RAHİP BRUNSON VE 15 TEMMUZ DİRENİŞİ

Eklenme Tarihi11.08.2018 - 2:22-Güncellenme Tarihi11.08.2018 - 2:22

Rahip Brunson 23 seneden beri Türkiye’de yaşıyormuş. Hakkında hazırlanan iddianamede, terör örgütlerinin üst düzey mensuplarıyla kod isimlerini bilerek görüştüğü, din adamı görüntüsü altında bu örgütler adına suç işlediği ve genel stratejileri kapsamında eylem birlikteliği içinde olduğu, örgütlerin amaçlarını bilerek ve isteyerek iş birliği yaptığı iddialarına yer verilmiş. 

Rahip Brunson gerçekten suçlu mu? İddianamedeki suçları gerçekten işledi mi, yargılama sonucu ortaya çıkacak. Masumiyet karinesi bir tarafa, yargılama bitmeden kesin bir dille ne suçlu ne suçsuz diyebiliriz. 

Peşin hükümle...

Ama müttefikimiz Amerika, yargılaması bitmeden peşin bir hükümle “Rahip Brunson suçsuz!” diyor. Bizi yaptırımlarla tehdit ediyor.

Peki, dostumuz ve müttefikimiz bunu niye yapıyor?

15 Temmuz hain darbe girişimine gösterdiğimiz direnişi anlayamadığı için.

Türk milletinin içindeki etnik, dinsel, mezhepsel çeşitliliği varlığımıza yönelik bir dış tehdit olduğunda tek vücut haline getiren birleştirici “harç” fonksiyonunu görmüyor.

Bunu en iyi 15 Temmuz darbe girişimine karşı, şehit ve gazi olma pahasına gösterdiğimiz şanlı direniş ispatlıyor. Daha önceki darbelere karşı milletimiz bir direniş göstermemişti. O zaman 15 Temmuz darbe teşebbüsüne karşı bu direnişin nedeni ne olabilir? Amerikalı sosyologlar bunu araştırmamış olabilir mi?

Türk milletini tanımayan ve tanıma yeteneğinden mahrum olanlar, bu sorunun cevabını bilemezler. 
Şimdi, yargılaması devam eden rahip Brunson nedeniyle ülkemiz yaptırım tehdidiyle karşı karşıya. Milletimiz bu tehdidi varlığımıza yönelik bir saldırı olarak algıladı ve hemen birleşti. Aç kalırız, susuz kalırız, şehit de oluruz gazi de. Ama varlığımıza yönelik tehditlere karşı tek vücut olup, boyun eğmeyiz. Hiçbir vatandaşımızı kurban etmeyiz.

Meclis’te grubu bulunan dört partinin, müttefikimizin yaptırım tehdidine karşı birleşerek ortak bildiri yayımlamasını dahi doğru analiz edemeyen aynı müttefikimizin, dış politika yeteneğini sorgulaması gerek. Yanlıştan dönmek erdemdir. Kaba kuvvete dayanarak yanlışı doğru kabul ettirmeye çalışmak olumlu sonuç vermez.

Süresiz nafakaya adil çözüm sempozyumu

Medeni Kanun, boşanma halinde, nasıl ölçüldüğü belirsiz olan ve hareket noktasının kararı veren hâkime göre değiştiği “yoksulluğa düşme” halinde, istenirse, ömür boyu nafaka bağlanmasına olanak veriyor. Bunun için bir gün dahi evli olmak yeterli. Hatta ironik olacak ama nikâh masasından doğru mahkemeye boşanmaya gidilse bile, süresiz nafaka istenebiliyor. Bir günlük evliliğe ömür boyu nafaka ödeme boşanma sonrası hangi dayanışmanın gereği olabilir ki? Evlilik birliği dahi kurulmamış. 

Bizde temel sorunlardan biri, resmi nikâhla evlilik birliğinin hemen kurulmuş olduğunun peşinen kabul edilmesi. Oysa 15 gün sonra boşanma dilekçesi veren evli çifte, “Siz evlilik birliği kurdunuz” denilemez.

Tayin isteme, sezon gereği, hasat bekleme gibi çeşitli sebeplerle resmi nikâhın yapılıp, düğünün sonraya bırakıldığı birçok evlilik var. Bu evli çiftler düğüne kadar bir araya gelmiyorlar ve evlilik birliğini fiilen kurmuyorlar.

Süresiz nafaka sorunu, mağdurlarınca feryat figan her ortamda dile getirildi. Bir hukukçu akademisyen ve gazeteci kimliğimle ben de köşemde altı defa yazdım. Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan, ilan etmiş olduğu 100 günlük İcraat Programı’nda, Adalet Bakanlığı’nca gerçekleştirilecekler arasında 15. sırada, “nafaka ödeme sisteminin adil bir hale getirilmesi”ne yer verdi. Bu, nafaka mağdurlarında bir umut yarattı. Yıllardır çektikleri “ömür boyu nafaka” mahkûmiyetinin sonuna gelmiş olabilirler mi? Evet! Mutlu son yakın!

Adil çözüm nasıl olur? 

İstanbul Aydın Üniversitesi Hukuk Fakültesi 30 Eylül 2018’de “Süresiz Nafakaya Adil Çözüm Sempozyumu” düzenleyecek. Programda, bakanlık temsilcileri, Yargıtay üye ve başkanları, aile mahkemesi hâkimleri, öğretim üyeleri, avukatlar, sosyologlar ve en önemlisi süresiz nafaka mağdurları yer alacak. Sempozyum programı birkaç hafta içinde ilan edilecek. Sempozyum herkese açık olacak. Bakanlık temsilcileri, bilim adamları ve doğrudan mağdurların katılacağı bir çalışmadan en adil ve herkesçe kabul edilebilir bir çözüm önerisinin çıkacağından eminim.