Tüp Bebekte PRP Uygulaması

2 Aralık 2019

Tüp Bebekte PRP Uygulaması

Çözüm için yeni bir umut mu?

Tüp bebek tedavilerinde sıklıkla çiftin ve doktorun elini kolunu bağlayan ve bazen de artık tedaviden umut kesilmesine neden olan durum kadının yumurtalık rezervinin çok azalması ve sağlıklı yumurta ve embriyolar elde edilmesinde sıkıntılar yaşanmasıdır.

Bu soruna kısmen de olsa çözüm olabileceği ve elde edilen yumurtaların sayısında artış sağlanabileceği ileri sürülen PRP denilen yöntem, açık adı ile trombosit ( kanda pıhtılaşma hücreleri ) ve büyüme faktörleri yönünden zengin plazmanın (Platelet-Rich Plasma) tedavi edilecek, üzerinde işlem yapılacak organ veya dokuya uygulanması yöntemidir. Bu yöntem, yaklaşık olarak 30 yıldan uzun bir süredir ortopedi, spor hekimliği ve plastik cerrahi gibi branşlarda doku tamirine yardımcı olmak amaçlı kullanılmaktadır.

PRP yöntemini uygulamak için öncelikle hastanın kendisinden alınan kan belirli işlemlerden geçirilerek ayrıştırılır ve kanın trombositten zengin plazma kısmı elde edilir. Elde edilen bu plazma, hedef dokuya verilerek işlem gerçekleştirilir ve dokudaki öncü hücreleri uyarması beklenir.

Tüp Bebekte PRP Yöntemi Nedir?

Tüp bebek alanında yapılan çalışmalar PRP uygulamasının başarıyı arttırmak amacıyla iki farklı şekilde kullanılabileceğini göstermektedir. Halk arasında yumurta gençleştirme olarak da ifade edilen PRP uygulaması en sıklıkla yumurtalık dokusunun bu enjeksiyonlarla potansiyelinin zorlanarak bir tedavi sürecinde daha fazla sayıda yumurta elde edilmeye çalışılmasıdır. Diğeri ise rahim iç zarı ( endometriyum) kalınlaşması ile ilgili problemlerde bu amaçla rahim içerisine verilerek zarda yeterli kalınlık ve olgunlaşmanın sağlanmasıdır.

PRP rahim içerisine uygulanacaksa hastaya herhangi bir anestezi verilmez ve kesinlikle acısız bir işlemdir. Yumurtalık içerisine enjeksiyon yapılacaksa tıpkı yumurta toplama işleminde olduğu gibi anestezi altında gerçekleştirilir ve bu şekilde hasta herhangi bir acı duymaz.

Yazının devamı...

Ben Anne Olabilecek miyim? Tüp Bebek Kesin Çözüm Olur mu?

10 Ekim 2017

Görünen o ki tüm dünyada ve Türkiye’de Tüp Bebek Merkezi sayısı hızla artıyor. Acaba günümüzde gebe kalmak geçmişe göre zorlaştı mı? Hatta gelecekte toplumu ciddi bir kısırlık tehlikesi mi bekliyor?

1990’lı yıllardan bugüne üreme sorunlarının iki katına yakın bir oranda arttığı bildiriliyor. Şu anda biliyoruz ki üreme çağındaki 6-7 çiftten birisi çocuk sahibi olmada sorun yaşıyor. Avrupa Bilim Kurumu (European Science Foundation) tarafından yapılan bir açıklamada son 50 yılda erkek sperm sayı ve hareketlerinin belirgin olarak azaldığı ortaya konuldu. Dünya Sağlık Örgütü de yakın bir geçmişte normal erkek sperm sayı ve hareket değerlerini aşağıya çekmişti.

Bu olumsuzluklara karşın sperm ve yumurtayı deney tüpünde birleştirerek yaşamı laboratuvarda başlatabilen ve milyonlarca insanın derdine çare olan Tüp Bebek gibi mucizevi bir tedavinin varlığına elbette şükrediyoruz.

Günümüzde normal yollarla bebek sahibi olamayan çiftlerin en çok tercih ettikleri yöntemlerin başında TÜP BEBEK tedavisi geliyor. Bu yöntemi denemek isteyen çiftlerin en çok merak ettikleri konu ise doğal olarak bu tedavi yönteminin sonucu. Acaba tüm bu uğraşların sonunda ne olacak? Bebeğimizi kucağımıza alabilecek miyiz?

