Artık Ameliyatlar Bıçaksız...

9 Ekim 2013

2013 yılındayız ve ne yazık ki halen hastalıklı dokular ve hatta tümörler gibi moleküler düzeyde başlayan hastalıkları neşterle kesip çıkarmak gibi ilkel yöntemleri kullanıyoruz. Umuyorum ileride bir gün ameliyat yapmak da tarihe karışacak. Tıpkı artık görülmeyen çocuk felci ve çiçek hastalığı gibi günümüzün en büyük problemlerinden olan kanser, çağın vebası denilen AIDS ve yeniden hortladı denilen verem de sadece kitaplarda okunur olacak, tıkalı kalp damarları çok daha kolayca açılabilecek, genetik hastalıklara daha doğumdan önce müdahale edilecek, kök hücrelerden yeni organlar oluşturulacak, sperm ve yumurtası olmayan çitlerin dahi çocukları olabilecek.

Birçok hastalık ve hastalar için yepyeni ve etkili tedavi yöntemleri bulunacak.

Biliyorum, çok da uzak olmayan bir gelecekte tüm bunları çocuklarımız görecek...

Bugün ise henüz ameliyatları tarihe karıştıramasak da biz cerrahlar biraz yol kat edip günümüzde birçok branşta işlemleri artık kapalı sistemle yapıyoruz. Yani karın üzerine açtığımız 1 cm‘lik 2-3 delikle cerrahiyi baştan sona tamamlıyoruz.

Jinekologlar olarak da laparoskopi (karın içersine bakma) ve Histeroskopi ( rahim içersine bakma) olarak adlandırılan sistemlerin son yıllarda ciddi bir gelişme göstermesine bağlı olarak eskiden zorunlu olarak karın duvarını keserek yaptığımız işlerin çok büyük çoğunluğunu – buna kanser ameliyatları da dâhil – artık kesmeden yapıyoruz. Kadın Hastalıklarıyla ilgili olarak yumurtalık kistlerinin alınması, myom denilen urların çıkarılması, endometriosis hastalığının temizlenmesi, kısırlık ile ilgili operasyonlar, jinekolojik kanserler, rahim sarkmaları ve idrar kaçırma operasyonları ve hatta rahim alınması işlemlerini de büyük oranda artık kapalı sistemler kullanarak yapıyoruz.

Böylelikle hastalar aynı gün dahi evlerine dönebiliyor ve birkaç gün sonra da işlerinin başında olabiliyorlar. Ameliyat sonrası ağrıları ve enfeksiyon riski daha az, estetik görünüm daha iyi, memnuniyet kesinlikle daha fazla.

Tek sorun, cihazlara ve dolayısıyla dışarıya bağımlı bir teknoloji kullandığımızdan maliyetleri istediğimiz kadar düşürememiş olmamız. En azından insan sağlığı ve konforundan daha az önemlidir diyerek teselli oluyoruz ve bir gün tüm bu malzemelerin yurdumuzda da yapılacağını, operasyonların daha ucuza mal olacağını umuyoruz.

Dilerim ameliyat yapmak zorunda olmadığımız günleri de çok uzak olmayan bir gelecekte görebiliriz.

Yazının devamı...

İleride tüm çocuklar Tüp Bebek mi olacak?

3 Ekim 2013

Dünyanın alanında en saygın derneklerinden biri olan Avrupa Üreme Cemiyetinin (ESHRE) yayınladığı rapora göre şu ana kadar dünyada 5 milyondan fazla bebek Tüp Bebek yöntemiyle dünyaya gelmiş. Tüm dünyada olduğu gibi bizde de Tüp Bebek Merkezi sayısının hızla arttığı ortada. Acaba gerçekten günümüzde gebe kalmak geçmişe göre zorlaştı mı? Hatta gelecekte toplumu kısırlık tehlikesi mi bekliyor?

