Bir ay evliliğe ömür boyu nafaka adil mi?

Eklenme Tarihi27.01.2018 - 0:34-Güncellenme Tarihi27.01.2018 - 0:34

Boşanmada hangi taraf daha az kusurlu ve boşanınca yoksulluğa düşecek ise ona nafaka bağlanabilir. Yoksulluk nafakası süresiz olabilir. 1 ay evli kalan kişinin ömür boyu nafaka ödemesi adil mi, bir bakalım

Aile, Türk toplumunun temelidir. Türk toplumunda aile çok önemlidir. Öyle ki kişiliğimize bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlerimiz, ailemize karşı ödev ve sorumluluklarımızı da kapsar. Anayasamızın 12’nci maddesi öyle diyor.

Anayasa’ya göre aile eşler arasında eşitliğe dayanır. Ancak bu eşitlik, evlilik sona erince ortadan kalkar ve dayanışmaya dönüşür. Boşanma sonunda karı veya kocadan birisi yoksulluğa düşecek ise, geçimi için diğer taraftan malî gücü oranında nafaka isteyebilir. Buna hukuk dilinde “yoksulluk nafakası” deriz. Tabii, “yoksulluk nafakası”nın bir şartı nafaka talep eden karı veya kocanın, boşanmada diğer taraftan daha kusurlu olmaması. Hangi taraf boşanmada daha az kusurlu ve boşanınca yoksulluğa düşecekse, ona mahkeme kararıyla nafaka bağlanabilir.

Sorun nerede başlıyor?

Buraya kadar sorun yok. Ama Türk Medeni Kanunu madde 175, yoksulluk nafakasının süresiz olarak istenebileceğini öngörüyor. İşte sorun burada başlıyor. Düşünün, karı koca 25-30 yaşlarında evlenmişler, 1-2 yıl evli kalmışlar. Çeşitli sebeplerle evlilik yürümemiş ve mahkeme boşanmalarına karar vermiş. Daha az kusurlu olan ve boşanmayla yoksulluğa düşen taraf istediği için, mahkeme süresiz nafakaya hükmetmiş.

Şimdi soralım, bir kişi boşanmada daha çok kusurlu olsa ve boşandıktan sonra eşi “yoksulluğa düşeceği” için ömür boyu eşine nafaka ödemesi adil midir?

Belirli bir yaştan sonra kalan ömrü boyunca emekli maaşı hak etmek için en az 20 - 25 yıl çalışmak zorunda insanlar. Ama birkaç ay, birkaç yıl evli kaldıktan sonra boşanma olursa, emekli yaşını doldurma gibi bir süre dahi beklemeden, ömrün kalan kısmı yoksulluk nafakası ödenmesi bence adil de değil, hakkaniyete de aykırı.

İştirak nafakası süreli

Hatta daha da ilerisi, boşandıktan sonra dahi anne-babalık bağı devam eden çocuğa belirli bir süre iştirak nafakası ödenirken, karı koca ilişkisi, aile ilişkisi sona ermiş eşe ömür boyu yoksulluk nafakası ödenmesi sizce ne kadar doğru?

Mağduru koruyalım derken başka mağdur yaratmayalım

1-2 yıl evli kalmış bir kişi, ömür boyu “yoksulluk nafakası” bağlansa da mesleğini icra etmeyi ve hayatını çalışarak kendi emeğiyle kazanmayı tercih etmeli ve buna teşvik edilmeli. Eğer bir mesleği yoksa, bir meslek edinmek için kendisine belirli bir süre verilmeli.

Kısaca Türk Medeni Kanunu’nun 175’inci maddesindeki süresiz nafaka hususu, boşanma ile yoksulluğa düşecek olan ve daha az kusurlu olan tarafa süresiz nafaka ödenerek, onu çalışmayan, üretmeyen bir birey olmaya, ömrünün kalan kısmını birkaç yıl evli kaldığı eşinden ömür boyu alacağı nafakayla geçirmeye teşvik etmektedir.