Diğer bir deyişle tüp bebekte başarı oranı nedir? Başarıyı etkileyen faktörler nelerdir?

İlk söylenmesi gereken; size ait başarıyı temelde sizin özellikleriniz belirler. Bir çiftin Tüp Bebekteki başarı şansı o çifte ait kısırlık sebebi, yaş ve yaşam tarzı gibi bir dizi faktöre bağlıdır. Genel olarak, 35 yaşın altında tedavi başına gebelik oranı yüzde 50 civarında denilebilir. Bu şans 40 yaş üzerinde belirgin olarak azalır ve 45 yaşında bir bayan için ise istisnai durumlar dışında % 5'in altındadır.

Merkezlere sorulduğunda ise başarı oranlarını standart bir deneme başına % 40 ile 65 arasında belirtirler. Bu aslında eve bebek götürme oranı değil genellikle gebelik oranıdır. Verilen rakamların % 10-15 kadarı da düşük riski nedeniyle azalabileceğini unutmamak gerekir. Çünkü her gebe kadın için olduğu gibi Tüp Bebek tedavisiyle gebe kalan kadınların da belli bir oranda düşük yapma riskleri vardır.

Yazının devamı...

Son doğumumda kordonlarımı bağlatmıştım….acaba hata mı yaptım ?

31 Mayıs 2017

Ailedeki çocuk sayısını tamamladığını düşünen çiftler için artık korunma zamanıdır.. erkeğin ve kadının kullanabileceği pek çok yöntem var elbette korunmak için.. Kadının uygulayabileceği yöntemler arasında istatistiklere göre en fazla tercih edilen yöntemler doğum kontrol hapları ve halk arasında Spiral adıyla anılan rahim içi araçlar. Ancak her gün düzenli ilaç kullanma zorunluluğu, kimi kadınlarda görülen adet süre ve miktarında fazlalaşma gibi sorunlar nedeniyle her kadın için uygun olmayabiliyor bu yöntemler. Kesin etkili ve kullanım sürecinde problem yaratmayan yöntemler arasında ise kadının kordonlarının bağlanması seçeneği öne çıkıyor. Yani Sperm ile yumurtanın buluştuğu kanalların (Fallop tüplerinin) bağlanması.. Ancak küçük çaplı da olsa bir cerrahi girişim gerektirdiği için daha az tercih edilen bu yöntem aslında birçok açıdan üstünlüğü olan bir seçenek. Öncelikle hap kullanırken ya da spiralle gebe kalan kadınların olduğu düşünülürse bu yöntemin başarısızlığı söz konusu değil, yani kesin etkili. Herhangi bir yan etkisi de söz konusu değil. Tüpleri bağlatma kadının cinsel istek ya da performansında herhangi bir azalmaya sebep olmadığı gibi kadında kilo alma veya kıllanmada artmaya da kesinlikle yol açmıyor. Konuyla ilgili diğer bir şehir efsanesi de “Kordonlarını bağlatanların yumurtalıkları zarar görüyormuş, erkenden menopoza giriyorlarmış..” söylencesi. Elbette ameliyatta yapılması gerekenden fazlası yapılır ve yumurtalıklara giden kan akımını bozacak bir işlem yapılırsa teorik olarak böyle bir söylemden bahsedilebilir ama standart olarak yapılan “kordonların bağlanması” işleminin böyle bir sonuca yol açması hiç de olası değil. Tüp bağlatma işleminde, farklı yöntemlerle rahimden çıkan Fallop tüpleri kesilerek yumurtanın sperm ile karşılaşması ve döllenmesi engelleniyor hepsi o kadar.. İşlem değişik zamanlarda; sıklıkla sezaryen ameliyatı sırasında, normal doğumdan sonra, veya ayrıca laparoskopik olarak da yapılabilir.

Kordonları bağlanmasıyla ilgili akıllardaki en büyük çekince ise “ya tekrar çocuk istersem o zaman ne olacak” sorusu.

Türkiye'de yüksek olan sezaryen oranları nedeniyle birçok kadının ikinci veya üçüncü sezaryen esnasında kanallarının bağlandığını ancak sonradan değişen koşullar nedeniyle tekrar çocuk istediğini sıkça görmekteyiz.

