Rahimde ur dedikleri...

11 Eylül 2012

Rahimde ur dendiğinde akla ilk gelen myomlardır. Myomlar ya da halk arasında söylendiği şekilleriyle miyom, rahim ve rahim ağzında görülebilen, aslında iyi huylu tümörlerdir. Genellikle yuvarlak ve pembemsi renktedirler ve rahim içinde her yerde bulunabilirler. Otuz beş yaşın üzerindeki kadınların % 20’sinde myom görülmektedir. Yani aslında oldukça sık rastlanan oluşumlardır. Myomlara en çok 35-45 yaş grubu kadınlarda rastlanır. Ergenlik döneminden önce görülmesi çok ender bir durumdur. Yine menopoz döneminde de myom görülme sıklığı düşüktür ve doğurganlık yaşlarında miyom tanısı almış çoğu kadında, menopoza girdiklerinde myom boyutlarında küçülme ve şikayetlerde gerileme görülür.

Myom Nasıl Oluşur ?

Myomun ortaya çıkmasında östrojenin (kadınlık hormonunun) rol oynadığı gösterilmiştir. Genel olarak myomlarda % 0.5 oranında kanser gelişim olasılığı olduğu kabul edilmekle birlikte, birçok çalışmada bu oranın çok daha düşük olduğu görülmüştür. Yani myomu olan kadınların telaşlanmalarına aslında gerek yoktur. Daha da açıkçası sokaktan geçen her 5 kadının birinde büyük ya da küçük myom vardır.

Myomlar sıklıkla belirti vermezler ve sessizlerdir. Bazen jinekolojik muayeneler esnasında rastgele de tespit edilirler. Ancak çoğu zaman büyüme ve yerleşimleriyle orantılı olarak şu şikayetlere yol açabilirler: Adet kanamalarının fazla olması ve uzun sürmesi, adet arası dönemde ara kanamalar,

fazla miktarda kanamalara bağlı kansızlık oluşması, idrar torbasına bası nedeniyle sık sık idrara çıkma, eğer çok büyürlerse karında büyüme veya şişlik, ele gelen kitle, adet dönemlerinde ya da cinsel ilişki sırasında kuyruk sokumuna doğru ağrı, tüplerin ya da rahmin ağzını kapayarak gebe kalmayı engelleme ve kısırlığa neden olma gibi. .

Rahim içini kaplayan myomlar bazen tekrarlayan düşüklere de yol açabilirler Myom tanısı koymak aslında oldukça kolaydır. Tipik belirtilerle gelen bir kadında yapılan basit bir muayene ve ultrason ile tanı konur.

Myomların tedavisi, hastanın şikayetlerine ve yaşamının gelecek dönemine ait planlarına uygun olarak planlanmalıdır. Çocuk sahibi olmayı düşünmeyen, ailesini tamamlamış ve ileri yaştaki bayanlarda eğer rahimin büyük bölümü myomlarla kaplanmış ise en uygun seçenek rahimin tamamının alınmasıdır. Unutulmamalıdır ki rahimin bebek taşıyıp doğurmaktan öteye bir başka görevi yoktur. Rahim alınması sırasında eğer yaş ileri ve menopoza yakın veya menopoz sonrasıysa yumurtalıkların alınması da uygun olacaktır.

Eğer genç ve çocuk doğurma olasılığı olan bir bayanda myom saptanır ise ve şikayetlere de yol açmış ise elbette o zaman myomun çıkarılması ve rahimin korunması gerekecektir. Bu işleme myomektomi operasyonu adı verilir. Miyomektomi operasyonu ve rahim alınması operasyonları genellikle açık yapılan işlemler olmalarına karşın bazı durumlarda Laparoskopi denilen kapalı ve kesilmeden yapılan operasyonlar şeklinde de yapılabilir. Bunun için bu tür işlemlerde tecrübeli bir hekimin bu operasyonları uygulaması gerekir.

Yazının devamı...

Doğal Yaşamdan Uzaklaşan Erkeğin Sonu..

31 Ağustos 2012

Doğal Yaşamdan Uzaklaşan Erkeğin Sonu..

Ben ürolog / androlog değilim..ama bir tüp bebek merkezinde çalışınca karşınıza gelen çiftleri değerlendirdiğinizde erkek problemlerinin belirgin şekilde arttığını görmemek de mümkün değil..

