PEYNiRiN HiKAYESi

Eklenme Tarihi18.12.2016 - 2:30-Güncellenme Tarihi17.12.2016 - 21:24

İstanbul’da 80’li yıllardaki belediyecilik faaliyetlerini izleyen, tüm resepsiyonlara katılan ve tebessümüyle herkesin sevgisini kazanan genç bir gazeteci vardı; Atılay Kandemir...

Kendisi yıllar sonra sayfa komşum oldu. Yüzündeki tebessüm ve iyilik yapma aşkı daha da artmış. Bana bir peynir çiftliğinin tanıtım davetiyesini yollamış. O gün yurt dışında olduğum için katılamadım fakat daha sonra bu projeyi babası Yılmaz Sezer’in aklına sokup arkasında duran kızı Rengin Sezer’le Akaretler’deki Rani Çiftliği ofisinde buluştuk. Manavgat Evrenseki’de 1994’te 200 bin metrekarelik bir arazi alıp 34 bin ağaç dikme, binalar yapma, bir çiftliği sıfırdan yaratma ve sıra dışı peynirler üretme… Yaptıkları bununla da kalmıyor, Angus ineği üretme ve damızlık olarak satma, Suriye’den getirdikleri keçileri çoğaltma ve çiftliklere verme gibi birçok konuya el atmışlar.

En önemlisiyse mezbahaların, hayvanlarınve otellerin tüm atıklarını biyoenerjiye dönüştürüyorlar. 

Bu yapılan işlemin tüm kuruluşlara örnek olması, hatta devlet tarafından daha fazlateşvik görmesi gerekir.

Sürekli denetim yapılıyor

Hayvan yetiştirmede çok değişik bir metod kullanarak buzağı ve oğlakları süt emme dönemlerinde gün boyu annelerinin yanında bırakıyorlar ve böylece daha sağlıklı bir ırk oluşmasına destek oluyorlar. Peynirler İtalyan bir fabrikanın ustaları tarafından hem kontrol ediliyor, hem de sürekli denetleniyor.

Projenin başında sadece parmesan peynirinden sorumlu altın madalyalı bir uzman olan Mr. Marcello var. Gerçekten parmesanları, Avrupa’nın gurme mağazalarında satılan birçoğuyla rekabet edecek durumda. Diğer peynirlerse gouda, mozzarella, burrata, emmantel, maasdam, cedar ve keçi...

Bunların dışında özel ürün olarak; manda kaymağı, keçi sütü ve keçi yoğurdu da Rani Çiftliği’nde yılın büyük bir kısmında üretiliyor. Süt ürünleri yanında bir de et ve şarküteri bölümü var. Grubun modern et entegre tesislerinde yetiştirilen hayvanlar, hijyenik şartlarda kesilip salam, sosis ve sucuğa dönüşüyor. Çiftlikte ayrıca, 175 farklı türde 29 bin ağaç bulunuyor ve bunlardan zeytinyağı üretiliyor.

LARA FABIAN VE İSTANBUL 

Geçtiğimiz haftanın en büyük müzik organizasyonu, üst üste iki gece kapalı gişe dinlenen Lara Fabian konseriydi. Ertesi gün Atom Damalı’yla kahve içerken konserden bahsettim, etkisi hâlâ üzerimdeydi. Hemen telefonuna sarıldı ve bana bir link gönderdi. Önce dinle, sonra hikayesini anlatacağım dedi. Damalı, 2002 yılında Paris’te gittiği bir konserde seyircilerin büyük çoğunluğunu oluşturan fanları,Fabian’ın en ünlü şarkısı Je t’aime’i ezberlemiş ve sahneye çıkar çıkmaz hep bir ağızdan söylemeye başlamış. ‘Sahnede ağlamaya başlayan Fabian’a yapılan bu jestin, Fransa’da bir daha tekrarlandığını zannetmiyorum’ diye konuştu.

Fabian, İstanbul konserinin ilk gecesinde dört kişilik mini orkestrası, mütevazı tarzı ve spor giyimiyle alıştığımızın dışında bir sanatçı profili çizdi. Keşke uzun konuşmaları yerine bir şarkı fazla söyleseydi. 1986 yılında sanat hayatına başlayan ve hep yükselen bir trend çizen sanatçı, inanıyorum ki bizim ve yeni nesillerin genç ruhlu sevilen bir sanatçısı olmaya devam edecektir.

 Sonuç olarak Rani Çiftliği’nde etten süte, papayadan yumurtaya, zeytinyağından ev usulü tam buğday ekmeğine kadar her şey mevcut. Rengin Hanım bütün bunları bazen kimyager, bazen bahçıvan, bazen gıda mühendisi veya aşçı gibi adeta yaşayarak anlatıyor. Ben de en kısa zamanda bu çiftliği ziyaret edeceğim.

Etiketler