1990 yılından bugüne üreme sorunlarının iki katına yakın oranda arttığı bildiriliyor. Şu anda biliyoruz ki üreme çağındaki 6-7 çiftten birisi çocuk sahibi olmada sorun yaşıyor. Önceleri kısırlık sebeplerinin yarısından azı erkeklerden kaynaklanır derken son araştırmalara göre özellikle erkek sorunları daha da artmış gibi. Avrupa Bilim Kurumu (European Science Foundation) tarafından 2010 yılında yapılan açıklamada son 50 yılda erkek sperm sayı ve hareketlerinin belirgin olarak azaldığı ortaya konuldu. Dünya Sağlık Örgütü de normal erkek sperm sayı ve hareketini yakın bir geçmişte aşağıya çekti. Erkeklerdeki testosteron seviyelerinin azalması, inmemiş testis ve testis kanseri oranlarındaki artış da aynı raporda ortaya kondu.

Bir taraftan tüm bu olumsuzluklara karşın sperm ve yumurtayı deney tüpünde birleştirerek yaşamı laboratuarda başlatabilen ve milyonlarca insanın derdine çare olan Tüp Bebek gibi mucizevi bir tedavinin varlığına şükrederken, diğer taraftan da üreme sorunları neden bu denli artıyor diye düşünüyor insan..

Peki, doğurganlıktaki bu azalmanın gerçek sebebi nedir? Anne olma yaşının ileriki yıllara ertelenmesi, obesitenin artışı gibi farklı faktörler de üreme yeteneğinin azalmasında etkili olabilse de araştırma sonuçları hem erkek hem kadın için tehlike çanları çalıyor..

Görünen o ki; aslında en büyük suçlu çevremiz ve kendimiz. Her gün yaşamımızın içinde olan ve bizi sessiz ve sinsice etkileyen kimyasallar ve toksik maddeler ve bizim bunlara karşı olan duyarsızlığımız. Pek çok alanda kullanılan plastik malzemelerden salınan ve vücudumuza giren fitalatlar, artan hava ve içme suyu kirliliği, tarım ilaçlarının kontrolsüz kullanımı ve neredeyse vücudumuzun bir organı haline gelen 3G'li cep telefonları ve bilgisayarlar, elektromanyetik dalga üreten mikrodalga fırınlar ve benzeri sayısız cihaz.. Tüm bunlar bir taraftan yaşamı kolaylaştırırken diğer taraftan da bizim ve çocuklarımızın sağlığını tehdit ediyor.

Sadece insanoğlunun üreme yeteneğinin azalması değil konu. Aynı sebepler kanser tehlikesini de getiriyor. Bazı özel türlerinin dışında çok büyük çoğunluğunun çevresel etkilerle ortaya çıkabildiği bilinen bu korkunç hastalığı da unutmamak gerek..

Dünya Kanser Raporuna göre kanser vakaları böyle artmaya devam ettikçe yakında kalp hastalıklarını sollayıp birincil ölüm nedeni olacakmış.

Yazının devamı...

Siz henüz kanser olmadınız mı ?

19 Eylül 2013

Yoksa siz "bana bir şey olmaz" diyenlerden misiniz ?

Hiç meraklanmayın, kendinize, yediğinize içtiğinize, çevrenize ve dünyanıza bu kadar duyarsız ve kayıtsız kalmaya devam ettikçe belki de çok uzun süre beklemeyeceksiniz...

Siz yine cep telefonunuzu kulağınıza dayayıp saatlerce konuşun, marketlerde, pazarlarda domatesin, biberin en yakışıklı ve en ucuzunu bulmaya gayret edin, "organik pazar" lafını duyduğunuzda da burun kıvırıp "organik diye bir şey yok, yalan bunlar" demeye devam edin ve sigaranızı keyifle tüttürün. Sabah süründüğünüz duş jeliniz ve deodorantınızdan, plastik bardaklarda sıcak çayınızı yudumlamanızdan, klimalı penceresiz ortamlarda akşama kadar çalışmanızdan ve diğer yüzlerce küçük detaydan bahsetmeyeceğim..

Bugün 20 Eylül 2013..Dünya kanser günü filan değil..yani aslında herhangi bir gün..zaten sorun da burada..bu konuyu sadece özel günlerde hatırlayıp sonra da aynı kayıtsızlıkla yaşamaya devam etmemizde..gripten ya da romatizmadan değil, ölümcül bir hastalık olan KANSER'den bahsediyorum. Bugün artık özel bazı türlerinin dışında çok önemli bir bölümünün çevresel faktörler nedeniyle oluştuğu ispatlanmış olan hastalıktan..