Elbette bu da kimi zaman karşılaşılabilen bir durum ve o durumda da iki seçenek önümüze çıkıyor. Birincisi; bir ameliyatla bu kanalların yeniden açılmasıdır. Bu konuda eğitim almış bir cerrah tarafından yapıldığında başarı oranı oldukça yüksek bir yöntem olduğu söylenebilir ama günümüzde gittikçe daha az tercih edilir bir çözüm olduğu görülüyor. Sonuçta yeni bir ameliyat gerektiriyor. Diğeri ise tersine gün geçtikçe yaygınlaşan bir yöntem, Tüp Bebek yöntemi.

Aslında tüp bebek tedavi sebepleri içerisinde en yüksek başarıyı sağladığımız durumlardan biri.. zaten üretken olan bir çift için sperm ve yumurtanın döllenmesini sağladığınızda yani spermi yumurtayı laboratuvarda yan yana koyduğunuzda kolayca birleşmeleri ve oluşan bebeğin de Rahim içerisine transferi ile yüksek oranda gebelik elde edilmesi mümkün.

Özetle söylemek gerekirse cerrahi korunma yöntemlerinden olan kadının kordonlarının bağlanması işlemi ailesini tamamlamış ve yan etkileri olmayan kalıcı bir yöntem düşünen kadınlar için ilk planda tercih edilecek uygun bir yöntem.

Doç. Dr. Selman Laçin

www.selmanlacin.com

Yazının devamı...

Tüp Bebek tedavisinin ABC 'si

10 Ağustos 2016

Günümüzde giderek daha fazla sayıda çift, bebek sahibi olmak için tüp bebek yöntemine başvurmaktadır. Her geçen gün yeni tekniklerin ve tedavi yöntemlerinin gelişmesine rağmen tüp bebek tedavilerindeki başarı istenilen düzeylere ne yazık ki henüz gelememiştir.

Peki başarılı bir tedavi için geçerli kurallar nedir?

Tüp bebek tedavilerinde başarıyı doğrudan etkilediği bilinen bazı temel faktörler vardır. Örneğin kadının yaşı veya bireysel yumurtalık rezervi gibi..Yaşınızı ve yapınızı değiştiremezsiniz belki ama sizin de bu konuda yapabilecekleriniz elbette var.

Tedaviden birkaç ay önce hazırlıklara başlamanız başarınıza mutlaka katkı sağlayacaktır. Bilmelisiniz ki sağlıklı yaşam kuralları bu süreçte önem taşımaktadır. Örneğin sigara içiyorsanız mutlaka bırakmalısınız. Sigara hem yumurta hem de sperm kalitesini olumsuz yönde etkilemektedir. Fazla kilo yani obesite sorunu yaşıyorsanız makul bir kiloya inmeniz de şansınızı mutlaka arttıracaktır. Kullanılacak ilacın dozu da fazla kilolarla orantılı olarak artacak ve bu da en azından tedavi masrafınızın daha fazla olmasına yol açacaktır. Ayrıca aşırı fazla kiloyla başlanacak bir gebeliğin yine daha fazla sorunlu geçeceği de bilinmektedir.Beslenmeniz mutlaka doğal besinlerle ve düzenli bir şekilde olmalıdır. Bol sebze ve meyve tüketimine dikkat edin. Yine aynı şekilde bol su içmelisiniz. Tuz ve diğer katkı maddelerini az tüketmeli, kafeinli, asitli içeceklerden kaçınmalısınız. Alkol tüketimi de tıpkı sigara kullanımı gibi doğurganlığı olumsuz yönde etkilemektedir. Ayrıca alkol kullanan anne adaylarının çocuklarında doğumsal anormallikler ve düşük yapma riskinin daha fazla olduğu da gösterilmiştir. Günde en az 8 saat uyumalı ve geç yatmamalısınız. Yorgunluk ve aşırı egzersiz, tedavinizi olumsuz etkileyebilir. Yaşam tarzının hareketsiz olması ve sağlık beslenme düzeni olmaması tedavinize olumsuz etki eden faktörlerdir. Mümkünse düzenli spor en azından yürüyüş yaparak vücudunuzun direncini korumalısınız.Stresle baş etmek için de gerekli adımları mutlaka atmalısınız. Bunun için gevşeme tekniklerini kullanabilirsiniz. Gerekli ise profesyonel bir yardım da alabilirsiniz. Bunun için tedavinizi yürütecek merkezinizden yol göstermelerini isteyebilirsiniz. Günümüzde çoğu merkezde psikolog da çalışmaktadır.