Genel anlamda kısırlık sorunlarının yarısına yakını erkeklerden kaynaklanır derken şimdilerde sanki erkek sorunları daha da artmış gibi görünüyor. Bu sadece kişisel gözlemimiz değil elbette..araştırma sonuçları da bunu destekliyor. Dünya Sağlık Örgütü de normal erkek sperm sayı ve hareketini yakın bir geçmişte aşağıya çekti. Yapılan araştırmalarda da son 50 yılda erkek sperm sayı ve hareketlerinin azaldığı ortaya konuldu.

Peki, nedir bunun sebepleri?

Büyük suçlu aslında yaşamımızın içinde olan, bizi farkettirmeden yavaş yavaş hastalandıran kimyasallar ve toksik maddeler muhtemelen.

Gıda, temizlik gibi alanlarda kullanılan plastik malzemelerden salınan ve vücudumuza giren fitalatlar, artan hava kirliliği, içme suyundaki kirlenme, tarım ilaçlarının kontrolsüz yoğun kullanımı ve hayatımızın içersine tamamen yerleşmiş olan cep telefonu veya kablosuz bağlantılı dizüstü bilgisayarlar, elektromanyetik dalga yayan mikrodalga fırınlar ve benzeri sayısız cihaz da aslında erkeğin geleceğini tehdit ediyor…

üreme sağlığı ve kısırlık konularında dünyanın önde gelen saygın dergilerinden birisi olan ‘Fertility and Sterility’ dergisinde geçen aylarda yayınlanan bir çalışmada; erkeklerin dizüstü bilgisayarlarını üreme organlarına yakın bir yerde uzun süre tutmaları ile testislerde belirgin ısı artışı ve kablosuz bağlantı kullanımından oluşan elektromanyetik dalgalara maruz kalma sonucunda sperm üretiminde bozulma oluştuğu bildirildi. Aşırı sıcak ortamın sperm üretimini bozduğu, hareketli sperm oranını azalttığı zaten bilinmekteydi, buna bir de teknolojinin hayatımıza soktuğu elektromanyetik dalgaları da kattığımızda, alın size üreme sorunları..

İş üreme yeteneğinin azalmasıyla sınırlı kalsa yine iyi de, potansiyel olarak kanser tehlikesinin de altında aynı sebepler yatabiliyor. Hemen tüm dokuların kanserlerinin oluşumunda çevresel faktörlerin rolü artık biliniyor. Dünya Kanser Raporuna göre kansere yakalanma yaşı da gittikçe küçülüyor ve 2030 yılında birinci ölüm nedeni olacakmış. Kanser hakkında fazla konuşmaya gerek yok, hepimiz nasıl bir hastalık olduğunu, dostlarımızı sevdiklerimizi nasıl acımasızca alıp götürdüğünü biliyoruz. Babasını kanserden yitiren biri olarak bunları yazmak benim için de ayrıca anlamlı..

Yazının devamı...

Ana rahmine düşmeden sağlık taraması...

24 Ağustos 2012

Günümüzde ciddi genetik hastalıklar gebelik sırasındaki taramalarda veya doğumdan sonra tanımlanabilmektedir. Ancak bebekteki bu hastalıklar ultrasonografi, amniosentez gibi yöntemler ile ancak gebeliğin dördüncü ayında saptanabilmekte ve önemli bir sorun bulunması durumunda da gebelik 5. ay civarında sonlandırılmaktadır. Bu yüzden psikolojik olarak bebeğe hazırlanan ve bağlanan anne baba adayı ciddi olarak travmaya uğramaktadırlar.

Son yıllarda genetik bilimindeki gelişmeler sayesinde henüz gebelik oluşmadan, tüp bebek yöntemleriyle laboratuar ortamında geliştirilen embriyolar üzerinde genetik inceleme yapılması ve seçilmiş olan sağlıklı embriyoların anne adayının rahmine yerleştirilmesi mümkün olmuştur. Bu yönteme gebelik öncesi genetik tanı (Preimplantasyon Genetik Tanı-PGT) adı verilmektedir.