Rakamlarla aranız nasıl bilemem ama ben yine de söyleyeyim:

Uzun yıllardır bir numaralı ölüm sebebi olan kalp hastalıkları artık tahtını kansere devrediyor..Üstelik bu ölümcül hastalığın % 50 si artık genç yaşlarda görülüyor..2010 yılı içinde 12 milyon kişi kansere yakalanmış, 7 milyon insan kanser nedeni ile yaşamını yitirmiş, 25 milyon kişi kanserle yaşamaktaymış..2030 yılında ise 24 milyon insan kansere yakalanacak, 17 milyon insan kanserden yaşamını yitirecek, 75 milyon insan kanserle yaşıyor yani ölümü bekliyor olacak... !

Ya siz ? Cam fanusda olduğunuzu mu düşünüyorsunuz ? Çevreye karşı neden hala bu kadar duyarsızsınız ? Ucu size ya da bir yakınınıza dokunana kadar ciddiye almadığınız ama gelip kapınızı çaldığında da geç kaldığınız bu korkunç hastalık gümbür gümbür geliyor..Oysa yapacağınız şey çok da zor değil.. Yaşam tarzınızı gözden geçirmeye başlamanız bile çok büyük bir adım olacak.

Yaşantımızda değiştirebileceğimiz en önemli şeylerin başında vücudumuza giren maddeler yani yiyecek ve içecekler geliyor. Organik ürünleri tercih etmeyi daha fazla gecikmeden düstur edinmeliyiz. Sadece salatalık gibi kokan salatalıktan, muz gibi tadı olan muzdan, çilekten yani ağız tadından bahsetmiyorum.. sizin ve çocuklarınızın sağlığından,

Yazının devamı...

Gebe kalamayışınızın sebebi süt hormonu yükselmesi olabilir mi ?

17 Aralık 2012

Prolaktin vücutta süt üretimini sağlayan hormondur. Kadın gebe kaldığında yükselen hormonlar prolaktini uyararak memelerden süt üretimini gerçekleştirirler. Prolaktin hormonu, gebelik olmadan da belirli düzeylerde kadın üreme organlarının gelişimi ve fonksiyonu için gereklidir. Bu hormon beynimizin alt bölgesindeki hipofiz denilen bezdeki hücrelerce üretilir. Yine beynimizin hipotalamus denilen kısmından salgılanan Dopamin adı verilen bir başka maddenin salınımıyla da kontrol altında tutulur.

Prolaktin hormonunun yükselmesine Hiperprolaktinemi adı verilir.

Peki bu durumda vücutta neler olur ?

-Adet düzensizlikleri (az adet olma, seyrek adet olma, adet olamama)

-Meme ucu akıntısı (gebelik dışında süt gelmesi = galaktore).

-Yumurtlamanın bozulmasına bağlı olarak gebe kalamama (kısırlık) görülebilir

Prolaktin yüksekliğinin tanısı kandaki prolaktin düzeyinin ölçülmesi ile konur.

Adet düzensizliği, gebe kalamama, göğüslerden emzirme dönemi dışında süt gelmesi şikayetlerinden herhangi biri veya birkaçı ile başvuran bayanlardan kanda prolaktin hormon düzeyi ölçülmesi istenir. Hiperprolaktinemi tanısı alan bir kadında hormon düzeyi belli bir seviyenin üzerinde (genellikle normali 5-25 ngr/ml'dir) bulunduğunda genellikle hipotalamus ve hipofizi görüntüleyen bir yöntemle bu bölgeler incelenir. Bu incelemenin amacı kadında hipofiz adenomu denilen ve hiperprolaktineminin en sık sebebi olan iyi huylu hipofiz tümörü bulunup bulunmadığının ortaya konması ve bölgede hiperprolaktinemi sorununa neden olabilecek diğer ender durumların araştırılmasıdır.

Yazının devamı...

Bir Jinekoloğa En Son Ne Zaman Gittiniz ?

23 Kasım 2012

"Bir yıldan fazla oldu galiba..belki de çok daha fazla.. ama şimdi randevu al, işi gücü bırak, çalışıyorsan patrondan izin al, trafiğe katlan, bir sürü tetkik de istenirse ek masraflar, filan...hem zaten şu anda hiçbir şikayetim yok ki.."