Ve böylece kanaatimce nafaka bağlanan eş boşanmada daha az kusurlu olmasına rağmen, boşandıktan sonra çalışmayarak, bir meslek edinmeyerek topluma karşı daha kusurlu hale gelmektedir.

Boşanan eşe ömür boyu yoksulluk nafakası ödemek zorunda kalan, nafakayı ödeyemediği için mağdur olan, hapis cezasına mahkûm olan binlerce mağdur vardır. Biz bazen bir mağduru koruyalım derken, kantarın topunu fazla kaçırıp, mağdur olanın kendi mağdurlarını yaratmayı başarma, mağdur olan ile mağdur edeni yer değiştirme yeteneğine sahibiz.

Hani ille de bu kuralı aldığımız İsviçre Medeni Kanunu’nun orijinal hükmünün aynısını alalım demiyoruz, ama üreten, bireylerin eşitliği ilkesine dayalı toplumlarda olduğu gibi, kendi toplumsal ve sosyal koşullarımıza göre milli ve yerli olguları dikkate alarak, TMK madde 175 hükmünü değiştirerek süreli yoksulluk nafakasının ve koşullarının yasaya bağlanması birçok mağduriyeti giderecektir.

Bulunan eşyayı kullanma suçu!

İlla ki hayatımızda bir şeyle kaybetmişiz, bir şeyler bulmuşuzdur. Bulunan şeylerin değeri yüksek ise ve bulan da bunları kullanmadan yetkili makamlara, sahibine teslim etmişse, haberlere bile konu olur. Öyle ya, aslında herkeste olması gereken başkasına ait olanından yararlanmama ahlakı, 220 - 300 bin TL değerinde nakit para, altın bulunca, kayboluyor gidiyor. Adam değerli bir eşya veya para buluyor, bu sefer ahlaki değerini kaybediyor.

Aslında ahlaki yönü bir tarafa, sahibine iade etmeksizin ya da yetkili mercileri haberdar etmeksizin bulunan eşyayı, eşyanın sahibi gibi kullanmak Türk Ceza Kanunu’nda da özel bir suç olarak düzenlenmiş.

Örnek bir olayda, kuaföre giden müşteri cep telefonunu orada unutup gider. Nerede unuttuğunu hatırlayamaz. Tüm çabalarına rağmen bulamaz. Çalınmış olacağını düşünerek savcılığa şikâyet dilekçesi verir. Yapılan teknik takip sonucu, telefonu gitmiş olduğu kuafördeki bir çalışanın kullandığı tespit edilir. Dava açılır. Kuaför çalışanı, cep telefonunu sahipsiz olarak bulduğunu ve çevreden araştırmasına rağmen sahibini bulamayınca kullanmaya başladığını söyler.

Hesaba yanlış para gelirse

Oysa herkesin bulduğu eşyayı, sahibine iade etmesi, sahibini bulamıyorsa yetkili mercilere teslim etme, bulduğu eşya kendisine aitmiş gibi kullanmama görevi ve yükümlülüğü vardır. Aksi takdirde, TCK’nın 160. maddesinde düzenlenen kaybolmuş veya hata sonucu ele geçmiş eşya hakkında tasarruf suçunu işlemiş olur.

Aman dikkat, değeri düşük de olsa bir eşya bulursanız, onu kullanmayın, sahibini bulamıyorsanız yetkili mercilere teslim edin, aksi takdirde durup dururken, farkına varmadan suç işlemiş olmayın.

Aklınıza, banka hesabıma yanlışlıkla gelen parayı, “Mali sıkıntıdaydım, o an çok ihtiyacım vardı, sahibine iade etmedim, kullandım, suç işlemiş olur muyum?” sorusu gelebilir! Size bir karşı soruyla cevap vereyim: Birisinin, evinizde, iş yerinizde unuttuğu için bulduğunuz eşya ile hesabınızda başkasına ait olan bir parayı bulmanız arasında bir fark var mıdır?

Haftaya görüşmek dileğiyle, adil ve hakkaniyetli günler dilerim!