Küreselleşen dünyada eğitim

29 Temmuz 2012

İktisadi ve sosyal politikaların tamamıyla piyasa koşullarına terk edildiği ve devletin ekonomiye müdahalesinin en aza indirgenmesinin tartışılamaz bir doğru olarak kabul edildiği 1990 sonrası dönem, “tarihin sonu” olarak ilan edilegelmiş idi. Bu dönemde “küreselleşme” adı altında, kalkınma ve sanayileşme politikaları sadece ve sadece kar amacı güden piyasa kararlarına terk edilmişti.

Başlıca amacı kar elde etmek olan uluslararası tekellerin, karın çoklulaştırılmasının önünde durabilecek her türlü engeli, bu arada devletin “kamu yararı” ve “sosyal fayda” gibi kavramlarını; ya da emeğin “güvenceli ve insan onuruna yakışan iş” ve benzeri taleplerini akıldışı ve popülist israf olarak görmesi son derece doğaldı. Aslında çok uluslu tekellerin dar çerçevede kar elde etme amacını temsil eden politikalar, “küreselleşme” kisvesi altında sanki bütün toplumun çıkarınaymış gibi sunulmaktaydı.

Karın çoklulaştırılması bu şekilde sanki toplumun bütünün çıkarını temsil ediyormuş gibi bir anlayış geliştirildi. Sosyal devletin kazanımları teker teker terk edildi; yurttaş, müşteriye; kamu kurumları kar amacıyla çalışan işletmelere dönüştürüldü. Kalkınma kavramının yerine, “yükselen piyasa” getirildi; sanayi yatırımlarının ve ulusal refahın yerini, borsa-faiz-döviz üçgeninde paradan para kazanmayı amaç edinen spekülatif finans oyunları aldı. Uluslararası ilişkiler, artık “kumarhane kapitalizmi”nin spekülasyon hesaplarına dönüştürüldü.

Bu dönüşümler ile birlikte üniversiteler de dönüşüme uğradı. Üniversiteler, bilimin, sanatın, edebiyatın, felsefenin yeşerdiği özgün kurumlar olmaktan hızla uzaklaştırıldı ve uluslararası finans dünyasının ve ulus ötesi tekellerin stratejik sorunlarına yanıt arayan teknik okullara dönüştürüldü.

Yazının devamı...