Aman böyle demeyin sakın..sadece ayıracağınız 1-2 saat ve küçük bir bütçe belki de başınıza gelebilecek çok çok önemli bir sorunu daha başında çözecek. Önemli sorun derken açıkçası KANSER'den bahsediyorum. Rahim, rahim ağzı, yumurtalık ve meme kanserinden. Unutmayın ki tüm bu kanserler belirti vermeye, şikayete yol açmaya başladıklarında muhtemelen geç kalmış olabilirsiniz. ! Evet, kanserlerin önemli bir bölümü halen sadece erken teşhis sayesinde tedavi edilebilmekte. Geç kalındığında yani hastalık ilerlediğinde ise yapılacak tedavilerle belki yaşam süreniz biraz uzatılabilir ama malum sondan kaçamazsınız.

Oysa ki muayene, ultrason ve basit bir smear testiyle (rahim ağzından fırçayla sürüntü alınması) bundan kaçınmak mümkün. Rahim ağzı kanseri yavaş gelişen bir kanser olup, saldırgan kanser olmadan uzun zaman önce smear testi ile bu hücresel değişimler tespit edilebilir. Smear testi rahim ağzı kanserine bağlı ölümleri azalttığı gösterilmiş olan basit ve etkili bir tarama testi. Bundan 20-25 yıl önce ABD'de genital kansere bağlı ölümlerde rahim ağzı kanseri birinci sırayı alırken smear testinin devlet politikaları ile teşvik edilmesi sonucu dördüncü sıraya düşmüştür.

Ülkemizde smear taraması büyük ölçüde kadın doğum hekiminin yönlendirmesi, daha düşük oranda hastanın isteği ile yapılmaktadır. Şikayeti olmasa dahi rutin kontrole giden ve smear testi yaptıran kadınların oranı ne yazık ki halen olması gerekenden çok daha düşük. Cinsel yaşantısı başlamış olan her bayanın yılda bir kez smear testi yaptırmasında fayda var. Genç bayanlarda arka arkaya üç kez normal çıkarsa 2 yılda bir de yapılabilir. Rahim ağzı kanseri aşısı hakkında son yıllarda ilerlemeler kaydedilmiş olsa da bu konuda halen smear testi tüm diğer önlemlerin önünde değerini korumaktadır.

Karında kocaman kitle olana kadar genellikle bulgu vermeyen yumurtalık kanserleri ise kadın genital kanserleri arasında en acımasız ve sinsi olanı..Doktorunuzun yapacağı bir ultrason muayenesi ile şüphelenilip istenecek ileri görüntüleme yöntemleri ve kan tahlilleriyle üzerine gidildiğinde ancak ortaya çıkarılabilir.

Aynı şekilde meme kanserinin de kadınların korkulu rüyası ve önce giden ölüm sebeplerinden olduğunu bilerek jinekoloğunuzdan meme muayenesi de talep etmelisiniz. Kendi kendinizi düzenli olarak muayene ediyor olsanız da doktor muayenesinin ve gerekli görülürse istenebilecek olan ultrason veya mamografinin önemi büyük.

Tüm kanserlerin son yıllarda gösterdiği artışı da düşünecek olursak yapılacak şey elimizden geldiği kadarıyla gerekli önlemleri almak.

Sevgili bayanlar, hayat güzel.. neşeyle, sağlıkla, keyifle yaşamalısınız. "

Yazının devamı...

Tüp bebek tedavisi ve merkezler hakkında bilmeniz gereken 10 Gerçek..

4 Ekim 2012

1. Tüp Bebekte başarı oranı nedir?

Merkezler başarı oranlarını genellikle standart bir deneme başına % 40 ile 60 arasında belirtirler. Ancak, sizin başarınızı sadece ve sadece sizin özellikleriniz belirler. Bireysel bir çiftin başarı şansı o çifte ait kısırlık sebebi, yaş ve yaşam tarzı gibi bir dizi faktöre bağlıdır. Genel olarak, 35 yaşın altında tüp bebek tedavi başına gebelik yüzde 50 gibi bir şansa sahiptir. Bu şans 40 yaş üzerinde belirgin olarak azalır ve 45 yaşında bir bayan için ise istisnai durumlar dışında % 5'in altındadır. Unutmayın ki şans her zaman önemli bir rol oynamaktadır. Yıllar içersinde edindiğimiz tecrübe göstermektedir ki inat eden, direnen ve umudunu yitirmeden denemelerine devam edenlerin çok büyük çoğunluğu bebeklerine kavuşmaktadır. Eğer aynı merkezde üç deneme sonrasında halen sonuç alamadıysanız başka merkezlerle de mutlaka görüşün. Bu aslında büyük oranda o merkezin başarısızlığından değil, bence sizin artık psikolojik olarak bir değişime ihtiyacınız olduğundandır.