Elbette bu yöntem tüp bebek tedavisi gerektiren durumlarda ve bilinen bir hastalığın taranması durumlarında geçerlidir. Gebelik öncesi genetik tanı, anne ve baba adayından elde edilen yumurta ve sperm hücrelerinin laboratuar ortamında döllendirilmesi sonucu gelişen embriyolardan bir adet hücre alınması ile gerçekleştirilmektedir.

Günümüzde, transfer öncesi genetik tanı yapılan hastaları iki ana grupta toplamak mümkündür:

1. Genetik tarama grubu

a) Üç veya daha fazla düşük yapmış olanlar (tekrarlayan düşükler),
b) Gebelikle sonuçlanmayan üç ya da daha fazla tüp bebek denemesi bulunan çiftler (tekrarlayan implantasyon / tutunma başarısızlığı),

Yazının devamı...

Eşimin Sperm Tahlili Kötü Çıktı, Şimdi Ne Olacak ?

13 Ağustos 2012

Bir kadının gebe kalma olasılığıyla eşinin sperm sayı ve hareketliliğin paralellik gösterdiği iyi bilinmektedir. Dünya Sağlık örgütü kriterlerine göre sayı olarak en az 15 milyon/ml ve üstü olması, hareket oranlarının da en az % 40 olması gerekmektedir. Aslında günümüzde bu sayının arttırılması ile ilgili bilimsel olarak kanıtlanmış çok etkili bir medikal tedavi olmadığını söylemek gerekir. Öncelikle sperm sayı ve hareket azlığının saptanabilir bir sebebi olup olmadığının araştırılması gerekir.

Örneğin erkekte bazı hormonların eksikliği saptanmışsa bu hormonların belli bir süre dışarıdan verilmesi sperm sayısını arttırabilecektir. Süt hormonu gibi bazı hormonların da fazla salgılanması da yine sperm üretimini bozabilir. Ayrıca bazen yoğun iltihaplar da sperm sayı ve özellikle hareketini azaltabilmektedir. Araştırmada bu sebepler saptanırsa doktorunuz size tedavi planı yapacak ve takip edecektir. Eğer görünür hiçbir sebep ortaya koyulamazsa da şu tavsiyeler bazı durumlarda yararlı olabilir.

Öncelikle sperm sayısını artırmak amaçlı beslenme değişiklikleri, kilo ve yaşam alışkanlıkları gibi faktörler ele alınmalıdır.

Her şeyden önce stresli bir yaşam sperm üretimini olumsuz etkileyebilir, olabildiğince stresten uzak kalmalı düzenli egzersiz yapmalı ve uykunuzu düzenli uyumalısınız.

Sigara zararları en açık şekilde kanıtlanmış toksindir. Uzun vadede değişik organlarda kanser yaptığı gibi birçok çalışmada sperm sayısını, hareketini ve şeklini olumsuz etkilediği bilinmektedir. Merkezimizde, yoğun sigara içen erkek ve bayanlara tedavi başlamadan önce mutlaka ve mutlaka sigarayı bırakmalarını tavsiye ediyoruz. Eğer varsa obezite yani aşırı fazla kilolarınızdan da kurtulmalısınız.

Testislerinizi ( hayalarınızı) yüksek ısıdan korumalısınız. Fin Hamamı, sauna ve çok sıcak su banyoları sperm üretimini olumsuz şekilde etkileyebilir. Aşırı sıcak suda uzun zaman geçirirseniz sperm sayısı belirgin olarak düşebilir. Yine dar ve naylon iç çamaşırları mümkünse giymeyin.

Çok aşırı kahve tüketmeyin. Elbette günde bir iki fincan kahve içilebilir ama daha fazlası sperm hareketliliğini azaltabilir.

Yazının devamı...

Yumurtalıklarım Kaç Yaşında?

2 Ağustos 2012

Amh Testi nedir?

Anti - Müllerian Hormon (MIS) , doğrudan yumurtalıktan salgılanan bir glikoproteindir . 6 mm ye kadar olan yumurta hücrelerinden salgılanır . AMH salgısı kız çocuklarında 36. gebelik haftasında başlar , menopoza kadar devam eder . Kadında mevcut yumurta miktarını göstermek amacıyla AMH ölçümü giderek yaygınlaşmakta ve yumurta sayısı ile güçlü bir ilişkisi olduğu düşünülmektedir . Yumurta sayısı azaldıkça kan düzeyleri düşüş gösterir. AMH salgısının yine önemli bir belirteç olan Folikül Stimülan Hormon (FSH) ile bağlantısı yoktur . AMH ölçümlerinin FSH ‘ya oranla bazı avantajları da vardır .