Basit gibi görünen yukarıdaki küçük adımlar sizin başarıya ulaşmanızı kolaylaştıracaktır. Sonuçta tüm bunlara ek olarak siz de tedavinin baş aktörü olduğunuzdan bu işe istek ve yüksek motivasyonla başlamalısınız. Başaracağınıza inanın. Olumlu konsantrasyon ve inanmak, zaten başarının ilk basamaklarıdır.

Merkezin ve Tüp bebek laboratuvarının başarıya etkisi:

Yazının devamı...

Önce Aşılama Tedavisi mi ? Tüp Bebek Tedavisi mi ?

13 Mayıs 2016

Bilindiği gibi yapılan araştırmalarda gösterilebilir hiçbir problemi olmayan yani açıklanamayan kısırlık tanısı alan çiftler için ilk yaklaşım, birkaç kez aşılama ve eğer sonuç alınamazsa tüp bebek tedavilerine geçilmesidir. Ülkemizde de bu tanıyı alan hastalara Tüp bebek Tedavisi Raporu verilmesi için yönetmelik 2 kez aşılamayapılmasını şart koşmaktadır. Ancak günümüzde bu yaklaşımın geçerliliği tüm dünyada sorgulanmaya başlanmıştır.

Yapılan araştırmalar ile çocuk arzusu olan ve görünür bir problemi olmayan çiftlerde doğrudan tüp bebek tedavisi de düşünülebileceği gösterilmiştir. Bu çalışmalara bir örnek de aşağıdaki çalışmadır.

Dünyanın en saygın kısırlık dergilerinden birisi olan Fertility & Sterility dergisinin 2010 yılı Ağustos ayında yayınlanan çok merkezli çalışmaya(1) göre doğrudan Tüp Bebek tedavisi 3 kez aşılama ve ardından tüp bebek tedavisine göre daha ekonomik ve üstün bulunmuştur.

Çalışmanın detayları ise şöyle belirtilmiştir;

ABD’de yaşları 21 ile 39 arasında değişen ve yapılan testlerle açıklanamayan kısırlık tanısı alan 503 kadın rastgele iki gruba ayrılmıştır. Birinci gruba 3 kez klomifen sitrat (klomen, serophene, gonaphene ) hapı kullanılarak aşılama, FSH (enjeksiyon tedavisi)kullanılarak aşılama ve yine sonuç alınamazsa ardından tüp bebek tedavileri uygulanmış diğer gruba ise doğrudan tüp bebek tedavisi uygulanmış ve gruplar başarı ve maliyet açısından karşılaştırılmıştır. Araştırmanın sonunda doğrudan tüp bebek tedavisi diğer tedavilere oranla daha başarılı ve daha ekonomik bulunmuştur.

Ağızdan hap + aşılama tedavisinin başarı oranı deneme başına % 7.6, iğne + aşılama tedavisinin başarı oranı % 9.8, doğrudan tüp bebek tedavisinin başarı oranı ise % 30.7 olarak hesaplanmıştır.

Yazının devamı...

Yumurtalar artık Buzdolabında…

12 Nisan 2016

Günümüzde hem üreme hücrelerinin (yumurta ve sperm hücresi) hem de embriyonun dondurulup uzun yıllar saklanabilmesi ve bebek istendiğinde çözülerek kullanılması teknik olarak mümkün.
Tüp bebek tedavilerinde transfer sonrası arta kalan fazla embriyolar uzun yıllardır Tüp Bebek Merkezlerinde dondurulup saklanabiliyordu. Üreme hücrelerinin dondurulması ise ancak çok özel koşullara bağlı idi. Yumurta dondurmadaki kısıtlamaların büyük oranda kaldırılması ülkemizdeki tüp bebek uygulamalarında yeni bir dönem açtı.