2. Tüp bebek tedavi maliyeti ne kadar?

Tüp bebek tedavisi aslında işletme giderlerini de kattığınızda merkezden merkeze değişmekle birlikte yaklaşık 2000-2500 Tl civarında bir maliyete sahiptir. Özel sektördeki merkezlerin ayakta kalabilmesi ve kar etmesi de gerektiğinden, merkezler tecrübeli ekip ve personel çalıştırmaları, tıbbi cihaz ve malzeme seçimine gösterdikleri özen, otelcilik hizmetleri vs. gibi konuları göz önüne alarak kendilerine göre bir fiyat belirlemekte ve çiftlerden bunu talep etmektedirler. Bu arada sakın "en ekonomik olanını seçeyim nasılsa hepsi aynı işi yapmıyorlar mı" demeyin. Ucuza çıkarayım derken hüsrana uğrarsınız. Tüp bebek tedavisi beğenmediğinizde iade edilebilen bir ürün veya hizmet değildir. Sonuç negatif ise maddi manevi tüm uğraşlar sonuçsuz kaldı ve baştan almak zorundasınız demektir. Yani seçimi en baştan doğru yapmalısınız.

3. Kadınların gebe kalma özellikleri ne zaman azalmaya başlar ?

Bir kadının doğurganlığı 35 yaşından itibaren önemli ölçüde düşmeye başlar. Yaşla birlikte azalan yumurta sayıları tüp bebekteki başarıyı düşüren önemli bir konudur. Yine, yumurta kalitesi ve döllenme oranları da 35 yaşından itibaren azalır. Bu konuda yorum yapmaya yardımcı birçok test vardır. AMH testi ise yumurtanın kalitesinden çok elde edilecek yumurta sayısıyla ilgili bilgi verebilmektedir. Araştırmalara göre kadınlar nasıl olsa tüp bebek tedavisi var diye değil ancak doğru adamı bulmadıklarını düşündükleri için evliliği ve anne olmayı ertelemektedirler. Ancak kadınlara bu konuda tavsiyemiz mümkünse anne olmayı 40 lı yaşlara ertelememeleridir. 40 yaşından sonra her yıl işler çok daha zorlaşmaktadır.

4. Erkeklerin üreme yetenekleri de yaşla birlikte azalır mı ?

Kadın yaşından sonra, erkek sperm problemleri gebelik oluşumunu etkileyen en önemli faktördür. Problemler sperm içindeki DNA hasarına, bozulmuş sperm şekillerine azalmış miktara ve harekete bağlıdır. Bu sorunlar 50 yaşın üzerindeki erkeklerde daha sık görülür. Kadınlar bebekliklerinde belli bir yumurta sayısı ile doğar ve bunu belli bir hızda tüketirler. Erkekler ise sürekli yeni sperm üretir. Ancak, erkek yaşı ilerledikçe sperm kalitesi bozulma olduğu, genlerinin bozulduğu da bilinmektedir. Dolayısıyla erkeklere de tavsiyemiz kadınlar kadar olmasa da baba olmayı çok geç yaşlara ertelememeleridir.

Yazının devamı...

Çikolata Kistim var..

