Uçak yolculuğu hasta edebilir

Uçak yolculuklarında, bulaşıcı hastalık kapma tehlikesi vardır. Bu tehlike sanıldığı gibi kabin havasından değil, mikrop taşıyan yolculardan kaynaklanırUzun süreli uçuşlarda yolcuların bilmesi gereken bir diğer tehlike de bacak toplar damarlarında pıhtı oluşması riskidir ve bunun yarattığı tehlikedir

Uçak yolculuğu hasta edebilir

Seyahat, tarih boyunca tehlikeyi göze almayı gerektiren bir faaliyetti. Bilinmeyen diyarlarda hasta olmak, yollarda kurda kuşa yem olmak, malı, parayı pulu hırsıza, eşkıyaya kaptırmak, yolu kaybedip aç susuz kalmak ve daha bir çok tehlike seyyahları rahat bırakmazdı. Günümüzde bu riskler söz konusu değil. Lakin, modern yaşamın yarattığı yeni tehditler var. Bunlardan biri uçak yolculuklarında, özellikle uzun yol gidildiğinde yakalanılan nezle, grip, mide-bağırsak enfeksiyonları ve toplar damarlarında pıhtı oluşması gibi hastalıklardır.

Uçak havası hasta eder mi?
Uçak yolculuğundan sonraki 1-2 gün içinde burnumuz akmaya, öksürüp aksırmaya başlarsak kabahati uçak içindeki havaya bağlarız. Halbuki yapılan araştırmalar yolculuk sırasında kapılan mikropların solunan havadan değil, yakınımızda oturan hasta bir yolcudan ya da koltuk ve çevresindeki yüzeylerden geldiğini gösteriyor.
Uçak içindeki havanın yarısı taze, yarısı tekrar dolaşıma giren havadır. Kabin havası her 3-4 dakikada bir filtrelerden geçerek temizlenir. HEPA filtresi denilen bu cihazlar bir milimetrenin 3 binde biri hatta daha küçük olan, gözle görünmeyen parçacıkların geçmesini önleme özelliğine sahipdir. Bu yolla bakteri ve bazı virüslerin taşı önlenir.Uçak yolculuğu hasta edebilir
San Fransisco’daki California Üniversitesi’nden bilim insanları 2002 yılında JAMA dergisinde yayınladıkları araştırmalarında, San Fransisco’dan Denver’e yolculuk yapan 1100 yolcuyu inceledi. Yolcuların yarısı kabin içi havası sürekli değişen uçaklarla, diğer yarısı ise kabin havasının yüzde 50’sinin filtreden geçtikten sonra tekrar dolaşıma sokulduğu uçaklarla seyahat ettiler. Uçuştan sonraki 1 hafta içinde soğuk algınlığı, grip, solunum yolları enfeksiyonu belirtileri açısından 2 grup arasında hiç bir fark yoktu. Bu ve benzeri çalışmalar bulaşıcı hastalıklarda kabin içi havasının önemli rol oynamadığını gösterdi.

Yan koltukta oturana dikkat
Kabindeki havanın temizleniyor olması uçarken bulaşıcı hastalık kapma tehlikesi olmadığı anlamına gelmez. Tam tersine, orta ve uzun süreli uçuşlarda, özellikle kış aylarında hastalık tehlikesi hiç de az değil. Grip salgını sırasında Avustralya’ya gelen uçak yolcularında yapılan bir çalışma, öksürüp aksıran bir yolcunun iki koltuk yanında, önünde veya arkasında oturan birinin hasta olma riskinin yaklaşık yüzde 8 olduğunu gösterdi.

Mikroplar her tarafta
Çoğu zaman kendi kendimizi hasta ettiğimizi söylesem yanlış olmaz. Koltuk kolları, yemek sehpaları, tuvalet muslukları, kapı kolları ve benzer ortak kullanılan yerlerden alınan örneklerde yapılan incelemeler, tehlikeli mikroplara sıkça rastlandığını gösterdi. Mikropların bu yüzeylerde saatlerce canlı kaldığını, bir gün sonra bile hayatta olan virüsler bulunduğunu biliyoruz. Buralara dokunup sonra elimizi yüzümüze sürdüğümüzde hastalıklara davetiye çıkarmış oluruz. Hava yolu şirketleri çeşitli dezenfeksiyon yöntemleri kullansa da her uçuştan sonra uçakların köklü bir biçimde temizlenmesine imkan yoktur.
Bulaşıcı hastalıklara karşı direnci düşük olanların özellikle dikkat etmeleri gerekir. Yaşlılar, küçük çocuklar, kalp damar veya kronik akciğer hastalığı olanlar, kanser tedavisi görenler, kortizon ve benzeri ilaç kullananlar bu gruba girer.
Uçak yolculuğunun yarattığı yorgunluk, eğilimi olmasa bile kişinin bulaşıcı hastalıklara karşı direncini azaltır. Kabin içi havasında nem oranı düşüktür. Ağız ve burun içinin kuruması sağlıklı bir kişinin bile mikrop kapma riskini yükseltir. Üstelik kuru ortamlarda birçok virüs daha uzun yaşar, hastalık yapma şansı artar.