Yumurta dondurma işlemi sonrası ilk canlı doğumla sonuçlanan işlemin 1986 yılında Avusturalya’da uygulanmasından sonra günümüze kadar geçen 30 senede yumurta dondurma teknikleri ve başarı oranları hızla artmıştır. Günümüzde artık dondurulmuş yumurtaya uygulanan tüp bebek yöntemleriyle yüksek gebelik oranları elde edilebilmektedir.

Yumurta dondurma işlemi günümüzde değişik sebeplerle yapılmaktadır.

Ailede kalıtsal olarak erken menopoz varsa, diğer bir deyişle genç yaşlarda doğurganlık özelliğini kaybetme riskine sahip olan kadınlara bu yöntem uygulanabilir. Yumurtaların dondurulması sayesinde bu riskten kaçınmak mümkün olacaktır.

Özellikle ilerleyen yaşa ya da yaşı genç olsa bile değişik sebeplere bağlı olarak ortaya çıkabilen azalmış yumurtalık rezervi durumunda yumurtalar dondurabilmektedir. Bu sayede ayrıca yumurta gelişimi yeterli olmayan kadınlar için biriktirme amaçlı yumurta dondurma uygulaması da yapılabilir ve neticesinde tüp bebek uygulamalarında daha fazla sayıda embriyo elde edilebilir.

Ayrıca yapılması planlanan ve yumurtalık rezervini etkileyebilecekkadın hastalıklarıyla ilgili ameliyatlar öncesi de yumurtalıklar uyarıldıktan sonra elde edilen yumurtalar ileride kullanılmak üzere dondurularak saklanabilmektedir. Bu konu özellikle kanser operasyonları öncesinde önem kazanmaktadır.

Yazının devamı...

Eksi 196 Derecede Başlayan Yaşam…Dondurulmuş Bebekler

2 Mayıs 2015

Günümüzde 5 milyondan fazla insanın tüp bebek tedavileri sonrasında dünyaya geldiği biliniyor. Yine biliyoruz ki bu insanların bir kısmı ana rahmine yerleşmeden önce yaşamlarının ilk aylarını (ya da yıllarını..) –196 derecede sıvı nitrojen içinde geçirdiler ve daha sonra ısıtılarak ana rahmine yerleştirildiler.

Bilim kurgu romanlarına da sayısız defalar konu olan “insanın dondurulması” ve “tekrar canlandırılması” aslında yaşamın başlangıcındaki az sayıda hücreye sahip olunan ilk 5-6 günlük dönem için mümkün ve yaygın olarak da uygulanıyor.

Günümüzdeki tüp bebek tedavilerinin ayrılmaz bir parçası olan “kriyobiyoloji” yani yaşayan organizmaları dondurma bilimindeki gelişmeler sayesinde artık transferlerin yaklaşık beşte birinin bu dondurulup çözülen bebeklerle yapıldığı tahmin ediliyor.

Türkiye’de tüp bebek yönetmeliğinde 2010 yılında yapılan değişiklikle çoğul gebeliklerin önlenmesi amacıyla 35 yaşından genç bayanlarda ilk iki tedavide sadece birer tane bebek transferi yapılma zorunluluğu getirilmişti. Bu tarihten itibaren de doğal olarak merkezler daha fazla oranda dondurma teknolojilerini kullanmaya başladılar.

Aslında embriyoların dondurularak saklanması ve daha sonra kullanılması uzun yıllardan beri ülkemizde ve tüm dünyada başarıyla uygulanmaktadır. Dondurmanın en sık uygulama nedeni transfer sonrası fazla embriyoları saklayarak gebelik oluşmadığında veya doğum yapıldıktan sonra tekrar gebelik isteği olduğunda çifte kolayca yeniden gebelik şansı vermektir.

Ancak son yıllara kadar klasik bilgi olarak taze transferlerin daha üstün sonuç verdikleri kabul edilmekteydi. Önceki yıllarda dondurma sonrası embriyo canlılık oranları şimdiye göre daha düşüktü. Ancak günümüzde uygulanan gelişmiş dondurma teknikleri ile embriyoların çözüldükten sonra tekrar canlanma oranları artık yüzde 90’ların üzerindedir.

Tüp bebek tedavisinde başarı, transfer edilen embriyonun ya da embriyoların rahim içine tutunması ve yaşamlarını doğuma kadar devam ettirmeleridir.

Yazının devamı...