Ancak unutulmamalıdır kiAMH düzeyleri gebelik konusunda kesin bir sonuç vermez , menopoz yaşı hakkında da belirleyici değildir , çok düşük AMH düzeylerinde de gebelikler elde edilmiştir.

38 yaşın altındaki normal yumurta sayısına sahip sağlıklı bir kadında kanamanın 3. Gününde yapılan kan AMH değerleri 2.0-6.8 ng/ml dir , ancak polikistik yumurtalığı olan hastalarda yüksek seviyede bulunmuştur

Fertilite Potansiyeli (Fertilite : Doğurganlık) AMH düzeyleri ng / mL

AMH ölçümleri kadının doğurganlık potansiyelini ve tedaviye vereceği yanıtı belirlemede kullanılabilir.Serum AMH düzeyleri yumurtalıktaki yumurta sayısıyla bağlantılıdır , düşük AMH seviyeleri olan bir kadın büyük ihtimalle tedaviye kötü yanıt verecektir. Ayrıca düşük AMH düzeyleri azalmış yumurtalık reservi hakkında da uyarı verecektir.

Polikistik yumurtalığı olan kadınlarda artmış yumurta hücreleri (granülosa) ile AMH arasında ilişki vardır PCO li kadınlarda AMH değerleri 6.8 ng/ml bulunmuştur , bu değer polikistik yumurtalık tanısı konmasında ve tedavi sırasında gelişebilecek aşırı uyarılma (OHSS) tehlikesini önceden haber verme konusunda yardımcı olmaktadır.

Doç. Dr. Selman Laçin

Yazının devamı...

Kısırlık Kök Hücre İle Tarihe Karışacak

20 Temmuz 2012

Çocuk sahibi olamama, evli çiftlerin yaklaşık %15'inin sorunu. Ancak basit yöntemlerle sonuç alınamasa bile günümüzdeki teknik olanaklar sayesinde Tüp Bebek merkezleri büyük olasılıkla çiftlere çözüm sunuyor. Sonuçta eğer erkekte bir iki tane bile sperm hücresi ve kadında da yumurta hücresi bulunursa bunların laboratuvarda birleştirilmesiyle ailelerin bebeklerine kavuşması sağlanabiliyor. Ortalama üç deneme sonrasında Tüp Bebek tedavilerinde toplamda % 85-90 lara ulaşan bir gebelik oranı var.

Ancak ne yazık ki yine de bazı çiftler var ki, erkeğin ameliyatla dahi testislerinden sperm, kadından ise sağlıklı yumurta elde edilemiyor ve tüp bebek tedavisi transferle sonuçlanamıyor. Artık günümüzde tıp şu an için imkansız denen böylesi zor durumların tedavisine yönelik çalışmalar içersinde. Kök hücre teknolojisi de bu araştırmaların önde gideni..

Kök hücrelervücutta bulunan doku ve organları oluşturan en temel hücreler. Embriyonun ana rahminde gelişimi sırasında çoğalarak, yönlendikleri dokuları ve bunlardan da organları yapıyorlar. Sonra da organ hasarlarında, ya da ihtiyaç ortaya çıktığında tekrar aktifleşerek çoğalmaya ve bozulmuş dokunun yenilenmesine çalışıyorlar. Günümüzde araştırmacılar kök hücreleri elde ettikten sonra, hasarlı olan organın içerisine vererek, sağlıklı hücrelerin oluşmasını ve dolayısıyla bozulmuş fonksiyonunu tedavi etmek için uğraşmaktalar. Kök hücreler kullanılarak tedavileri kısmen de olsa sağlanabilen organlar kalp kası, karaciğer dokusu, kemik dokusu ve sinir dokusu. Erkeklerde üreme hücrelerinin kök hücreleri ise testislerde bulunan spermatogoniumlar'dır. Eğer çoğalmalarını engelleyen bir durum söz konusuysa, erkekte sperm yokluğu yani azoospermi ortaya çıkıyor. Eğer bu hücreler uygun şekilde izole edilebilirlerse, başka dokularda ve testislerde de spermatogenezi yani yeni sperm oluşumunu sağlayabilecekler.