Uçak yolculuğu hasta edebilir

Bacaktaki pıhtı sessiz tehlike
Dört saatten uzun süren yolculuk yapanların bacak toplar damarlarda pıhtı oluşma riski yolculuk yapmayanlara göre 3 kat artar. Bu tehlike ekonomi sınıfında da, birinci sınıf kabinde de aynıdır. Bacaklarda pıhtı oluşumu çoğu zaman belirti vermez, şikâyete yol açmaz. Fransa’da yapılmış bir araştırmada, 8 saatten fazla yolculuk yapmış 116 kişinin bacak damarları ultrasonla görüntülendi. Onikisinde toplardamarlarda pıhtı saptandı. Hiç birinin şikâyeti yoktu.
Normal koşullarda sağlıklı insanların bacak damarlarında pıhtı oluşma riski çok azdır. Uzun uçak yolculuklarında bu risk 3 kat artsa da mutlak risk yine de çok düşük düzeyde kalır. Tehlike 4 binde 1 civarındadır. İlk bakışta çok düşük gibi görünse de her gün uzun uçak seyahatı yapan on binlerce kişi olduğu dikkate alınırsa bu riski yabana atmamak gerektiği anlaşılır. Kaldı ki, seyahat eden kişinin özelliklerine ve uçuşun süresine göre tehlike zannedildiğinden çok büyük olabilir.
Hollandalı bilim insanları iş icabı sık sık seyahat eden yaklaşık 9 bin kişiyi belirleyip sağlıkları hakkında ayrıntılı bilgi edindiler ve 4 yıl boyunca izlediler. Bu araştırma sonucunda, uçuş süresi arttıkça pıhtı tehlikesinin de arttığını saptadılar. Dört saat uçanlarda pıhtı oluşma riskinin belirgin biçimde yükseldiğini, uçuş süresi uzadıkça tehlikenin de büyüdüğünü gördüler. İşin ilginç yanı, bu araştırmaya göre, uzun uçak yolculuğunun bir kerede yapılması şart değil. Art arda gelen uçuşlar da tehlikeli.
Örneğin, İstanbul’dan Londra’ya 4 saat, oradan New York’a 7 saat, sonra da Florida’ya 3 saat uçmak riski katlayarak artırıyor. Dahası, art arda olmasa bile, sık aralıklarla yapılan uçak yolculuklarında da risk artıyor.

Risk yerde yüksekse gökte de yüksek
Kan dolaşımında pıhtı oluşmasının riski, yolculuğun uzunluğu kadar belki de daha fazla, yolcunun özelliklerine bağlı olarak değişiyor. Yolculuk yapmasa da pıhtı riski yüksek olan kişilerin özellikle dikkatli olması gerektiğini söyleyen uzmanlar, kısa süre önce kalp krizi, kalp yetmezliği, zaatürre, akciğer hastalığı geçirmiş; kanser gibi hastalıklar nedeniyle tedavi görmüş; kalça, diz ya da başka büyük bir ameliyat geçirmiş kişilerin uzun yolculuklarda mutlaka pıhtıya karşı önlem alması gerktiğini vurguluyor.
Şişman olanlarda, boyu çok uzun ya da çok kısa olanlarda, sigara içenlerde, doğum kontrol hapı veya östrojen tedavisi gören kadınlarda, hamilelerde, lohusalık döneminde risk yüksek. Bir de kanda pıhtılaşma eğilimi artmış olan kişiler var. Kalıtımla geçen bu eğilim, yolculuğa bağlı riski daha da artırıyor.

Uçak yolculuğu hasta edebilir

Pıhtı neden tehlikeli?
Bacakdaki pıhtıdan kopan parça kanla akaciğerlere taşınıp bir damarı tıkarsa o bölgeye kan gitmeyeceği için oksijenlenme de olmaz. Pıhtı bazan o kadar büyük olur ki akciğere giden kanın yarısının, hatta bazen tamamına yakınının yolu
tıkanır. Hasta hastaneye ulaşamadan yığılır kalır. Pıhtının orta boyda olduğu hastalar, nefes darlığı ve çarpıntıdan yakınır. Pıhtı küçükse hiç belirti vermeyebilir.

NASIL ÖNLEM ALINMALI?
- Bacakları, beli sıkacak, kan dolaşımını baskı altına alacak elbiseler giymemeli.
- Korse veya sıkı kemer takmamalı.
- Uçakta vücut kolay su kaybeder. Bunun için bol su içmeli.
- Kurutucu özeliği olduğu için alkolden ve kafeinli içeceklerden uzak durmalı.
- Uzun süre uykuya ve hareketsizliğe yol açacak, ilaçlardan kaçınılmalı.
- Yolculuk sırasında alabileceğimiz en etkin önlem hareketsiz kalmamaktır.
- Uzun yolculuklarda 1 -11/2 saatte bir 5 dakika yürümekte yarar vardır.
- Arabayla veya otobüsle yapılan yolculuklarda da mutlaka 1-2 saatte bir durup yürümelidir.
- Seyahatte oturuken de kan dolaşımını artıracak haraketler vardır.
- Riski yüksek olanlar bacağı sıkı saran özel çoraplar giyebilir.
- Doktorun gerekli gördüğü durumlarda pıhtı önleyici ilaç kullanmak gerekebilir.

Son söz: Yakın gelecekte 500 kişi taşıyan uçaklar dünyanın bir köşesinden öbürüne 20 saat hiç durmadan uçabilecekler. Bu kolaylığın bir de hoş olmayan yüzü var. Dar bir alanda, kalabalığın içinde kıpırdamadan oturmanın yarattığı tehlikeler de artacak. Önlem almamız mümkün. Ama önce riskleri bilmemiz gerek.