VERGİ ADALETİ VE ADALETİN VERGİSİ

Bir ülkede adil hukuk sistemi ne kadar önemliyse adil bir vergi düzeni de o kadar önemli. Vergide adalet yoksa yargıda adalet olmaz. Hatta vergi olmazsa mahkemeler çalışamaz

Bundan 500 yıl önce vergi çeşidi bu kadar çok değildi. Mesela özel tüketim ya da TRT bandrolü kimsenin aklına gelmezdi.

Bugün de 50 yıl sonra nasıl vergiler gelecek, kimse bilmiyor. Ama verginin tasviri 500 yıldır değişmedi. Fransa Kralı 14. Louis’nin Maliye Makanı Jean - Baptiste Colbert daha o zaman, ‘vergi alma sanatının canlı kazdan en az bağırtarak en fazla tüyü yolma işi’ olduğunu söylemiş.

Hal böyle olunca da kimse “tüylerinin” yolunmasını istemiyor. Ama diğer “kazların” da kendisi gibi eşit şekilde yolunduğunu görünce, en azından teselli olarak fazla bağırmıyor. Ya yolunan tüylerinin bir şekilde kendisine geri verildiğini görürse, “acısı” diniyor, çok şikâyetçi olmuyor.

VERGİ ADALETİ VE ADALETİN VERGİSİ

Kamuya kaynak sağlar

Bir defasında vergi oranları en yüksek olan İskandinav ülkelerinde yapılan bir anketi okumuştum. Vatandaşlara soruyorlar, vergi oranlarının düşürülmesini ister misiniz?

Ankete katılanların yüzde 50’den fazlası ‘hayır’ cevabını veriyor, çünkü hem adil bir vergi sistemine sahip olduklarını düşünüyorlar, hem de ödedikleri verginin kendi refahları için harcandığına inanıyorlar. Colbert şimdi İsveç vatandaşı olsaydı, vergiyi tanımlayan o veciz sözü bulamazdı!

Bir ülkede adil hukuk sistemi ne kadar önemli ise, adil bir vergi düzeni de o kadar önemlidir. Vergide adalet yoksa yargıda da adalet olmaz. Hatta vergi olmazsa, adalet sistemi de olmaz. Mahkemeler çalışamaz.

Kamu ihtiyaçlarının karşılanmasında en büyük kaynak vergi. Gerçi uzun zamandır gelir getirici bazı projeler “yap - işlet - devret” modeli ile gerçekleştirilmekte ve toplanan vergiler diğer kamu ihtiyaçlarına harcanmakta, ama “yap - işlet - devret” her alanda uygulanamaz ki!

KDV ve verginin vergisi

Harcamalardan alınan vergilerin en önemli kalemleri katma değer, özel tüketim, akaryakıt tüketim vergisi. Harcama, mal veya hizmetin bedeli olarak ödediğiniz para. KDV’yi de mal veya hizmetin net bedeli için ödediğiniz para üzerinden hesaplanarak ödemeniz gerekir.

Durum şimdi ilginçleşiyor; ithalatta ödediğiniz gümrük ve özel tüketim vergisi var. Bu vergi türlerini de harcamaya dahil eden devlet, ithal ettiğiniz mala ödediğiniz bedele, ödeyeceğiniz gümrük ve ÖTV’yi de ekleyip, toplam bedelden KDV tahsil eder.

Bir bakıma, ödenen gümrük vergisi ve ÖTV vergisi üzerinden bir de KDV tahsil edilir. ÖTV’nin KDV’sini ödersiniz. Burada vergide adaletsizlik var mı?

Faizin faizi yasak ama verginin vergisi serbest!

Kredi borcu yokmuş gibi servet hesabı...

Eğer bir servete sahipseniz ve bu servetiniz motorlu taşıt veya emlak niteliğinde ise, bunların vergi değeri üzerinden vergilendirilirsiniz.

Servetiniz nakit para ise, servet vergisi ödemezsiniz. Nakit paranız dolayısıyla faiz geliri elde etmişseniz, ödeyeceğiniz vergi, gelir vergisi. Nakit paranız döviz ise, dövizdeki artış gelir olarak nitelenmez ve vergilendirilmez. Emlak vergisi, emlak türüne, bulunduğu yere göre binde 1 ile binde 6 arasında değişir.

