Arter’in Sergileri - 1

Yeni açılan bir müzenin, galerinin ilk sergileri o kurumun gelecek perspektifi, artistik yaklaşımı açısından büyük önem taşır ve bu ilk sergiler sonrakilere yol gösterir.

Geçtiğimiz aylarda Türkiye’nin en büyük ve şimdilik en önemli çağdaş sanat müzesi Arter açıldığında bu köşede binayı ve kurumu genel olarak ele alan bir yazı kaleme almış, sergileri daha sonra değerlendireceğimi belirtmiştim. Bunun nedenlerinden bir tanesi söz konusu sergileri çeşitli zamanlarda birkaç kez görmek istememdi.

Sergilerden önce şu hususu belirtmekte fayda var. Yeni açılan bir müzenin, galerinin ilk sergisi/sergileri o kurumun gelecek perspektifi, artistik yaklaşımı açısından büyük önem taşır ve bu ilk sergiler sonrakilere yol gösterir. Bu açıdan bakınca Arter’de açılan ilk sergiler beni tatmin etmedi. Bu sergileri teker teker değerlendirdiğimde başarılı bulabilecekken bütünü için maalesef aynısını söyleyemeyeceğim.

Beni en fazla etkileyen sergi Altan Gürman retrospektifi oldu. Eserlerine çok aşina olmadığım bir sanatçı olan Altan Gürman’ı bu sergi vesilesiyle tanıma fırsatı buldum diyebilirim. Sanatçının 1965-1976 yılları arasında ürettiği eserlerin tamamının Arter’in koleksiyonuna katıldığını biliyordum, bunları bir arada görmek beni gerçekten etkiledi. Ayrıca sanatçının arşivinin de Salt’la yapılan iş birliğiyle çevrimiçi erişime açılmış olması sanatçıyı yakından tanımak isteyenler için önemli bir fırsat.

Arşivin erişime açılması ve bu serginin yapılması inanıyorum ki Altan Gürman’la yapılabilecek akademik çalışmaların artmasına da yardımcı olacaktır. Küratörlüğünü Başak Doğa Temür’ün yaptığı sergiye eşlik eden yayında Barış Acar, Selen Ansen, Ahu Antmen, Duygu Demir, Bora Gürdaş, Ali Kayaalp, İz Öztat ve Nermin Saybaşılı’nın yazılarını okuyunca keşke Altan Gürman’ı daha önce tanıma fırsatım olsaymış dedim.

Arter’in Sergileri - 1

Qr kodla erişim

Ayşe Erkmen’in “Beyazımtırak” başlığını taşıyan sergisi ise bir retrospektif değil ama retrospektif nitelikleri taşıyan bir sergi. Arter’in başküratörü Emre Baykal’ın küratörlüğünde hazırlanan sergide Ayşe Erkmen’in sadece eski işleri deği ilk kez burada da sergilenen eserleri yer alıyor. İşlerin bir kısmının tekrarlanması tam olarak mümkün olmadığı için sanatçı bazı eserleri mekana göre tekrar üretmiş. Ama ilk planlanan mekanda olmadığı için aynı etkiyi vermiyor. Örneğin sanatçının “Evde” (Am Haus) isimli eseri Berlin’de bir binanın cephesindeyken asıl anlamındaydı, bir müzenin/galerinin duvarında değil. Ama sanatçının eserlerini kapsamlı bir biçimde görmek önemli. Bu sergiye eşlik eden yayında Emre Baykal’ın Ayşe Erkmen’le yaptığı uzun röportajı sanatçıyı yakından tanımak ve eserlerini daha iyi anlamak isteyenlere mutlaka tavsiye ederim. Yayında yer alan qr kodu akıllı telefonunuza okuttuğunuzda sanatçının 2017 tarihli “Dolapdere” isimli ses yerleştirmesinin kaydına ulaşmak mümkün. Bu da sanat yayıncılığında yeni yeni başlayan qr kod kullanılmasının başarılı bir örneği.

Müzede yer alan diğer sergileri değerlendirmeye haftaya devam edeceğim.