İşte bu yeni teknolojinin infertilite/kısırlık tedavisinde de kullanılması umut veren bir yaklaşım..

Kök hücreler erişkinlerde kemik iliğinden; embriyo hücrelerinden ve kordon kanından elde edilebilirler. Başkasının kök hücrelerinin kullanılması durumunda vücut bu hücreleri kabul etmeyebiliyor. Bu nedenle kişinin kendi kök hücrelerinin kullanılması daha mantıklı görünüyor. Örneğin çocuk doğduğunda kordon kanı alınarak içerisindeki kök hücreler saklanırsa, çocuk erişkin yaşa geldiğinde bu hücreleri kullanılarak bazı hastalıkları tedavi edilme şansı olabilecektir. Kordon kanı bankacılığının ana hedefi de budur. Doku uyumluluğu gösterilmiş olan kardeşler arasında da kök hücre nakli başarılabilmektedir. Bir diğer alternatif de, kendi kemik iliğinden alınan kök hücrelerin kullanılmasıdır.

Kök üreme hücreleri olan spermatogoniumların çoğalmasındaki sorunun aslında hücrenin kendinden çok bunları çevreleyen ve destekleyen civar hücrelere ait olduğunu düşünülmektedir. Bu destek (Sertoli) hücreleri genetik olarak bozuk olan hayvanlarda, üreme kapasiteleri olmayan spermatogoniumların, sağlıklı hayvanlara nakledilmeleri durumunda normal çoğalmalarını başarabildikleri ve hatta bunlardan yavrular bile doğabildiği gösterilmiştir.

Aynı durum, normalde menopoz yaşı 48-49 olması gerekir iken, 40 yaşından daha önce hatta 20 li yaşlarda yumurtaların tükenmesi sonucu üreme yeteneğini kaybeden erken menopoz hastası genç kadınlar için de söz konusu. Yumurtalıklardan veya kan hücrelerinden elde edilecek kök hücrelerle yeni yumurta üretimi de pek yakında başarılacak ve bu kadınların da anne olması mümkün olacaktır.

Öyle görülmektedir ki belki en fazla 5-10 yıl içinde daha da gelişecek ve kusursuz hale gelecek yöntemlerle, kısırlık sorunu yaşayan erkekler ya da kadınlar cilt veya kemik iliğinden alınacak kök hücrelerle, kendi genlerini taşıyan çocuklara sahip olabilecekler.

Yazının devamı...

Yumurta rezervim neden az? Anne olabilir miyim?

11 Temmuz 2012

Bilinen odur ki, kadınlar henüz annelerinin karnında bir bebekken tüm yaşamları boyunca kullanacakları yumurtalar gelişir ve onlarla birlikte doğarlar. Sonrasında da yeni yumurta üretimi olmaz. Yumurtalık içindeki yumurtaların artan yaşla birlikte azalması normal ve fizyolojik bir süreçtir. Kız çocuğunun anne karnında 5 aylıkken sahip olduğu yumurta sayısı yaklaşık 6-7 milyon kadardır, bu sayı doğumda 1-2 milyona düşer, çocukluk çağında yavaş yavaş azalarak ergenlik döneminden itibaren ayda bir yumurta yumurtlamak suretiyle bu azalma menopoza kadar aylık ortalama 350-400 yumurta harcayarak devam eder. Bu yumurtalar yumurtalıklar içerisinde follikül denen içi sıvı ile dolu küçük boşluklarda saklanırlar. Küçük kız doğurganlık çağına girdiğinde aylık döngüler (adetler) başlar. Her adet sırasında yumurtalık bir yumurta geliştirir. Nadiren birden çok da olabilir. Bu yumurta erkekten gelen sperm hücresi ile birleşirse gebelik oluşur.

