BANKA BORCUNA KEFALET

Ödemelerimizin büyük bir bölümünü bankalar aracılığıyla yapıyoruz. Alışverişlerimizdeki ödemeleri kredi kartıyla yapıyorsak, en az bir banka bu ödeme sistemine dâhildir. Abonelik aidatlarımızı otomatik ödeme talimatı vererek banka üzerinden yaparız.

Bankalar para piyasalarının en önemli kurumudur. Şirketler finansman ihtiyaçlarını genellikle bankalardan alacakları kredilerle karşılarlar. Banka kredi verirken geri ödenmeme riskine karşı bir teminat ister. En yaygın teminat türü, ipotek, teminat senedi ve kefalettir.

Kefalet en fazla sorunla karşılaşılan teminat türüdür.

Ortağı ya da yöneticisi olduğu şirketin aldığı krediye kefil olanların sayısı hiç te az değildir. Niye kefil olmuştur: Çünkü ortağı, yöneticisi olduğu şirketin alacağı krediye ilk onun kefil olması haklı ve makuldür, bu durum bankaya da ayrı bir güvence verir.

Banka der ki ortağı olduğun şirket aldığı krediyi ödemezse, ben bu krediyi senden alırım, sen de kefilsin. Hem de şirkete başvurmadan doğrudan kefilden isteme hakkım var.

Kefalet sona ermez

Şirket krediyi kullandığında, ortağı, yöneticisi olduğu şirketin kredi borcuna kefil olan kişi bazen daha sonra şirketten ayrılır, yöneticiliği sona erer. Ama kefalet sona ermez.

Oysa aklında, şirketin ortağı olduğu sürece şirketin borcuna kefil olduğu, şirketten ayrılınca kefaletinin de sona ereceği vardır. Ortak kendince haklıdır, ortak olduğu için şirketin borcuna kefil olmuştur, ortak olmasa, ortağı olmadığı şirketin borcuna neden kefil olsun ki? Şirket ortağı için şirketin borcuna kefil olmakla şirket ortaklığı arasında hukuki bir bağ vardır. Ortaklık biterse kefalet de biter zanneder. Oysa gerçek ve hukuki durum bambaşkadır. Kefalet, ortaklık veya yöneticilikten bağımsızdır. İkisi birbirine bağlı değildir. Ortaklık, ortak ile şirket arasında bir ilişkidir. Kefalet ise ortak ile banka arasında. Ortağın şirketten ayrılmasıyla şirketle bağı koptu diye, bankayla arasındaki kefalet sorumluluğu bitmez.

İhtarname sürprizi

Böyle olunca, ortaklıktan ayrıldıktan sonra kendisine başka bir iş hayatı kuran, hatta başka bir yere yerleşen eski ortak, birden bire bankadan eski ortağı olduğu şirketin kredi borcunu ödemesi için, ihtarname alır. Buna bir anlam veremez ve bankaya karşı öfkelenir. Oysa banka haklıdır.

Ancak, kefil olarak imza atılırken, kefaletin geçerliliği şirketin ortaklığı veya yöneticiliği koşuluna bağlanırsa, durum tam tersi olur, ortaklıktan çıkınca, yöneticilikten ayrılınca kefaletiniz de biter.

Yapmamız gereken, kefil olarak bir kredi sözleşmesini imzalarken, kefalet sözleşmesi ortaklık veya yöneticilik sıfatına bağlı olarak geçerlidir, anlamına gelecek bir ifadeyi elle yazmaktır. Tabii bunu kabul edecek bir banka bulabilirseniz. Öyle ya, bir kimsenin milyonlarca TL tutarında kullanılan şirket kredisine kefil olan ortağın, kredi kullanıldıktan hemen sonra ortaklıktan çıkmayacağı, yöneticilikten ayrılmayacağı garanti edilebilir mi? Kötü niyet her zaman ve her yerde karşımıza çıkan menfi bir meziyettir.

Babanızın oğlu da olsa boş senede imza atmayın

Bu babanızın kızı da olabilir, annenizin kızı ya da oğlu da olabilir. Şimdi yazacağım olayı okuyunca ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız.

İki kardeş aynı şirketin ortağıdır. Şirketin paraya ihtiyacı olur. Kardeşlerden birisi, kırdırarak nakde çevirmesi için boş bir senedi imzalar ve diğer kardeşine teslim eder. Lehtar olarak şirket gösterilmiştir.

Senedi borç olarak imzalayıp teslim eden kardeş, şirketten ayrılır, yurt dışına taşınır.

Senedi teslim alan kardeş, birkaç yıl sonra bu senedi bir güzel doldurur, üzerine 3 milyon TL yazar ve senedi kardeşine karşı takibe koyar.

BANKA BORCUNA KEFALET

Zaman gelir, senedin vadesinde, senedi boş olarak imzalatıp teslim eden kardeşe, senedi ödeme protestosu çekilir. Senet ödenmez ve olay yargıya intikal eder.

Senedi kardeşine hatır senedi olarak veren kardeş, senedi verdiği kardeşine güvenmektedir, kardeşinin bu senedin hatır senedi ya da teminat senedi olarak verildiğini beyan edeceğini düşünür. Öyle ya zaten şirket kayıtlarında da şirketle kendi arasında ticaret yapıldığına ve senedin de şirketten satın alınan bir malın borcuna karşılık verildiğine dair hiçbir kayıt yoktur.

Ama şirket, bunun teminat veya hatır senedi olmadığını iddia eder. Borç verdiğini, bu borcun geri ödenmesi için senet düzenlendiğini savunur. Muhasebe kayıtlarına da gerçekten böyle bir kayıt düşülmüştür.

Mahkeme de boş senedi imzalayıp veren kardeşi değil, boş senedi alıp dolduran kardeşi haklı bulur.

Öyleyse ne yapalım, asla boş bir senedi imzalayıp kimseye vermeyelim.

Senedi teminat senedi veya hatır senedi olarak düzenliyorsak, bunu mutlaka senet üzerine kayıt edelim ve senedin teminat senedi olduğuna ilişkin ayrıca yazılı ve imzalı bir beyan alalım.

Fenerbahçe

Fenerbahçe’de şimdi seçim zamanı. İki başkan adayı var, Aziz Yıldırım ve Ali Koç. Fenerbahçe başkanının kim olduğu Türk sporunun geleceği için çok önemli.

Başkanın kim olacağı, sportif mücadelenin rakipler arasında kavga sebebi değil, dostluk, eğlence ve özgüven, kaynaşma aracı olması bakımından da büyük önemi var.

Yeni başkan kim seçilirse seçilsin, hem ondan hem de özellikle Galatasaray, Beşiktaş ve Trabzonspor başkanlarından, rakip spor kulüpleriyle hasmane davranışlar içinde olmayacağı, başarılı olan rakibi alkışlama ve tebrik etme olgunluğunda bulunacağı davranışları beklemek toplum olarak hakkımız.

En ufak olayları, bu olaylar arzu edilmeyen kötü örnek davranışlar da olsa büyütmek, bunları “kan davası” haline getirmekle ne kendi kulübüne ne de Türk sporuna hizmet edilmiş olur.

Sanırım her şey Fenerbahçe başkanının seçimiyle başlayacak. Başarılı bir seçim diler, sonucun önce Fenerbahçe, sonra da Türk sporu için beklentileri de aşacak olumlu sonuçlar doğurmasını dilerim.

İlk söz son söz olsun: Hukuken tedbirli olmak, karşı tarafa güvensizlik demek değildir!