27 Eylül 2012

Adı kulağa hoş gelse de hiç de hoş olmayan bir hastalık bulgusudur çikolata kisti. Bu kiste yol açan Endometriozis hastalığı kadınların yaklaşık yüzde 10 kadarını etkileyen oldukça yaygın bir sağlık sorunudur. Endometriozis, normal olarak rahim iç boşluğunda olması gereken dokuların vücudun başka yerlerine taşınarak oralarda yerleşmesi sonucu ortaya çıkan bir problemdir. Bu doku karın içindeki organlarda (yumurtalık, rahim kanalı, karın iç zarı, bağırsaklar, idrar kesesi) bulunabildiği gibi karın dışında da bulunabilir. Adet zamanında rahim iç zarında meydana gelen kanama ile beraber bu endometriozis odaklarının bulunduğu bölgelerde de kanama benzeri belirtiler olur ve birçok şikâyetlere neden olur. En sık rastlanan şikâyet ağrılı adet görmedir. Rahim dışında biriken bu dokular, ileri dönemlerde sürekli kasık ağrısı ve kısırlık gibi bazı problemlere de neden olabilir.

Endometriozisin kesin nedeni halen bilinmemektedir. Bu konuda en yaygın kabul gören teori, adet kanamaları sırasında rahim içindeki dokuların kadının tüplerinden geçerek karın boşluğuna yerleşmesi ve burada gelişimini sürdürmesidir. Bağışıklık sisteminin de buna izin verecek şekilde normalden farklılık gösterdiği düşünülmektedir. Kadının yumurtalıklarında endometriosis oluşması durumunda kistler (çikolata kistleri) oluşabilir ve bunlar eğer çok büyürlerse ciddi problemlere yol açabilirler. Çikolata kistleri her zaman kesin olmamakla birlikte ultrasonografi ile görülebilir. Kesin tanı ise yalnızca laparoskopi işlemi ya da açık ameliyatla konulabilir. Laparoskopi, hastalığa tanı konulmasında yararlı bir işlem olup, ayrıca hastalığın ciddiyetine ilişkin fikir de vermektedir. Bu işlem ayrıca, doktorun sizin için en iyi tedavi planını hazırlamasında da yardımcı olacaktır. Tanı konulurken eş zamanlı olarak endometriosis odaklarının cerrahi tedavisi de uygulanabilir.

Hamile kalmakta güçlük çeken kadınlarda endometriozis hastalığı görülme olasılığı artmaktadır. Bu kadınların bir kısmında, özellikle de ileri evre endometriosis hastalığı olanlarda, endometriozisin neden olduğu tahribat Fallop tüplerinde (rahim kanalları) tıkanıklığa yol açmaktadır.

Endometriosisin tedavisi is pek kolay değildir. Uygulanan tedavilerin temelde amacı ağrıyı gidermek ve kısırlığı ortadan kaldırıp gebe kalmayı sağlamaktır. Bu amaçla değişik tıbbi ve cerrahi tedaviler uygulanabilir. Tıbbi tedaviler ağrı kesmenin dışında, endometriozisin östrojene (kadınlık hormonuna) bağımlı bir hastalık olması prensibine dayanır. Hamilelik ve menopoz endometriozis oluşumunu engelleyen iki doğal durumdur. Hormonal tedavilerde amaç aslında bu iki doğal durumu taklit etmektir. Öncelikle tıbbi tedavilerle sorunlar giderilmeye çalışılmalı ancak eğer büyük çikolata kistleri ya da tıbbi tedaviyle giderilemeyen ağrı gibi sorunlar varsa cerrahi tedavi düşünülmelidir.

Yazının devamı...

Yumurtalık Kistim Var..Ne Yapmalıyım ?

20 Eylül 2012

Yumurtalıklar alt karın boşluğunda, rahmin yanlarında bulunan organlar. Kadınların anne olmasını sağlayan hücreler olan yumurtalar bu organlarda depolanıyor. Ayrıca yumurtalıklardan salgılanan hormonlar da, adet düzenini sağlıyor. Aslında sık karşılaşılan bir sorun olan Yumurtalık kistleriiçi genellikle sıvı dolu yapılardır. Hemen hemen her kadında hayatının bir döneminde yumurtalıklarında kist saptanabilir. Bu kistler genellikle bulgu vermezler ve tedavi dahi gerektirmezler. Ancak bazen kistlerin içerdikleri hücre türüne bağlı olarak hormon veya benzeri maddeler salgılayabilir ve bazı şikayet ve bulgulara sebep olabilirler. Çok nadiren yumurtalık kistleri kötü huylu hücreleri de barındırabilir. Kısacası kist diyip boş vermemek gerekir.