Bir kadının gebe kalabilme şansı aslında en yüksek 25 yaşları civarındadır. Gebe kalma oranı yaşla birlikte azalır ve 35 yaşında itibaren bu azalma hızlanır ve 40 yaşından sonra da belirgin olarak azalır. Daha önce çocuk sahibi olmuş kadınlarda bile gebe kalabilme 45 yaşından sonra neredeyse imkansız hale gelir. Kişisel farklılıklar elbette oldukça önemli rol oynayacaktır ama genel olarak 45 yaşından sonra tüp bebek tedavisi de yapılsa gebelik oranı % 5'in altındadır. Yumurtalık kapasitesinin azalması ve dolayısıyla üreme fonksiyonunun kaybı menopoz ile aynı anlamda değildir. Kadın adet görebilir ama anne olma şansı azalmıştır. Halen adet oluyorum neden çocuk sahibi olamıyorum sorusunun cevabı bu fizyolojide yatmaktadır.

Ailesinde erken menopoz olan kadınların özellikle daha dikkatli olmaları gerekir. Bu kadınlarda yumurtalık kapasitesi daha erken tükenir. Genetik olarak belirlenen menopoz yaşından yaklaşık 5-10 yıl öncesinden çocuk sahibi olmada sorunlar ve gecikmeler ortaya çıkabilir, örneğin 40 yaşında menopoza girecek olan bir kadın 30 yaşından itibaren çocuk sahibi olmakta zorlanmaya başlar. Bu nedenle özellikle annesinde, teyzesinde ve ablalarında erken adetten kesilme, erken menopoz durumları olan bayanların anne olmayı ertelememeleri gerekir.

İleri Yaşın ve genetik etkilerin dışında başka yumurtalık rezervinin erkenden azalmasına sebep olabilecek başka faktörler şunlardır:

1. Endometriosis hastalığının kendisi ve çukulata kistleri değişik faktörler üzerinden yumurtalık rezervini ve gebe kalma kapasitesini etkileyebilirler.

Yazının devamı...

Erkekte Varikosel Nedir ? Tedavi Edilmeli midir ?

2 Temmuz 2012

Varikosel, erkekteki testislerden (sperm üreten yumurtalıklardan) kalbe dönen toplardamarlarda oluşan bir çeşit varisleşme yani damar genişlemesidir. Genellikle hafif düzeylerinde hiçbir bulgu vermeyebilir. Ancak yıllar içersinde ilerleyerek torbalarda şişkinlik, nadiren ağrı ve ayrıca sperm yapım ve hareket bozukluğuna neden olabilir. Çok ilerlemiş durumlarda testis boyutlarında azalma ve temel erkeklik hormonu olan testosteron yapımında bozukluklara da neden olabileceği söylenir. Skrotum denilen ve testisleri koruyan dış torbalardaki ısı vücut ısısından genellikle birkaç derece daha düşüktür. Yani spermlerin en sağlıklı biçimde üretilmesi için normal vücut ısısından daha serin bir ortama gereksinim vardır. Torbaların içersinde oluşan varisler içersinde kan göllenmesi oluşacağından, artan ısı sperm üretimini olumsuz etkiler ve sperm kalitesini bozabilir. Sadece ısı artışı değil, ileri sürülen bir başka teori de artmış damar yapısı ve kanlanma nedeniyle böbrek ve böbrek üstü bezlerinden gelebilecek toksik maddelerin ve serbest radikallerin testiste birikebileceğidir. Böylece özellikle spermlerin hareketinin ve kalitesinin etkilenebileceği iddia edilmiştir.


Görülme sıklığı
Sperm testi bozuk olan ve kısırlık sorunu olan erkeklerin %25-30 'ında muayene sonucunda varikosel bulunur. Ancak normal sperm değerlerine ve sahip çocuk sahibi erkeklerin de %15'sinde de varikosel tespit edilmiştir. Varikosel genellikle sol tarafta görülür, sol taraftaki toplardamarlar biraz daha uzundur ve içindeki kanın döküldüğü ana damara daha dik açıyla bağlandığından kan tam olarak boşalamaz. Bazen çift taraflı nadiren de sadece sağ tarafta ortaya çıkabilir.


Nasıl tanı konur?
En önemli tanı yöntemi fizik muayenedir. Testise giden damar ve sinir yapısının elle muayenesinde teşhis konulur. Muayenede öksürtme veya ıkındırma ile karın içi basıncı arttırılır ve genişlemiş damar yapısı tanınır.

Yazının devamı...