Eski filmleri seyretmenin ayrı bir zevki var. Hem alır geçmişe götürür, hem de geçmiş ile bu günü kıyaslamaya yarar. Görüyorum ki son elli yılda İstanbul’un nüfusu on kat artmış ama 30 kere değişmiş. İstanbul için fiziki ve sosyolojik değişim öyle büyük ki sanki şehir içinde şehir. Ne eski sokaklar var, ne de esnafı, düzeni sağlayan kabadayısı, gençlerin arasını yapan Ayşe teyzesi ile eski mahalleli ilişkileri. Gökdelenler, mafyavari oluşumlar, Facebook gibi iletişim kurma platformları daha belirleyici.

Eski filmlerde rahmetli Hulusi Kentmen genellikle tonton bir hâkimi, Cüneyt Arkın bıçkın ve mert bir komiseri, jönlerimiz suç işlemek zorunda kalan kader mahkûmlarını oynarlar. “Kanun namına teslim ol”, “kanun namına sizi tevkif ediyorum” repliklerini yaşı kırkın üzerinde olup da duymayan yoktur. Öyle ki, gençliğimizde, sohbetlerimizde eski filmlerden çıkan bu ve benzeri replikleri sık sık kullandığımız, o filmlerdeki saflığın ve dürüstlüğün, kurnazlık ve ihtirasla mücadelesinde, saf ve dürüst kahramanlarla kendimizi özdeşleştirdiğimiz çok olmuştur.

Artık filmlerde “kanun namına tevkif eden” komiserler yok. Ama hukuken zaten tutuklama kanun namına yapılmadığı gibi, tutuklama kararını da komiser değil, mahkeme veriyor. Geçerli hukuki durum ile filmlerdeki farklıymış, kimin umurunda. Biz izleyiciler, polisin kanun adına hareket ettiğini ve suçluları tutuklayıp içeri tıktığını görüyoruz ve rahatlıyoruz. Kanun namına hareket edenin kanuna uyulması uğruna her şeyi yapmaya yetkisi var!

Nereden nereye geldiğimiz anlamak için ve “Ahhh, ahhh!..” demek için, ilk fırsatta cep telefonlarınızda, tablet bilgisayarlarınızda 4,5G hızında, Ömer Lütfü Akad’ın 1953 yapımı “Kanun Namına” filmini izlemenizi tavsiye derim. Mahkeme başka, hâkim başka, polis başka, suçlu başka, mağdur başka, İstanbul bambaşka! Değişmeyen tek şey, “kanun namına tevkif”!

Rögar kapağına tazminat davası

Birçoğumuzun başına gelmiştir. Yolda giderken birdenbire zor da olsa fark edip, arabayı rögar çukuruna düşmekten kurtarmışızdır. Kendimizi, burada sevgiyle andığım ve acil şifalar dilediğim, Formula 1 yarışçısı Michael Schuhmacher gibi hissederiz. 

Sürücülükte ne kadar yetenekli olursak olalım, kendimizi ne kadar usta şoför sayarsak sayalım, bazen kazadan kaçılmıyor. Rögar çukurları da genellikle yollarda olduğundan, korunaksız veya bozuk kapaklı rögarlara arabaların düşmesine rastlamamak mümkün değil. Bir araba kurtarsa, diğeri düşüyor.

Yine böyle bir olayda, yol yapım çalışmaları yapılırken rögar çukurunun kapağı açık bırakılır. Şoför, aracını hız sınırlarına uygun sürmektedir. Yine de fark edemediği için aracın sağ ön tekerleğinin açık bırakılan rögar çukuruna düşmesi nedeniyle kaza yapar. Araçtaki iki kişi yaralanır. Araç pert olur.

Yaralanan araç sahibi, aracın bedelinin, hastane masraflarının ve çalışamadığı günlerdeki gelir kaybı tazmini için dava açar. Manevi tazminat da ister. Davalı kim mi? Davalı, yolların bakımından sorumlu belediye veya onun şirketi ile yol bakımı taşerona verilmişse, taşeron firmadır.

Mahkeme kararı: Kusurlu hizmet vererek, sorumlu olduğu yolda rögar çukurlarını kapatmayıp kazaya sebebiyet veren belediye şirketi ile taşeron firma, araç hasarından, yaralıların geçici işgücü kaybından ve tedavi masraflarından birlikte sorumludur.

Manevi tazminat: Nedense mahkemeler ve Yargıtay manevi tazminata sıcak bakmıyor. Herhalde kaza sonucu yaralananın sadece bedensel acı çektiğini, ruhen ve manen acı çekmediğini düşünüyor. Eh, ne de olsa Türk milletiyiz, her türlü acıya dayanıklıyız, manevi acılarımızı belli etmeyiz. “Zaten manevi tazminat talebini avukatım dilekçeye benden habersiz kendi yazmış” deriz, olur biter!

Yönetim kurulu üyesi veya ortak olmadan önce çok iyi araştırın

Limited şirkete ortak veya müdür, anonim şirkete yönetim kurulu üyesi olmadan önceki dönemlere ait vergi ve sigorta borçlarından yeni ortak, kanuni temsilci sorumlu mu?

Kanun, eski ve yeni limited şirket ortağının birlikte ve müteselsilen sorumlu olduğunu zaten kendi açıkça söylüyor. Hatta kamu alacağı doğduktan sonra fakat henüz ödeme zamanı gelmeden şirketten çıkanlar da vergi borcundan sorumlu.

Şirketten çıkmak, payını devretmek de kurtarmıyor. Yönetim kurulu üyeleri ve müdürler, şirket tasfiyeye girse, hatta ticaret sicilinden kaydı silinip sona erse dahi, ödenmemiş vergi ve sigorta prim borçlarından sorumlu olmaya devam ediyor. Buradan hareketle yeni müdür ve yönetim kurulu üyelerinin, eski dönem vergi borçlarından sorumlu tutuldukları olaylara da rastlanmaktadır. 

Ama Danıştay’ın bazı kararları var ki her yöneticinin kendi döneminde tahakkuk eden ve ödenmesi gereken vergi borcundan sorumlu olduğunu, vergi borcuna batık, malvarlığı tükenmiş bir şirketi kurtarma amacıyla, iyi niyetli olarak ağır bir yükün altına girmiş yöneticilerin eski borçlardan sorumlu olmayacaklarına işaret ediyor.

Siz siz olun, sorun yaşamak istemiyorsanız, bir limited şirkete ortak veya müdür olmadan, anonim şirkette yönetim kurulu üyesi olarak göreve başlamadan önce iyice araştırın; şirketin vergi sigorta primi, harç vs gibi borcu var mı?

İlk söz son söz olsun

Haksızlık ve hukuksuzlukta eşitlik olmaz, eşitlik ilkesi sadece hukuka uygun talepler için geçerlidir! Birisine hukuka aykırı menfaat sağlanmışsa, örnek gösterilerek aynısının istenmesi meşru sayılmaz!