla gelen yapımlardan biri... Kendilerine acı çektiren erkeklerden biraz uzaklaşmak isterken yine erkekler nedeniyle daha fazla sorunla karşı karşıya kalan bu iki kadın, birbirlerine sıkı sıkıya bağlanmaktan ve desteklemekten başka çare bulamıyor. Erkek arkadaşından bıkan Louise ile ihmalkar kocasından uzaklaşıp, güzel bir hafta sonu geçirmek isteyen Thelma'nın yaşadıkları, bir kadının mecbur kaldığında kendisi ve arkadaşları için neleri göze alabileceğini açıkça ortaya koyuyor.

Yazının devamı...