Kistlerde en sık rastlanan şikayetler kasık ağrısı, cinsel ilişkide ağrı, karında dolgunluk ve basınç hissi ve adet düzensizlikleridir. Kistin sapı etrafında dönmesi ( torsiyon) ya da patlaması durumunda ise çok şiddetli karın ve kasık ağrısı ortaya çıkabilir. Basit kistlerin en sık nedeni hormonal düzensizliklerdir. Normalde her adet döneminde yumurtalıklarda zaten boyutları 2-2,5 cm'ye kadar ulaşabilen folikül adını verdiğimiz bir basit kistçik oluşur. Sonra bunun çatlaması ile yumurtlama gerçekleşir. Ancak hormonal düzensizliklerde bu yumurta taşıyan sıvı dolu kesecik ya çatlamaz ve sabit kalır ya da büyümeye devam ederekkist şekline dönüşür. Bunlar genellikle tek taraflıdır ve eğer çok fazla büyümezlerse ağrıya neden olmaz ve sıklıkla da kendi kendine kaybolurlar. Yine kistlerin en sık sebeplerinden birisi de psikolojiktir ve aşırı stres de hormonal dengesizlik yaratarak kist oluşumuna yol açabilir.

Eğer kistler 5-6’cm’nin üstüne çıkarlar ise bazı riskler artmış demektir. Ayrıca kistlerin çapları büyüdükçe ve ultrason ile diğer bazı özellikleri de gösteriyorlarsa (her iki yumurtalıkta birden kist görülmesi, çeperinin kalın olması, içersinde katı yapıların izlenmesi, kistin dışına taşan düzensiz yapıların olması, içersinde farklı bölmelerin olması, karın içersinde sıvı toplanması vs. gibi) bu kistlerin kötü huylu olma olasılıkları da arttığından tanının netleşmesi gerekir ve müdahale edilmelerinde fayda vardır. Hekiminiz muayene sonunda bu olasılıktan size bahsedecektir. Eğer müdahele gerekiyorsa operasyonun tipi genellikle laparoskopi şeklinde yapılmaktadır. Böylelikle karın katları kesilmediğinden kişi evine ve işine kısa sürede dönebilecek ve ameliyat sonrası şikayetleri de daha az düzeyde olacaktır. Eğer kistin kötü huylu olma olasılığı belirgin olarak yüksekse o zaman hekim açık operasyonu da tercih edebilir.

Basit kistlerin dışında özel bazı kistler de vardır. Endometriyozis hastalığı seyrinde gelişen çikolata kistleri ve yine iyi huylu bir tümör olan dermoid kistler de sık görülen kistlerdendir. Çukulata kistlerinin altında yatan sebep olan endometriyosis hastalığının cinsel organlar ile komşu organlar arasında yapışıklıklara neden olabilmeleri de ayrı bir sorundur. Dermoid kist ise çıkarılması nispeten zor bir kisttir ve bazı durumlarda tüm yumurtalık dokusuna yayılım gösterdiklerinden sağlam doku bulunması zor olabilir ve nadiren de olsa kistle beraber yumurtalık dokusunun da çıkarılması gerekebilir.

Çapları 5-6 cm’den küçük olan ve yukarıda bahsedilen özellikleri taşımayan kist veya kistlerin varlığında hekiminiz genellikle doğum kontrol hapı gibi yumurtalıkları baskılayıcı bir tedavi ile kistin küçülüp küçülmediğini takip edecektir. Eğer küçülme yok ise müdahale kararı tekrar gözden geçirilir. Ayrıca ultrasonografinin yanında tümör belirteçleri denilen kan tahlilleri de kistin doğası hakkında bilgi verebilmektedir. Ancak unutulmamalıdır ki bu belirteçler sadece kötü huylu hastalıklarda değil birçok basit olayda da yükselebilir. Ama özellikle düşük çıkmaları hekimi daha olumlu düşünmeye sevk edecektir.

En iyisi tüm bu detayları hekiminize bırakmanız ve daha ciddi sorunlarla karşılaşmamak için hekiminizi düzenli aralıklarla ziyaret etmeniz. Unutmayın ki hiç bir şikayetiniz olmasa da sadece yılda bir kez jinekoloğunuza mutlaka gitmelisiniz.

Yazının devamı...