Motorlu taşıtlarda da servet vergisi, taşıtın yaşına, motor hacmine ve değerine göre farklı oranlarda ödenir. Servet vergisinin mantığı, sahip olduğunuz servetin değeri üzerinden vergi ödenmesidir. Ama bu her zaman gerçeği yansıtmaz:

1 milyon TL kredi çekip bankaya borçlanarak konut satın aldığınızı varsayalım. Emlak vergisini 1 milyon TL emlak değeri üzerinden ödersiniz. Ancak sizin servetiniz gerçekte 1 milyon TL mi? Bir bilanço yapılsa, aktifinizde 1 milyon TL değerinde bir konut, pasifinizde ise 1 milyon TL tutarında borcunuz yazılı olacak.

Bardağın dolu tarafı

Konutunuzu satıp 1 milyon TL kredi borcunuzu kapattınız. Hani 1 milyon TL değerinde servetiniz vardı? Dolayısıyla konutunuzu kredi ile satın almışsanız, gerçekte servetiniz kadar borcunuz vardır.

Yine de sadece konutun değeri görülüp, borcunuz görülmez, yine de servet vergisi olan emlak vergisi ödersiniz. Aynısı, motorlu taşıtlar için geçerli. Kredi ile bankaya borçlanıp aldığınız aracın vergiye esas değeri üzerinden servetiniz varmış gibi motorlu taşıt vergisi ödersiniz, bankaya borcunuz dikkate alınmaz.

Kısaca ve öz olarak, devlet vatandaştan vergi tahsil edeceği zaman, bardağın sadece dolu tarafını (arabanızı, kontunuzu) görür, boş tarafını (arabanız veya konutunuz için üstlendiğiniz borcunuzu) asla görmez. Burada bir vergide adaletsizlik var mıdır?

Asgari ücrete var zarar yazana yok

Asgari ücretten alınan vergi ilginç bir konu. Asgari ücret, bir kişinin yaşamını idame ettirebilmek için ihtiyaç duyduğunuz en az ücrettir.

İşletme metodolojisi bakımından ifade ettiğimizde, hayatımıza devam edebilmemiz için gerekli olan en az gelirdir. Bu gelirin altında ayakta kalmanız mümkün değildir, çünkü minimum işletme maliyetiniz asgari ücret kadardır. Ancak ülkemizde asgari ücret vergiye tabidir.

Farklı bir anlatımla, işletmenizi ayakta tutabilmek için elde ettiğiniz girdi, harcamalarınıza eşittir, ama, bu girdi saf ve net gelirmiş gibi gelir vergisi ödersiniz. Oysa siz bir ticaret şirketi olsanız, geliriniz sadece işletmenizi ayakta tutmaya yetecek kadarsa, kurumlar vergisi ödemezsiniz.

VERGİ ADALETİ VE ADALETİN VERGİSİ

Asgari ücretli iseniz, ücretiniz ancak zorunlu harcamalarınıza yetiyor, ama aldığınız ücretten vergi ödüyorsunuz.

Şirket iseniz, tahsil ettiğiniz paralar zorunlu masraflarınıza anca yetiyorsa, tahsil ettiğiniz paradan vergi ödemiyorsunuz.

Yani işletmeler için bilanço oluşturulup, ayakta kalabilmeleri için asgari harcamaları dikkate alınırken, asgari ücretliler için bilanço oluşturulmaz, asgari harcamaları dikkate alınmayıp, sadece aldıkları ücret esas alınıp vergilendirilir. Burada bir vergide adaletsizlik var mı?

VERGİ ADALETİ VE ADALETİN VERGİSİ

‘Gelir’de yüzde 35 kurumlara yüzde 20

İster şirket olun, ister şahıs, geliriniz varsa vergi ödemek zorundasınız. Şahıs olmanızla şirket olmanız arasındaki fark, ödeyeceğiniz verginin oranında yatıyor: Şahıs olarak 18 bin TL’ye kadar gelirinizin yüzde 15’ini, 148 bin TL ve fazlası için yüzde 27 - yüzde 35’ini vergi olarak ödersiniz.

Şirket iseniz, net kazancınız ne olursa olsun, kazancınızın yüzde 20’sini vergi olarak ödersiniz.

Bu durumda şöyle bir sonuç çıkıyor; siz aldığınız maaşın en yüksek vergi dilimine giriyorsa, aşan kısmın yüzde 35’ini gelir vergisi olarak ödüyorsunuz, ama size maaş ödeyen şirket kazancının yüzde 20 sini kurumlar vergisi olarak ödüyor. Burada bir vergide adaletsizlik var mı? Cevabınızı düşünmeden şunu iznizle hatırlatayım, neredeyse bütün ülkelerde gelir vergisi oranı kurumlar vergisi oranından çok daha fazla!